Kira Kadın
- GİRİŞ18.01.2026 12:02
- GÜNCELLEME18.01.2026 12:02
Kanuni Sultan Süleyman’ın son yıllarından başlayıp ilk toprak kaybının yaşandığı Karlofça Antlaşmasına kadar süren döneme tarihçiler “duraklama dönemi” derler.
16. Yüzyılın sonlarında başlayıp 17. Yüzyılın sonlarına uzanan yaklaşık bir asırlık bu dönem, aynı zamanda devlet idaresine harem gölgesinin düştüğü yıllardır.
Haseki sultanlar, valide sultanlar, hanım sultanlar... Gücün ve siyasetin şehvetine kapılan kimi saray kadınları, devlet idaresine müdahil olup dönemin önemli hadiselerine etki ettiler. Ekonomiden dış ilişkilere, tayinlerden terfilere kadar birçok olaya karıştılar. Kimi zaman kelle aldılar, kimi zaman makam-mansıp dağıttılar.
Mutlak güçleri hiçbir zaman Rus İmparatorluğundaki II. Katerina veya Britanya İmparatorluğundaki I. Elizabeth gibi resmî bir nitelik kazanmasa da perde arkasından devleti yönetmeye çalıştılar.
Devlet gemisinin bu şekilde yürümeye başlaması, yönetimdeki işleyişi de buna ayak uydurmak zorunda bıraktı. Harem-i Hümayun, aile ilişkilerinin dışına taşıp siyasi pazarlıkların ve yönetim merkezindeki güç dengesinin önemli bir unsuru oldu.
Hürrem Sultan, Mihrimah Sultan, Kösem Sultan, Safiye Sultan, Nurbanu Sultan gibi figürlerin ön plana çıktığı bu alışılmadık süreç için kimileri “Kadınlar Saltanatı” tabirini kullanırlar.
Kadınlar saltanatının altın çağından en büyük hisseyi Yahudi kadınlar aldı. 15. Yüzyıldan itibaren Hristiyan dünyasından kovulan Yahudiler, Osmanlı devletine sığındıktan sonra ticaret ve ekonominin en önemli aktörleri haline gelmiş, büyük sermaye birikimine ulaşmış, iltizamdan para basımına kadar birçok imtiyaz elde etmişlerdi.
Erkekleri bu haldeyken kimi Yahudi kadınları da harem dairesi ile ilişki kurup, arka kapıdan saraya girmeyi başardılar. Valide sultanların veya hanım sultanların dostu, arkadaşı, ekonomi danışmanı ve dışarıyla ilişkilerinde gözü-kulağı oldular.
Bunlara, Grekçe bir kelimeden hareketle “Kira Kadın” denildi.
Kira kadınların, çoğunluğu devşirmelerden oluşan saray kadınları ile ilişkileri, onlara parfüm, süs ve ziynet eşyaları getirmekle başladı. Ardından tıbbi bilgilerle gelişti. Bu bilgilere kimi zaman sihir ve büyü becerileri de katıldı. Çokeşli padişahı kendisine bağlamak isteyen hanım sultanlar, bu becerileri öğrenmek için birbirleri ile yarıştılar.
Zamanla ilişkinin kapsam ve boyutu değişti. Sarayın güvenini kazanan kira kadınlar bunu paraya tahvil etmeye başladılar. Hem devletten iş aldılar hem de yabancı ülke elçilerinden iş adamlarına, bürokratlardan tüccarlara devletle ilişki kurmak isteyen zengin ve güçlü insanlara aracılık ettiler. Sonrasında rüşvetle mansıp dağıtmaktan devletlerarası ilişkilere müdahale noktasına kadar işi büyüttüler.
Ta ki kanlı bir isyanla defterleri dürülene kadar...
............................
Osmanlı kayıtlarında ön plana çıkmış üç Kira Kadın’dan bahsedilir: Fatma Hatun, Ester Handali, Esparanzo Malchi...
Rüstem Paşa Kroniğinde yer alan bir kayıtta, “Kira adıyla bilinen Yahudi Kadını Müslüman oldu” ifadesine rastlanır. Burada belirtilen kişi İbranice adı bilinmeyen sarayın ilk kirası Fatma Hatundur. Kırım asıllı bir Karay Yahudisidir.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında annesi Hafsa Sultan’ın kirası olarak hareme girip uzun yıllar hizmet etti. Hizmetleri karşılığı çeşitli berat ve imtiyazlarla ödüllendirildi.
Kendisi dışında kocası ve çocukları da vergilerden muaf tutuldular. 70 yıllık yaşamının sonunda hem kira kadın geleneğinin temelini attı hem de çocuklarına yüklü miktarda servet bıraktı.
Ester Handali, Makedonya’nın Serez bölgesi Yahudilerindendi. Sultan III. Murat’ın validesi Nurbanu Sultanın kirasıydı. Sarayla ilişkileri hareme değerli taşlar götürmekle başladı. Nurbanu Sultan da Yahudi asıllıydı. Bu yüzden olsa gerek kısa zamanda sarayın gediklisi oldu. En büyük meziyeti yabancı elçilerle kurmuş olduğu bağlantılardı. Süs eşyaları ve mücevher temininin yanı sıra elçilerin hediyelerini Hanım Sultana götürür, ondan edindiği bilgileri de elçilere aktarırdı. Özellikle Fransız ve Venedik elçilerinin saraydaki istihbarat kaynağı haline gelmişti. Uyanık ve kurnaz bir kadındı.
Fransız Kraliçesi Katerina Medici’nin Mısır Konsolosu vasıtasıyla Nurbanu Sultan’a gönderdiği hediyeler İstanbul’a ulaştığında Valide Sultan ölmüştü. Ester Kira hemen araya girmiş, hediyeler Safiye Hanım Sultana gönderilmiş gibi sarayın yolunu tutmuştu. Böylece hem sarayla ilişkilerini devam ettirmiş, hem de Fransız konsolosun itibarını haremin en güçlü kadını nezdinde yeniden sağlamıştı. Üstelik bununla da yetinmemiş, hediyeler arasında bulunan değerli bir saati kendine ayırarak Sadrazam Paşaya bizzat hediye etmişti.
Esparanzo Malchi, tarihi kayıtlarda hakkında en fazla malumat verilen Kira Kadınların başında gelir. Ester Handali’nin ölümünden sonra İngiltere Kraliçesi I. Elizabet’e mektup yazarak Safiye Sultan için kozmetik eşyaları ve cilde iyi gelen şifalı sulardan istedi. Onlarla hareme girdi. Kısa zamanda kendini sevdirip sarayın en etkili isimlerden biri haline geldi. Hırslı ve çıkarcı kişiliğiyle servet biriktirmenin ötesine geçip siyasi ilişkilere girmekten ve ateşle oynamaktan çekinmedi. Safiye Sultanı rüşvete alıştırdı. Bürokraside yapılan atamalar esnasında rüşvet alınması ve darphanede basılan paraların ayarı ile oynanması gibi gayrimeşru ve tehlikeli işlerde akıl hocalığı yaptı.
Altın ve gümüş paralar basılırken içindeki değerli madenden bir miktarının alınıp yerine değersiz maden konulmasıyla oluşturulan çürük akçelerin piyasaya sürülmesi bu dönemde oldu. Aradaki değerli madenler bu uygulamayı yapanlar arasında paylaşıldı. Bir anda paranın değeri düştü, fiyatlar arttı, alım gücü zayıfladı. Çarşı-pazarı büyük bir öfke sardı.
Vezir Hadım Hasan Paşa, onun rüşvet çarkına girenlerden biriydi. Sadrazam olabilmek için Kira Kadın aracılığıyla Safiye Sultan’a çok miktarda para ödemiş, bunu çıkarabilmek için de memuriyetleri para ile satmaya başlamıştı. Rütbe satın almaya gelenlere de “Sizden aldığım paraları kime teslim ederim bilir misiniz?” diyerek Safiye Sultanı işaret ederdi.
Devletin itibarının günden güne sarsıldığı bu süreçte, Esparanzo Malchi büyük bir servetin sahibi oldu. Öyle ki koca İstanbul gümrüğünün mültezimliğini tek başına satın aldı. Devlete ödemelerini de buradan kazandığı paraların değerini düşürerek elde ettiği çürük akçelerle yapmaya başladı.
Ne var ki her yanlış gidişatın felaketi mutlaka olurdu. 1600 yılı Ramazan’ında seferden dönen Yeniçerilere ulufelerin bu paralarla ödenmesi bardağı taşırdı.
Nicedir yapılanlardan rahatsız olan bazı defterdarlık memurları, fitne ateşini bir fısıltıyla tutuşturdular:
“Bunlar, gümrükçü Yahudi karısının paralarıdır.”
Yeniçeriler zaten öfkelerini çıkaracak bir sorumlu arıyorlardı. Bir anda tuğyan oldular. Büyük bir öfke seline dönüşüp Şeyhülislam Sunullah Efendinin kapısına dayandılar.
“Bu paraları kılıç zoruyla esnafa kabul ettirirsek aldığımız şey helal olur mu?” diye sordular.
Şeyhülislam, “Olmaz” dedi.
Bu fetvayı alınca, başta Yahudi Mahallesi olmak üzere İstanbul’un dört bir yanına dağılıp Kira Kadın ve çocuklarını aramaya başladılar. Bulduktan sonra bir ata bindirip Sadaret Kaymakamı Halil Paşanın konağına getirdiler. Daha attan inmesine fırsat vermeden üzerine çullanıp linç ettiler. Vücudunu parçalara ayırıp rüşvet vererek mansıp alanların sokak kapılarına çiviyle çaktılar.
Ölümünden sonra Esparanzo Malcih’nin ev ve işyerlerinde 50 milyon nakit akçe bulundu. Bu para ile yeniçerilerin ulufeleri ödendi. Ayrıca terekesinden çıkan 42 gayrimenkul, mücevherler, gemi ve depolarındaki ticari mallar müsadere edildi.
Toplumun öfkesinin yatışması için Osmanlı mülkündeki bütün Yahudileri ilgilendiren kısıtlayıcı bazı tedbir ve kararlar alındı. Yahudilerin çuha ve değerli elbise ile kırmızı şapka giymeleri yasaklandı.
Bu olay, harem-i hümayundaki Kira Kadın uygulamasını tamamen bitirmese de eski etkisini sonlandırdı. Yahudi Kadınlar, Osmanlı sarayında zaman zaman görülmeye devam ettiler ama Esparanzo Malchi’nin akıbeti gözlerinin önünden hiç gitmedi.
Zekeriya Yıldız / Haber7
Yorumlar2