‘Terörlü Türkiye’ kimin işine yarar?
- GİRİŞ08.11.2026 09:12
- GÜNCELLEME08.11.2026 09:12
Küresel sistemin Soğuk Savaş sonrası girdiği geçiş dönemi, yerini açık ve örtülü cephe hatlarının iç içe geçtiği fiilî bir 3. Dünya Savaşı dinamiğine bırakmış durumda. Doğu Avrupa düzlüklerinden Karadeniz’e, Basra Körfezi’nden Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz’e uzanan hat boyunca geleneksel ittifak mimarileri çatırdıyor. Enerji koridorları, ticaret rotaları ve istihbarat ağları üzerinden yürütülen vekâlet savaşları doğrudan sınır güvenliğini tehdit eden sıcak çatışmalara dönüşüyor.
Bölgesel fay hatlarının Gazze’deki katliamlar ve yayılmacı askerî doktrinlerle sarsıldığı, küresel güçlerin sınırları yeniden dizayn etme girişimlerinin hız kazandığı bir konjonktürde Türkiye, sınır ötesi askerî caydırıcılığını içeride en stratejik hamleyle tahkim etmek zorunda kaldı: İç cephenin bütünleştirilmesi...
Ankara’da kamuoyunun gündemine yansıyan fakat satır aralarındaki derinliği henüz tam manasıyla anlaşılmamış olan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu (Taslak), işte bu jeopolitik mecburiyetin ve devlet aklının kurumsal bir ürünü olarak masada duruyor. Bu taslak metnin ortaya koyduğu mimarî, hem küresel güçlerin Türkiye üzerindeki en kullanışlı aparatını elinden alma potansiyeline sahip hem de iç siyasetteki reaktif refleksleri, özellikle mikro-milliyetçi söylemleri test eden bir turnusol kâğıdı işlevi görüyor.
***
Gündelik siyasetin sığ tartışmalarından sıyrılarak meselenin özüne inildiğinde, sürecin ana hatları daha net anlaşılır.
Avukat dostum Metehan Ayaydın’la birkaç gün önce bazı görüşmeler için MHP Genel Merkezi’nde idik. MHP Genel Başkan Yardımcısı ve sürecin hukuksal/siyasî mimarlarından Avukat Fethi Yıldız ile de çok faydalı bir sohbetimiz oldu.
Sohbetin sonunda şunu çok net olarak anladık; yürütülen çalışmaların ciddiyeti ve kırmızı çizgileri hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar net…
Masaya konulan taslak metnin 2. bölümü olan “Komisyonun Temel Hedefleri” incelendiğinde, sürecin geçmişteki denemelerden yapısal olarak farklılaştığı görülüyor:
“Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, terörün Türkiye'nin gündeminden bütünüyle çıkarılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, millî birlik ve kardeşliğin pekiştirilmesi ile özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında ilerleme sağlanması hedefleri etrafında teşekkül ettirilmiştir. Komisyon; Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini, temel anayasal ilkelerini, demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla çalışmalarını sürdürmüştür. Türkiye'nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçe'nin resmî dil statüsü ve laik Cumhuriyet ilkesi ortak temel değerlerdir...”
Metnin altını çizdiği temel unsurlar incelendiğinde üç ana sütun öne çıkıyor:
-
Kurucu felsefe ve üniter çatı: Egemenliğin bölünmezliği, üniter devlet yapısı, resmî dilin Türkçe oluşu ve anayasal ilkeler herhangi bir pazarlığın değil, sürecin ön koşulsuz zeminidir.
-
Hukuk ve güvenlik dengesi: Terörle mücadele kararlılığından taviz verilmeden, hukukun üstünlüğü çerçevesinde hareket edilmesi esastır.
-
Fesih ve silah bırakma: Komisyonun gündemi, “örgütün feshedilmesi ve silah bırakması yönünde oluşan kararın olgunlaşmasıyla birlikte, idarî ve hukukî düzenlemelerin nasıl bir çerçeveye oturtulacağı” sorusuna cevap aramaktadır.
***
Taslak metnin 2.1 numaralı başlığında ifade edilen “Bu hedef tam manası ile başarıya ulaştığında, Komisyon çalışmalarımız tüm yönleriyle, ‘Türkiye Modeli’ olarak literatüre geçecektir” tespiti, tam da karşıt cephenin itiraz gerekçesini ele veriyor. Dünyadaki benzer çatışma çözümü süreçleri ekseriyetle adem-i merkeziyetçilik, federe yapılar veya egemenliğin devri ile neticelenirken, Ankara’nın hedeflediği model, üniter devleti güçlendirerek terör aygıtını lağvetmeyi öngörüyor.
Peki, kendilerini farklı ideolojik uçlarda tanımlayanlar kadar yöntem ve retorik olarak benzeşen milliyetçi partiler ve aktörler bu taslağa neden şiddetle karşı çıkıyor?
Milliyetçilik, tabiatı gereği -evrensel tanımıyla- kolektif bir düşman algısına ve kesintisiz güvenlik kaygısına muhtaçtır. Bütün dünyada etnik veya reaktif temelde siyaset üreten marjinal aktörler, varlıklarını toplumun ortadan ikiye bölünmesine, travmaların canlı tutulmasına ve kimlikler arası çatışma ihtimaline borçludur. Terörün tamamen tasfiye edildiği, üniter çatı altında 85 milyonun kucaklaştığı bir vasatta öfke, korku ve şüphe üzerinden oy devşiren radikal söylemler hızla işlevsizleşecektir.
***
Terör örgütünün gölgesinde siyaset yapan etnik ayrılıkçı hattın bazı aktörleri de bu taslaktan rahatsızlık duyuyor. Çünkü silahların susması ve örgütün feshi, bölge halkı üzerindeki terör vesayetini kıracak. Terör örgütü marifetiyle uluslararası emperyalist aktörlere “bölgesel piyon” olarak pazarlanan etnik sermaye, yerini anayasal vatandaşlık zeminindeki meşru demokratik katılıma bırakacak. Bu da küresel istihbarat servislerinin sahadaki kaldıraçlarını kaybetmesi anlamına geliyor
Devletin stratejik aklını kavramaktan yoksun kesimler taslak metni bağlamından kopararak kamuoyuna sunuyor. Raporda açıkça belirtilen “üniter devlet, resmî dil Türkçe, toprak bütünlüğü ve laik cumhuriyet” vurgularını görmezden gelerek, her türlü tasfiye ve barış iradesini “taviz” olarak yaftalıyor. Bu kesimlerin karşı çıkışının temelinde terör bittiğinde güvenlikçi kaygılar üzerinden kurdukları iklimin çökecek olması yatıyor olabilir. Çünkü çatışmasızlık, bazı kesimlerin elindeki en büyük siyasî ajitasyon malzemesidir.
***
Sayın Fethi Yıldız’a yönelttiğimiz “Terörlü Türkiye kimin işine yarıyor?” sorusunun arka planı, meselenin salt bir asayiş başlığı olmadığını, devasa bir jeopolitik ve iktisadî şebekeye işaret ettiğini ortaya koyuyor:
Bölgesel harita tasarımcıları: Türkiye’nin güney sınırlarında kurulmak istenen garnizon kuşağı, ancak Türkiye içeride meşgul edildiği ve kaynakları sınır içinde tüketildiği sürece hayata geçirilebilir. Terörsüz Türkiye, sınırlarının ötesine vizyon koyabilen ve kuşatmayı yaran bir Türkiye demektir.
Karanlık iktisat ve rantiye: Sınır aşan kaçakçılık, uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı ve kayıtsız para akışından beslenen çıkar çevreleri, düzenli ve hukukî denetime tabi bir coğrafyada barınamaz. Terör, bu gayrimeşru ekonominin en büyük paravanıdır.
Fon odaklı “sivil” ajanlar: Terörün ürettiği insan hakkı ihlalleri ve istikrarsızlık üzerinden Batılı STK ve fon mekanizmalarından beslenen, Türkiye’yi sürekli uluslararası mahkemelerde ve platformlarda sanık sandalyesinde tutmak isteyen yapılar, terörün bitmesiyle meşruiyet tabanlarını kaybedecektir.
***
Tarihî tecrübeler göstermiştir ki, dışarıdan gelen emperyal saldırılar ancak içerideki zafiyetler ve çatlaklar üzerinden derinleşebilir. Türkiye Cumhuriyeti, ikinci yüzyılına adım atarken kırk yıldır sırtında taşıdığı bu asimetrik savaş yükünü bertaraf etmek zorundadır.
MHP Genel Merkezi’nde Fethi Yıldız’ın şahsında tezahür eden ve komisyonun taslak metnine yansıyan duruş, ne bir geri çekilme ne de kırmızı çizgilerin aşınmasıdır. Bilakis bu duruş, devletin kurucu felsefesine, anayasal omurgasına ve üniter yapısına sadık kalarak, terör örgütünün tasfiyesini ve silahların teslimini hukukî bir zemin içinde yönetme özgüvenidir.
Farklı kliklerin yükselttikleri gürültü, bu tarihî hamlenin büyüklüğü karşısındaki marjinalleşme telaşından ibarettir. Terörsüz Türkiye, bölgesinde oyun kuran, içeride toplumsal kardeşliğini pekiştirmiş ve küresel çalkantılara karşı iç cephesini sarsılmaz bir kale haline getirmiş bir Türkiye’nin tescili olacaktır.
Özcan Ünlü / Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol