Konya’da bir gönül ustası
- GİRİŞ07.11.2026 10:24
- GÜNCELLEME07.11.2026 11:24
Millî Eğitim Bakanlığımızın öncülüğünde yürütülen Öğretmen Akademileri programına katılmak için Konya’ya gittim.
Aklıselim, zevkiselim ve kalbiselim sahibi öğretmenlerimizle dertleşme imkânı bulduk. Gönüllere dokunma üzerinde durduk.
Dokunulan gönül başka bir gönle dokundukça güzellik yayılıyor; ülkenin her yanında hissedilen bir bereket hâsıl oluyor.

İki saate yakın bizleri dikkatle dinleyen öğretmenlerimizle insanı inşa eden şehirleri de konuştuk.
Şehirlerin kimliğinde, orada yaşayan ve iz bırakan büyük insanların payı üzerinde durduk. İnsan mekânı şereflendirince taşın, toprağın, sokağın anlamı da değişiyor.
Konya, bu anlamda Hazreti Mevlânâ’nın asırlardır beslediği, büyüttüğü, koruyup kolladığı bir belde. Onun gönül ikliminde mayalanmaya, arınmaya, durulmaya devam ediyor.
Müze Müdürümüz Hazreti Mevlana’yı ziyaret edenlerin bu sene üç milyon altı yüz bin civarında olduğunu söyledi. Anlamasını bilenler için ne büyük ibretler, okumasını bilenler için ne derin hikmetler var!
Hak âşıkları, yüzyıllar sonra bile tesirlerini sürdürüyor, gönüllere dokunuyor. Eserleri, sözleri ve yaşayışlarıyla insanları hakikate çağırıyorlar.

Yunusumuzun dediği gibi âşıklar ölmüyor. Âleme nefes sunmaya, gönülleri aşkla mayalamaya devam ediyorlar. Onların türbelerinden yayılan esenlik, dünyanın dört bir yanına ulaşıyor.
ALLAH’ HATIRLATAN BİR YÜZ
Konya’da hayırlı işlerin çoğunun mutfağında bulunan Atila Yaramış dostumuz, programın ardından nereleri görmek istediğimi sordu.
“Ağzı dualı, ihlaslı, yüzüne bakınca Allah’ı hatırlayacağımız güzel bir insanı ziyaret edelim. Resmî ve siyasi ortamlardan uzak, sivil ve samimi bir yere gidelim.” dedim.
Zihninde hemen bir rota belirdi. Soluğu, babasından öğrendiği ciltçilik mesleğini sürdüren Mahmud Sami Özcan’ın yanında aldık. Küçük dükkânına büyük dünyalar sığdıran bu güzel insanı görünce aklıma Üstad’ın mısraları geldi:
O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır;
O yüz ki, göz değince Allah’ı hatırlatır.
Olumsuz örneklerin sürekli anlatıldığı, yanlış yapanların sıkça gündeme getirildiği zamanlarda, toplumda iyilerin kalmadığı kanaati oluşabiliyor insanlarda.
Oysa bizim insanımızın içinde nice iyiler var. Anadolu irfanını özünde yaşayan, işini hakkıyla yapan, incinmeden ve incitmeden ömür süren nice güzel insan var aramızda.
Mahmud Sami amca da onlardan biri. Yaradılış gayesinin farkında aza kanaat etmenin, kazancını helalle bereketlendirmenin sırrına ermiş bir derviş.
Mesleği babasının yanında başlamış. Yıllar boyunca yaptığı iş ona sabrın inceliklerini öğretmiş. Eskiyi yenilemek, eksiği tamamlamak, hasarı onarmak onun işi.
Şimdilerde yalnızca Kur’an-ı Kerim ciltliyor. Allah’ın rızasını gözeterek yaptığı iş günler sürse de müşterisinden cüzi bir ücret alıyor. Kanaat ehli olanların gerçek zenginler olduğunun bilincinde.
Çok kazanma hırsının insanı kuşattığı bir dünyada böyle insanlarla karşılaşmak, umudumuzu tazeliyor.
Dükkanının duvarlarında eski zamanların neşesi aslı duruyor. O sohbetiyle bize kaybettiğimiz değerleri hatırlatıyor. Doğal besin nasıl beden sağlığımız için önemliyse doğal insan da ruh sağlığımız için o kadar önemli.
Bize işini değil sanki aşkını anlatıyor. Kur’an’la meşgul olmanın huzuru sesine yansıyor. Yırtılan sayfaların koli bandıyla yapıştırılmasına sitem ediyor.
Tamir sırasında en çok bu bantları temizlemekte zorlandığını anlatıyor. Daha fazla iş almak, adını duyurmak gibi bir telaşı yok.
Vaktine göre iş geldiğini, aldığı işleri kimseye mahcup olmadan yetiştirdiğini söylüyor. Dilinde her daim şükür var.

Tasavvuf ehli olan babası, kendisine mürşidinin adını vermiş. O da bu ismin hatırlattığı istikamette yürümeye gayret ediyor.
Sohbetimiz sırasında, Konya’nın kıymetli şahsiyetlerinden Doktor Hulusi Baybal’ın uzun yıllar hizmetinde bulunduğunu, gönüllü olarak şoförlüğünü yaptığını anlattı.
Bir defasında bir cami açılışına yetişmeleri gerekiyormuş. Henüz varacakları yere epey mesafe varken aracın yakıt ikaz lambası yanmış. Mahmud Sami amca, benzinin tükenmek üzere olduğunu söyleyince Hulusi Bey, “Bas, bas, gidelim.” demiş.
Onun anlattığına göre araç, caminin önüne vardıklarında durmuş. Yıllar geçmiş ama bu hatırayı paylaşırken duyduğu heyecan hâlâ canlıydı.
Musa Topbaş Hoca’ya dair hatırasını da aynı muhabbetle anlattı. “Bizi seven cenazemizde bulunsun.” Duasına mazhar olmuş.
Küçük oğlunun rahatsızlığı sebebiyle İstanbul’a gittiği günlerde cenazeye katılmanın kendisine nasip olduğunu söyledi.
Bunu anlatırken sesinde hem ayrılığın hüznü hem de o son vazifeyi yerine getirebilmenin şükrü vardı.
Mahmud Sami amca, inancının çizdiği sınırları hayatı boyunca korumaya çalışmış; dünyanın insanı kendine çeken tarafları karşısında kanaate tutunmuş.
Gençlere tavsiyesi de bu yönde: Dinimizden, ahlakımızdan ve adaletten taviz vermemek; hayatı bu sağlam esaslar üzerine kurmak.
Maneviyatla iç huzurunu bulan insanın ailesine de huzur taşıyacağına, çevresine esenlik yayacağına inanıyor.
İşinde dürüst olmayanın huzurlu olamayacağını söylüyor. Kazançtan söz açıldığında dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor: Önce helalinden kazanmak.
Mahmud Sami Özcan amcamız gibi Anadolu’nun güzel insanları, çağın bütün hoyratlığına rağmen bize iyiliği, diğerkâmlığı, hakkına razı olmayı, saygıyı ve sevgiyi hatırlatıyor.
Küçük bir dükkânda, sabırla onarılan sayfaların arasında insanın gönlü de onarılıyor. Gerçek ustalık da budur zaten.
Kendisini dinledikçe Cenab-ı Alah’ın bu mübarek Anadolu topraklarını boş bırakmadığına dair inancım bir kez daha arttı.
Konya’dan her zamanki gibi huzurla ve muhabbetle ayrıldım.
Rabbimiz bizleri iyilerden ayırmasın.
Mahmut BIYIKLI / Haber7
Yorumlar3