Önce kalbine
- GİRİŞ06.11.2026 09:07
- GÜNCELLEME06.11.2026 09:21
ÖNCE KALBİNE, ŞİMDİ KÂBE’YE YÜRÜYOR!
(Er ging zuerst den Weg zu seinem Herzen – jetzt geht er den Weg zur Kaaba!)
“İnsanlar arasında haccı ilan et ki gerek yaya olarak gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.”
(Kur’ân-ı Kerîm, Hac Suresi, 27. Ayet)
BİR ÇAĞRI, BİNLERCE KİLOMETRE, TEK BİR MENZİL: KÂBE-İ MUAZZAMA!

CEMİL ŞAHİN ÖZEL RÖPORTAJ
Berlin’den Mekke’ye yürüyen Umar Andreas Lemke ile Mimar Sinan’ın muhteşem
eseri Süleymaniye Camii’nin minaresinde buluştuk.
Kâbe’ye uzanan yolculuğunun 95. gününe ulaşan Umar’la, İstanbul’daki buluşmamızda Süleymaniye’nin 242 basamağını birlikte çıkarak şehrin asırlık kubbelerine yukarıdan baktık.
242 basamakla göğe yükseldik, gönlümüzle Kâbe’ye uzandık.
BERLİN’DEN MEKKE’YE YÜRÜYEREK HAC YOLCULUĞUNUN 95. GÜNÜ:

İSTANBUL-SÜLEYMANİYE CAMİİ BULUŞMASI
PEKİ, NEDEN SÜLEYMANİYE?
Umar Andreas Lemke’nin Berlin’den Kâbe-i Muazzama’ya yürüdüğünü ilk duyduğumda, zihnimde bu yolculuğu tarihimizin ve medeniyetimizin manevi derinliğiyle buluşturma düşüncesi doğdu.
Aklıma büyük usta Mimar Sinan geldi.
İstanbul semalarına nakşettiği Süleymaniye ile Harem-i Şerif’e uzanan mimari hizmetleri arasında kurduğum tarihî bağ, bu buluşmaya bambaşka bir anlam kazandırdı.
Kendi kendime şöyle düşündüm:
“Kâbe-i Muazzama’ya kavuşmak için binlerce kilometre yol yürüyen bir gönül yolcusuyla, asırlar önce Harem-i Şerif’in imarına hizmet eden büyük usta Mimar Sinan’ın ölümsüz eseri Süleymaniye’de buluşmaktan daha anlamlı ne olabilirdi?”
Bu düşünce, röportajımızın mekânını ve manevi çerçevesini belirledi.
Bir tarafta Mimar Sinan’ın İstanbul semalarına nakşettiği Süleymaniye, diğer tarafta Harem-i Şerif ve bütün Müslümanların kıblesi Kâbe-i Muazzama…
İşte bu tarihî ve manevi bağ, bizi Süleymaniye’nin minaresinde buluşturdu.
Sanki Mimar Sinan, asırlar öncesinden Süleymaniye’nin kubbeleriyle Kâbe-Muazzama arasında görünmez bir gönül köprüsü kurmuş; biz de bugün o köprünün
üzerinde buluşmuştuk.
Bu yüzden bu yolculuğu Mimar Sinan’sız, bu buluşmayı Süleymaniye’siz düşünemezdim.
SÜLEYMANİYE’NİN ŞEREFESİNDE GÖZYAŞLARIYLA BULUŞAN İKİ GÖNÜL
Süleymaniye’nin 242 basamağını birlikte çıkarak minarenin şerefesine ulaştığımızda, Umar’ın yüzündeki hayranlık ve heyecan görülmeye değerdi. Mimar Sinan’ın muhteşem kubbesi, İstanbul’un asırlık minareleri ve tarihî silueti bütün ihtişamıyla önümüzde uzanıyordu.
Bir müddet sessizce etrafı seyretti. Ardından gözleri doldu, bana sarıldı ve teşekkür etti.
Hayal etse, hatta tahayyül etmeye çalışsa bile Süleymaniye’nin minaresine çıkabileceğini, böylesine muhteşem bir eseri bu açıdan görebileceğini düşünmediğini söyledi.
“Kardeşim, senin sayende bunları gördüm. Sana ne kadar teşekkür etsem azdır. Allah senden razı olsun.”
Bu sözleri duyduğumda ben de derinden duygulandım.
Yıllardır camilerimizin kubbelerini, minarelerini ve ecdadımızın bıraktığı eşsiz eserleri fotoğraflıyorum. Fakat bu defa benim için de bir ilk yaşanıyordu.
İlk kez Kâbe-i Muazzama’ya yürüyerek ulaşmaya çalışan bir kardeşimizle, Mimar Sinan’ın Süleymaniye’sinin minaresinde böylesine anlamlı bir röportaj gerçekleştiriyordum.
Bir tarafta onun hiç tahayyül edemediği bu buluşmanın sevinci, diğer tarafta benim de bu manevi yolculuğa küçük de olsa katkıda bulunmuş olmanın huzuru vardı.

O an kendi kendime sordum:
Allah’ın evinde, O’nun huzuruna yönelmiş iki gönül için mesafelerin ne önemi vardı?
Elbette Kâbe-i Muazzama kilometrelerce uzağımızdaydı. Ancak aynı kıbleye yöneliyor, aynı Rabb’e dua ediyorduk. Süleymaniye’nin şerefesinde bedenlerimiz İstanbul’daydı; gönüllerimiz ise Kâbe-i Muazzama’ya uzanıyordu.
Kâbe’ye olan mesafemiz kilometrelerle ölçülüyordu; Allah’a yakınlığımız ise gönlümüzdeki iman, samimiyet ve teslimiyetle…
İşte o an anladım ki bu buluşma yalnızca bir röportaj değildi. Mimar Sinan’ın asırlık şaheserinde, iki kardeşin aynı duada buluşmasıydı.
Berlin’den Kâbe’ye yürüyen bir kardeşimizin yolculuğunda ona böylesine unutulmaz bir hatıra yaşatmaya vesile olabildiysem ne mutlu bana.
Çünkü bazen insanın hayatında bıraktığı en güzel iz, çektiği bir fotoğraf değil, dokunduğu bir gönüldür.
Büyük ustayı kendi şaheserinde rahmet ve minnetle yâd ederken, dualarımızı Kâbe’ye doğru uğurladık.
Selam olsun Mimar Sinan’ın Süleymaniye’sinden Kâbe-i Muazzama’ya…
BAZI YOLCULUKLAR AYAKLARLA DEĞİL, KALPLE BAŞLAR…
Bazı yolculuklar vardır, mesafelerle ölçülür. Bazıları vardır, yıllarla… Bazıları ise ne kilometrelere sığar ne de takvim yapraklarına.
Çünkü insan bazen binlerce kilometre yürür ama asıl mesafeyi kendi kalbinde kat eder.Almanya’nın başkenti Berlin’den 2 Ağustos 2026 tarihinde sırt çantasını omzuna alarak yola çıkan Umar Andreas Lemke’nin hikâyesi de işte böyle bir yolculuğun hikâyesi.
Hedefinde Mekke, gönlünde Kâbe, dilinde dua, yüreğinde ise Allah’a daha yakın olma arzusu var.
BU NASIL BİR İMAN, NASIL BİR TESLİMİYET, NASIL BİR GÖNÜL AŞKIDIR?
Umar’ın hikâyesini ilk duyduğumda derinden etkilendim. Bir an gözlerimin önüne Kâbe-i Muazzama geldi… Ardından Almanya’dan yola çıkan, binlerce kilometrelik mesafeyi adım adım aşmaya karar veren Umar’ı hayal ettim.
Kendi kendime sordum:
Bu nasıl bir iman, nasıl bir teslimiyet, nasıl bir gönül aşkıdır ki insanı böylesine uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkarır?
Bir insanı, alıştığı hayatın konforundan uzaklaştırıp binlerce kilometrelik yollara düşüren manevi kuvvet neydi?
İşte bu soruların cevabını bulmak, onun kalbinde başlayan yolculuğu kendi dilinden dinlemek istedim.
Çünkü benim için bu hikâye, yalnızca Almanya’dan Kâbe’ye uzanan bir yürüyüşün değil, bir insanın imanla değişen hayatının hikâyesiydi.
Henüz 17 yaşındayken İslam’ı kabul eden, yıllar boyunca hayatın farklı yollarından geçen, oyunculuk yapan ve Kasım 2025’te yeniden inancına yönelen Umar, bugün geçmişinden ders alarak geleceğine yürümeye çalışıyor.
Bu yolculuğun yalnızca sevinçleri yoktu.
Macaristan’da annesini kaybetmiş, kimi zaman ormanlarda tek başına kalmış, geceleri nerede uyuyacağını bilemediği günler yaşamıştı.
Fakat yürümekten vazgeçmemişti.
İşte bu düşüncelerle Süleymaniye’nin manevi atmosferinde, Berlin’den Mekke’ye yürüyen Umar Andreas Lemke’ye sorularımızı yönelttik.
İşte bu düşüncelerle, Süleymaniye’nin manevi atmosferinde, Berlin’den Kâbe-i Muazzama’ya yürüyen Umar Andreas Lemke ile bir araya geldik.
571’DEN 1453’E, SÜLEYMANİYE’DE 13 SORULUK BİR GÖNÜL YOLCULUĞU

Bazen tarihin rakamları, insanın gönlünde beklenmedik çağrışımlar uyandırır.
Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) doğum yılı olarak kabul edilen 571… Rakamlarının toplamı 13.
İstanbul’un fetih yılı 1453… Onun da rakamlarının toplamı 13.
Biri insanlığa rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin dünyaya teşrifini, diğeri İstanbul’un fethini hatırlatıyor.
Ben de bu iki tarih arasında fark ettiğim sayısal uyumdan ilham alarak, Berlin’den Kâbe-i Muazzama’ya yürüyen Umar Andreas Lemke ile gerçekleştirdiğim özel röportajı 13 soruda tamamlamak istedim.
571’den 1453’e uzanan tarihî hatıralar, 2026 yılında Süleymaniye’nin şerefesinde 13 soruluk bir gönül yolculuğuna ilham verdi.
Bu, rakamlara yüklenmiş gizli bir anlam değil; tarihe, Peygamber Efendimize
duyduğumuz muhabbete ve ecdadımızın mirasına gönlümüzden uzanan sembolik bir selamdır.
Şimdi sözü, binlerce kilometrelik bu yolculuğun kahramanına bırakıyoruz.
Önce kendisini tanıyacak, ardından kalbinde başlayan iman yolculuğunun izini, kendi dilinden ve yaşadıklarından hareketle birlikte süreceğiz.
1. BERLİN’DEN KÂBE’YE YÜRÜYEN ADAM: UMAR ANDREAS LEMKE KİMDİR?
Cemil Şahin: Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Umar Andreas Lemke kimdir? İslam’la tanışmadan önce nasıl bir hayatınız vardı?
Umar Andreas Lemke: Benim adım Umar Andreas Lemke. Berlin’den geliyorum. Geçmişte oyunculuk yaptım.
Ancak bugün kim olduğumu yalnızca ismimle, mesleğimle veya geçmişimle anlatamam.
Çünkü bugün olduğum insan, birkaç yıl önceki insanla aynı değil.
Hayatımda büyük bir manevi değişim yaşadım. Bugün kendimi Allah’a daha yakın olmaya çalışan, hatalarından ders çıkaran ve doğru yolda yürümek isteyen bir Müslüman olarak görüyorum.
2. 17 YAŞINDA İSLAM’I SEÇTİ: İLK KELİME-İ ŞEHADET, YENİ BİR HAYATIN BAŞLANGICI!
Cemil Şahin: Umar Bey, henüz 17 yaşındayken İslam’ı kabul etmeye nasıl karar verdiniz? Sizi Müslüman olmaya yönelten neydi? 11 Eylül 2001’de Berlin’de ilk kez kelime-i şehadet getirdiğiniz o unutulmaz anda kalbinizden neler geçti, neler hissettiniz?
Umar Andreas Lemke: 11 Eylül 2001’de, henüz 17 yaşındayken Berlin’de bir fast-food restoranında kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldum.
O dönem hayatımda huzuru, doğru yolu ve manevi bir dayanak arıyordum. İslam’ı kabul etmem, hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Ancak Müslüman olmam, dinimi hemen gerektiği gibi yaşamaya başladığım anlamına gelmiyordu. Yıllar sonra, Kasım 2025’te, inancımı yeniden sorgulayarak Allah’a daha bilinçli şekilde yöneldim.
3. BİR KADININ SORDUĞU TEK SORU HAYATINI DEĞİŞTİRDİ!
Cemil Şahin: Yıllar sonra hayatınızda büyük bir manevi değişim yaşadınız. Sizi yeniden Allah’a yönelten o unutulmaz an neydi?
Umar Andreas Lemke: Kasım 2025’te bir kadın bana, “Sen Müslüman mısın?” diye sordu. “Elhamdülillah” dedim.
Eve döndüğümde kendi kendime, “Elhamdülillah diyorum ama inancımı ne kadar yaşıyorum?” diye sordum.
İşte o soru hayatımı değiştirdi. Beş vakit namaza başladım, oyunculuğu bıraktım ve eski alışkanlıklarımdan uzaklaştım.
Eskiden kameraların karşısında farklı roller oynuyordum. Bugün ise Allah’ın huzurunda hiçbir rol oynamak istemiyorum.
4. ÖNCE KALBİNİZE, SONRA KÂBE’YE YÜRÜDÜNÜZ!
Cemil Şahin: Umar Bey, sizin asıl yolculuğunuzun Berlin’den değil, kalbinizden başladığını düşünüyorum. Bu manevi değişimi nasıl anlatırsınız?
Umar Andreas Lemke: Elhamdülillah. Benim Mekke yolculuğum Berlin’den attığım ilk adımla başlamadı. Çok daha önce kalbimde başladı.
İslam’ı 2001 yılında kabul ettim ancak uzun yıllar dinimi gerektiği gibi yaşayamadım. Kasım 2025’te yeniden Allah’a yöneldim, beş vakit namaza başladım ve hayatımı değiştirdim.
Bir insanın kat edebileceği en büyük mesafe, Berlin’den Mekke’ye değil, kalbinden Allah’a uzanan yoldur.
5. UÇAKLA SAATLER, YÜRÜYEREK BİNLERCE KİLOMETRE!
Cemil Şahin: Berlin’den Mekke’ye uçakla gidebilecekken neden yürümeyi tercih ettiniz?
Umar Andreas Lemke: 2 Ağustos 2026’da Berlin’den yola çıktım. Amacım yalnızca Mekke’ye ulaşmak değil; Allah’a yakınlaşmak, tövbe etmek, sabrı ve tevekkülü yaşayarak öğrenmekti.
Farklı milletlerden ve inançlardan insanlarla tanışmak, İslam’ın merhametini ve kardeşliğini göstermek istedim.
Benim hedefim Mekke’ye ulaşmak. Ama asıl yolculuğum Allah’a geri dönmek.
6. SIRT ÇANTASI OMZUNDA, ANNESİNİN HATIRASI KALBİNDE!
Cemil Şahin: Bu uzun yolculukta sizi en çok zorlayan, kalbinizde en derin izi bırakan olay neydi?
Umar Andreas Lemke: Yolculuğumun en ağır imtihanı Macaristan’dayken annemi kaybetmem oldu. Bu acı, yaşadığım bütün fiziksel zorluklardan çok daha büyüktü.
Ancak annemin hayattayken inancımın bende oluşturduğu güzel değişimi görmüş olmasına şükrediyorum.
Onun hatırasını kalbimde taşıyarak yoluma devam ediyorum. Rabbim anneme rahmet eylesin, günahlarını bağışlasın ve mekânını cennet eylesin.
7. NAVİGASYONUMU KAYBETTİM, ALLAH’A GÜVENMEYİ ÖĞRENDİM!
Cemil Şahin: Ayaklarınız yorulduğunda, yalnız kaldığınızda size devam etme gücünü ne verdi?
Umar Andreas Lemke: Daha ilk gün telefonum bozuldu. Beş gün boyunca navigasyon olmadan yürüdüm. Ormanlarda yalnız kaldım, ayaklarım ağrıdı, bazen nerede uyuyacağımı bilemedim.
Fakat bu zorluklar bana sabrı ve Allah’a tevekkülü öğretti.
Yolculuğumun ilk gününde navigasyonumu kaybettim. Ama bu yolda çok daha değerli bir şey buldum: Allah’a olan derin güvenimi.
8. TÜRKİYE’YE YABANCI GELDİM, KARDEŞLER BULDUM!
Cemil Şahin: Edirne’den İstanbul’a uzanan yolculuğunuzda Türk insanı kalbinizde nasıl bir iz bıraktı?
Umar Andreas Lemke: Türkiye’ye geldiğimde gördüğüm sevgi ve misafirperverlik beni derinden etkiledi. Edirne’de hiç tanımadığım insanlar bana yardımcı oldu, kalacak yer ayarladı.
Babaeski’de belediye başkanı beni misafir etti. Çorlu’da kardeş gibi karşılandım.
Selimiye Camii’nde tanıştığım Yusuf Hoca’nın kalbimde ayrı bir yeri var.
Ben Türkiye’ye bir yabancı olarak geldim ama burada kendime kardeşler, dostlar ve gönül bağları buldum.
9. SÜLEYMANİYE’NİN KUBBESİ ALTINDA UNUTULMAZ BİR SABAH NAMAZI!
Cemil Şahin: Şu anda Mimar Sinan’ın Süleymaniye’sindeyiz. Bu muhteşem mabedin manevi atmosferi size neler hissettirdi?
Umar Andreas Lemke: Süleymaniye’nin güzelliği ve ihtişamı beni derinden etkiledi. Ancak burada yaşadığım en güzel an sabah namazıydı.
Büyük bir huzur ve huşû içinde namaz kıldım. O anda geride bıraktığım kilometrelerin ve önümdeki uzun yolun hiçbir önemi yoktu.Eskiden böyle yerleri sadece gözlerimle görüyordum. Bugün ise kalbimle hissediyorum.
10. İNSANLARIN HATALARI YÜZÜNDEN ALLAH’TAN UZAKLAŞMAYIN!
Cemil Şahin: Müslüman gençlere ve İslam’ı henüz tanımayan insanlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Umar Andreas Lemke: İnsanların davranışları yüzünden Allah’tan ve dininizden uzaklaşmayın. İslam’ı insanların hatalarına göre değil, Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünneti üzerinden öğrenin.
Birbirimizi yargılamak yerine merhamet göstermeliyiz.
İnsanlara değil, Allah’a sımsıkı sarılın. Çünkü insanlar sizi hayal kırıklığına uğratabilir ama Allah’ın rahmetinden asla ümit kesmeyin.
11. BİR İNSANIN KALBİNE DOKUNABİLİRSEM BÜTÜN YORGUNLUĞUMA DEĞER!
Cemil Şahin: Bu yolculuğunuzla bütün dünyaya vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Umar Andreas Lemke: Ben bu yola meşhur olmak için çıkmadım. İslam’ın güzelliğini, merhameti, kardeşliği ve tevekkülü göstermek istiyorum.
Bugün neredeyse bütün hayatımı bir sırt çantasında taşıyorum. Mutluluğun para, şöhret veya mal mülkte olmadığını öğrendim.Eğer benim hikâyem sayesinde yalnızca bir insan bile yeniden namaza başlarsa, Kur’an okumaya yönelirse veya hayatında yeni bir başlangıç yaparsa, bu benim için milyonlarca izlenmeden daha kıymetlidir.Ben dünyayı değiştirmeye tek bir insanın kalbinden başlamak istiyorum.
12. KÂBE’YE YÜRÜYEN AYAKLARINIZ DURDUĞUNDA KALBİNİZ ALLAH’A NE SÖYLEYECEK?
Cemil Şahin: Umar Bey, son bir soru… Binlerce kilometrelik yol geride kaldığında, Kâbe’nin karşısına çıktığınızda Rabb’inize söyleyeceğiniz ilk söz ne olacak?
Umar Andreas Lemke: Sanırım bu, bütün röportaj boyunca bana sorduğunuz en zor soru.
Belki ağlayacağım, belki tek kelime bile söyleyemeyeceğim. Ama kalbim konuşabilseydi ilk söyleyeceği söz şu olurdu:
“Ya Rabbi, Elhamdülillah! Bana hidayet verdiğin, yeniden Sana yönelme fırsatı nasip ettiğin için şükürler olsun. Günahlarımı bağışla. Vefat eden anneme rahmet eyle. Ümmetimizi birleştir ve bizi doğru yoldan ayırma.”
Ben yalnızca ayaklarımla Kâbe’ye ulaşmak istemiyorum. Kalbimin de Allah’a yaklaşmış olmasını istiyorum.
Bir gün yürüyüşüm Mekke’de sona erebilir. Ama Allah’a olan manevi yolculuğumun ömrüm boyunca devam etmesini diliyorum.
Mekke, yürüyüşümün hedefidir. Ama Allah’ın rızası, hayatımın hedefidir.
Elhamdülillahi Rabbil Âlemîn.
13. KALBİNİZDEKİ AŞK: RESÛLULLAH’A VE KÂBE-İ MUAZZAMA’YA KAVUŞMA ÖZLEMİ
Cemil Şahin:
Umar kardeşim, Süleymaniye’nin şerefesinde bana Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v.) duyduğunuz derin muhabbeti, O’nun mübarek huzuruna varma hasretinizi ve Kâbe-i Muazzama’ya kavuşma özleminizi anlattınız.
Sizi dinlerken kalbinizde taşıdığınız o büyük sevginin, binlerce kilometrelik yolculuğunuzun asıl gücü olduğunu hissettim.
Umar kardeşim, nasıl bir aşktır bu? Nasıl bir kalptir,hasrettir ki bütün yorgunluklarınızı unutturuyor, bütün zorluklara rağmen sizi sabırla, tevekkülle ve teslimiyetle yürümeye devam ettiriyor?
Umar Andreas Lemke:
“Benim bu yolculuğum yalnızca ayaklarımla katettiğim binlerce kilometreden ibaret değil. Ben kalbimle çoktan Resûlullah Efendimiz’e ve Kâbe-i Muazzama’ya doğru yola çıktım.
Gönlüm onlara kavuşmanın hasretiyle yanıyor. Resûlullah Efendimiz’in mübarek huzuruna varabilmek, O’na duyduğum sevgiyi Medine’de hissedebilmek ve Kâbe-i Muazzama’yı kendi gözlerimle görebilmek… İşte kalbimde taşıdığım en büyük aşk, en büyük özlem budur.
Bazen ayaklarım yoruluyor, bedenim güçsüz düşüyor, yollar bitmeyecekmiş gibi geliyor. Fakat kalbimdeki bu muhabbet, bütün yorgunluğumu unutturuyor.
Benim gücüm yalnızca ayaklarımdan değil; Allah’a olan tevekkülümden, sabrımdan ve kalbimde taşıdığım bu büyük sevgiden geliyor.
Çünkü her adımımın beni yalnızca Kâbe’ye değil, Rabbimin rızasına da yaklaştırmasını ümit ediyorum.
Ayaklarım hâlâ yolda, fakat kalbim çoktan o mukaddes beldelere ulaştı.”
SÜLEYMANİYE’DEN KÂBE’YE: YOLLAR BİTER, GÖNÜL YOLCULUĞU BİTMEZ!
Süleymaniye’nin minaresinde gerçekleştirdiğimiz bu özel buluşmanın ardından bir kez daha anladım ki insanın yolculuğu yalnızca ayaklarının bastığı topraklardan ibaret değildir.
Bazen bir adım, binlerce kilometreden daha büyük anlam taşır.
Bazen bir secde, yılların yorgunluğunu unutturur.
Bazen bir annenin hatırası, insanın sırtındaki bütün yüklerden daha ağır gelir.
Ve bazen bir insan, hayatının en uzun yolculuğuna çıkarken aslında kendi kalbine dönmektedir.
Umar Andreas Lemke’yi dinlerken yalnızca Berlin’den Mekke’ye yürüyen bir yolcunun hikâyesine değil; insanın kendi geçmişiyle yüzleşmesine, hatalarından ders çıkarmasına, sabrına, şükrüne ve Allah’ın rahmetine duyduğu ümide de şahit oldum.
MİMAR SİNAN’IN MİRASI, AYNI KIBLEYE YÖNELEN GÖNÜLLER
Süleymaniye’nin kubbesine her baktığımda Mimar Sinan’ın yalnızca taşları bir araya getirmediğini, bir medeniyetin estetiğini, zarafetini ve inanç dünyasını mimariye dönüştürdüğünü düşünürüm.
Bu defa ise o muhteşem kubbenin yakınında bambaşka bir hikâyeye tanıklık ettim.
Bir tarafta Mimar Sinan’ın Süleymaniye’si…
Diğer tarafta onun mimari hizmetlerinin izlerini taşıyan Harem-i Şerif ve oraya ulaşmak için yürüyen bir insan…
Asırlar birbirinden uzak, mekânlar birbirinden ayrıydı.
Fakat bu iki mekânı birbirine bağlayan bir hakikat vardı:
Aynı kıbleye yönelen gönüller, mesafeler ne kadar uzak olursa olsun birbirine yabancı değildir.
Mimar Sinan’ın kubbelerle yükselttiği mimari miras, bugün Süleymaniye’de ettiğimiz dualarla bir kez daha gönül dünyamızda karşılık buluyordu.
O büyük ustayı da burada, kendi şaheserinin gölgesinde, Harem-i Şerif’e uzanan mimari hizmetlerini hatırlayarak rahmetle yâd ettik.
BİR EVLADIN KALBİNDEKİ ANNE HASRETİ
Bu yolculuğun en hüzünlü tarafı ise hiç şüphesiz Umar’ın annesini kaybetmesiydi.
Bir evlat düşünün…
Sırtında çantası, önünde binlerce kilometrelik yol, kalbinde annesinin yokluğu…
Belki bir gün Kâbe’nin karşısına çıktığında gözyaşlarının arasında annesinin hatırası da olacak.
Belki ilk duasında kendisini dünyaya getiren annesine rahmet dileyecek.
Ve belki o an, yürüdüğü bütün yolların yorgunluğu bir secdenin huzurunda hafifleyecek.
Bütün bunları düşünürken Kur’an-ı Kerim’deki şu ilahî müjdeyi hatırlamamak mümkün mü?
“Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”
İnşirâh Suresi, 94/5-6
Umar’ın anlattığı sabır ve tevekkül hikâyesi, bu ayetlerin insana verdiği ümidi bir kez daha hatırlatıyor.
KUBBELERİN ALTINDA BULUŞAN DUALAR
Yıllardır tarihî camilerimizin kubbelerini, minarelerini, taşlarını ve nakışlarını fotoğraflarken o eserlerin taşıdığı manevi dünyayı da anlamaya çalışıyorum.
Çünkü bir camiyi büyük yapan yalnızca kubbesinin çapı, minaresinin yüksekliği veya taşlarının ihtişamı değildir.O mabedi asıl anlamlı kılan, içerisinde Allah’a yönelen gönüller, edilen dualar ve secdeye varan alınlardır.
İşte Süleymaniye’de bu defa objektifimin karşısında yalnızca muhteşem bir mimari eser değil, o eserin manevi atmosferinde kendi hayat hikâyesini anlatan bir insan vardı.
Umar’a bundan sonraki yolculuğunda kolaylıklar diliyorum.
Rabbim adımlarını hayra, yolunu selamete, menzilini berekete ulaştırsın.
Kâbe-i Muazzama’ya sağlık ve afiyet içerisinde kavuşmasını, dualarının kabulünü nasip eylesin.
Ve bir gün o mübarek beldede ellerini semaya açtığında, bu yolculuk boyunca kendisine gönlünü açan bütün güzel insanları da dualarında hatırlasın.
Süleymaniye’nin minaresinden ayrılırken geriye İstanbul’un kubbeleri, hafızamda ise bir yolcunun sözleri kaldı:
“Mekke, yürüyüşümün hedefidir. Ama Allah’ın rızası, hayatımın hedefidir.”
Ne güzel bir ifade…
Çünkü yolların bir sonu vardır.
Basamakların bir sonu vardır.
Yolculukların da bir menzili vardır.
Fakat Allah’a yönelen bir gönlün arayışı, son nefese kadar devam eder.
Biz Süleymaniye’nin 242 basamağını çıkarken, aslında asırlık bir mimari mirasın içerisinde iki ayrı yolculuğu buluşturduk.
Biri Mimar Sinan’ın taşlara nakşettiği medeniyet yolculuğu…
Diğeri Umar’ın kalbinde başlayan hidayet yolculuğu…
Biri İstanbul’un kubbelerinde yükseliyordu.
Diğeri Kâbe-i Muazzama’ya uzanıyordu.
Ve ikisi de aynı kıblede, aynı duada, aynı gönül dünyasında buluşuyordu.
Bazı yolculuklar ayaklarla başlar, bazıları kalple…
Umar’ın Kâbe’ye uzanan yürüyüşü ise önce kalbinde başladı.
Rabbimiz, Enfâl Suresi’nin 63. ayetinde şöyle buyuruyor:
“Müminlerin gönüllerini birleştiren de O’dur.”
Enfâl Suresi, 63. ayet
Bu ilahi kelam, Süleymaniye’nin kubbeleri altında yaşadığımız buluşmanın gönlümüzde bıraktığı manayı ne güzel anlatıyor.
“KALPLERİ BULUŞTURAN ALLAH, BİZİ SÜLEYMANİYE’NİN KUBBELERİ ALTINDA BULUŞTURDU; DUALARIMIZI İSE KÂBE’DE BİRLEŞTİRSİN.”
Yolun açık, menzilin mübarek olsun kardeşim Umar.
Rabbim, attığın her adımı hayra vesile kılsın; seni Kâbe-i Muazzama’ya ve Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) mübarek huzuruna sağlıkla, selametle kavuştursun.
Cemil Şahin
Fotoğraf Sanatçısı | Araştırmacı | Yazar
Yorumlar5