31 Mart Paşası

  • GİRİŞ12.04.2026 09:03
  • GÜNCELLEME12.04.2026 09:03

1856 yılında Bağdat’ta doğdu.

Sabık Basra mutasarrıflarından Kethüdazade Süleyman Beyin oğluydu. Küçük yaşta tahsil için İstanbul’a geldi. Rüştiyeyi, idadiyi ve Erkan-ı Harbiyeyi bitirip 1880 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak orduya katıldı. Zeki ve çalışkandı. Özellikle teknik mevzulara meraklıydı.  Uzun yıllar askeri okullarda ders verdi. Mekanik ve silahlara dair kitaplar kaleme aldı. Çeviriler yaptı, romanlar yazdı. O yıllarda Osmanlı Ordusunun modernleştirilmesi için Türkiye’ye davet edilen Alman askerî heyeti ile yakın mesaide bulundu. Özellikle Goltz Paşa ile çalıştı. Bir kitabını  “Seferber Zabitana Mahsus Bir Muhtıra” adıyla Türkçeye çevirdi. Alman Paşası da onun için Padişaha tavsiye mektubu yazdı. Bunun da etkisiyle olsa gerek 1891 yılında modern silahlar konusunda uzmanlaşması için Almanya’ya gönderildi. Burada beş yıl kaldı. Bu süreçte rütbeleri artmış paşalığa kadar yükselmişti.

Sultan II. Abdülhamit’in en güvendiği subaylardan biriydi. Avrupa’dan satın alınacak silahlar için kurulan komisyonun başına getirmiş, onun onayı olmadan tek bir tabanca bile satın alınamaz olmuştu.

1896 yılında sağlık sebeplerini gerekçe göstererek İstanbul’a döndü. Bir kıtada görev almak istediyse de olmadı. Tayini Tophane’ye çıktı. Burada da beş yıl çalıştı. Ardından Hicaz Demiryolu Hattının Mekke ile Medine arasındaki telgraf hattının inşası için görevlendirildi.

1905’te Kosova Valiliğine getirildi. Burada hızlı bir değişim geçirip muhalefete çekildi. İttihatçı subaylara yanaştı. Kısa zamanda en büyük destekçilerinden biri haline geldi. Bölgede yayılıp gelişmelerini için her imkânı sağladı. Bu değişikliğin altında şahsi hırslarının yattığı,  Almanya dönüşü istediği göreve atanmadığı için Padişaha muğber olduğu söylenir.

1908 yılının 23 Temmuz’unda önemli bir gelişme oldu.  Rumeli’de örgütlenmiş subayların baskılarına daha fazla dayanamayan Sultan II. Abdülhamit. meşrutiyeti ilan etti. Meclis yeniden açılıp seçimlere gidildi. İttihat ve Terakki Fırkası, liberal görüşlü Ahrar Fırkasına karşı ezici bir üstünlük sağlayarak Meclis çoğunluğunu ele geçirdi.

İttihatçılar nihayet amaçlarına ulaşmış, güçlerini kabul ettirip yönetime ortak olmuşlardı. Bu arada Kosova’da desteğini gördükleri Vali Paşaya olan borçlarını ödemeyi de unutmadılar.  Onu hem Selanik’teki Üçüncü Ordunun kumandanlığına getirdiler hem de Rumeli Vilayetleri Umumi Müfettişi yaptılar. Paşa, Hicaz Demiryolunda geçirdiği öfke dolu yılların acısını çıkarmış, bir anda dönemin en güçlü adamlarından birine dönüşmüştü. Ama asıl yükselişi ve tarih sahnesine çıkışı Meşrutiyetin dokuzuncu ayında oldu.

...................

Tarih 13 Nisan 1909,  o gün kullanılan Rumi takvimle 31 Mart 1325 Pazar günüydü.

Günün erken saatlerinde Avcı Taburlarının bulunduğu Taşkışla’ya yaşlıca bir paşanın öncülüğünde bir grup subay geldi. Askerleri topladılar. Orduda kıyafetler üzerine yeni bir hazırlık yapıldığından bahisle bundan böyle Avrupa’dan getirilen yeni şapkaların giyileceğini söylediler.

Ordunun “yenilikçi-gelenekçi”, “alaylı-mektepli” olarak bölündüğü o günlerde, zorla şapka giyilecek demek, barut fıçısına kibrit çakmaktan farksızdı. Memleket zaten gergin günlerden geçiyordu. İttihatçılar alaylıları ordudan atmaya çalışıyor, buna direnenler onları masonluk ve gavurlukla suçluyordu. Yeni gelenler iktidara yerleşmek, muhalifler onlardan kurtulmak istiyordu. İş, silahlı vuruşmaya kadar gelmiş, daha bir hafta önce Serbesti Gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Galata Köprüsünün ortasında delik deşik edilmişti.

Bu yüzden Taşkışla’daki şapka dayatması büyük tepki çekti. Haber kısa zamanda duyulmuş, şehrin her tarafına yayılmıştı. Patlamaya hazır kitleler bir anda sokağa taştılar. Taşkışla’daki birlikler Beyoğlu Topçu Kışlasındaki askerlerle buluştu. İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti üyeleri, Ahrar Fırkası mensupları, Medrese talebeleri, ordudan atılmış subaylar,  ulema ve asker kılığına girmiş ajanlarla birleşip çığ gibi büyüdüler.  Padişah ve şeriat yanlısı sloganlar eşliğinde Ayasofya Meydanına aktılar. Adliye Nazırı Nazım Paşa ile Lazkiye Mebusu Mehmet Aslan Beyi linç edip yüze yakın kişiyi öldürdükten sonra Meclis-i Mebusan binasını işgal ettiler. “Ne istiyorsunuz?” diye soranlara “şeriat istiyoruz” dediler. “Kanun-u Esasi değiştirilsin, İslam kadınları Beyoğlu’na gitmesin,  İttihat ve Terakki lağvedilsin...”“

İş, gerçekten garip ve çetrefilliydi. Taşkışla’daki askerlerin büyük çoğunluğu Meşrutiyeti korumak için İttihat ve Terakki tarafından Selanik’ten getirilen Avcı Taburlarından oluşuyordu.  Padişah yanlısı bir isyanın oradan başlaması, şeriat istemesi, İttihatçılara meydan okuması akıl alacak gibi değildi.

Neticede Hükümet düştü, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa istifa etti, İttihatçı mebusların her biri bir yere saklandı. Padişah çaresiz gözlerle felaketi izledi. İki saatte bastırılabilecek kalkışma on üç gün sürdü.

Olayların tertibi ve arkasındaki isimler hiçbir zaman çözülemedi. Ancak kazançlı çıkanların İttihatçılar olduğu konusunda herkes hemfikirdi...  Bir de sonradan İttihatçı olan Bağdatlı Paşanın... Hatta en kazançlısı oydu.

Ağırlık merkezi Selanik’te olan İttihat ve Terakki yönetimi, Selanik Meydanında düzenlediği mitingin ardından Hareket Ordusu adıyla büyük bir kuvvet oluşturdu. Bunların içinde Bulgar, Rum ve Arnavut çetecilerin yanı sıra Ermeni militanlar da vardı.

Ordunun başına o getirildi. 19 senede paşa yapılmış, üniforması göğsünden eteklerine kadar Abdülhamit’in verdiği murassa nişanlarla kaplanmıştı.  Yola çıkmadan önce yaptığı konuşma, hırsın, vefasızlığın ve nankörlüğün belgesi olarak tarihe geçti.  Gözleri kararmış bir halde velinimetine hakaret ederken en ağır kelimeleri art arda eklemişti:

“Köhne Bizans’ın Yıldız burcunda ikamet eden baykuş! İnsan kanı emmekten, öksüz ve yetimlere gözyaşı döktürmekten mütelezziz olan haris! Ecdadın namusunu lekeleyen insan kıyafetindeki canavar!”

15 bin kişilik bir kuvvetle 20 Nisan’da Çatalca önlerine geldi. 22 Nisan’da Yeşilköy’de konuşlanıp 24 Nisan’da İstanbul’a girdi. Çatışmalar sadece bir gün sürdü. Buna rağmen yer yer süren çatışmalarda 230 isyancı öldü. 500’e yakını yaralandı. Hareket Ordusundan da üçü subay 70 kişi hayatını kaybetti. (Bunlar Şişli’de bulunan bir tepeliğe gömülecek, tepenin ismi Hürriyet-i Ebediye Tepesi olacak, 1911 yılında bir anıt yapılıp adları yazılacaktı.)

İstanbul kısa zamanda yatışsa da onun hırsı ve kini bitmedi. Abdülhamit’in hal’inde mühim rol oynadı. Birlikleriyle Yıldız Sarayını kuşatıp yağmalattı. Bir zamanlar verdiği jurnaller ortaya çıkmasın diye tüm evrakları yaktırdığı gibi jurnallerinde vasıta olarak kullandığı Cevher Ağayı da sorgusuz sualsiz astırdı.

Bu hadiseden sonra ordu içindeki pozisyonu iyice güçlendi. Zaten güç ve iktidar tutkunuydu. Üç Ordu Müfettişi sıfatıyla Birinci, İkinci ve Üçüncü Orduların kumandanı oldu. Meclisi ve Hüseyin Hilmi Paşa Hükümetini tahakkümü altına aldı. Bir yıl sonra da Harbiye Nazırı oldu. Bu halde bile her üç ordunun müfettişliğini bırakmaya razı gelmedi.

Nazırlığı döneminde inanılmaz hatalar yaptı. Arnavut isyanında gösterdiği sertlik Balkanlarda büyük kopuşlara sebep oldu. Yemen isyanını bastırmak için Trablusgarp’tan asker çekmesi burayı İtalyan işgaline açık hale getirdi.

1912 yılında baskılara dayanamayıp istifa etti. Balkan Savaşında Alasonya Ordusu kumandanlığına getirilmek istendiyse de mukadder bir yenilginin müsebbibi olmamak için kabul etmedi.

Balkan Savaşı felaketle bitti. Bulgarlar Edirne’yi de alarak İstanbul önlerine kadar geldiler. Bir müddet sonra Bulgarların diğer komşularıyla savaşa tutuşması üzerine Edirne’nin yeniden kurtarılması gündeme geldi. Enver Paşa liderliğindeki Teşkilat-ı Mahsusa ekibi Babıali’yi basarak hükümeti düşürdü.

Kamil Paşanın istifasıyla sonuçlanan baskın, bir kez daha onun önünü açtı. Hem rütbesi müşirliğe yükseltildi hem de yeni hükümetin başına geçip Sadrazam oldu. Bu görevine ek olarak Meclis-i Ayan üyeliğine atandı.

Mahmut Şevket Paşa'nın suikasta uğradı araç...

Yeryüzündeki bütün makamları toplasa da tatmin olmayacak bir yapısı vardı. Ancak bu yükselişin sonunu getireceğini hesap edemedi.

Edirne’nin karşı bir saldırıyla kurtarılmasının ardından içeride müthiş bir güç savaşı başlamış, Enver Paşanın yıldızı iyiden iyiye parlarken, Sadrazam olarak iktidarının paylaşılmasına izin vermemesi onu cemiyet içinde bir sorun haline getirmişti. Üstelik sert tutumu ve acımasız yöntemleriyle muhalefetin de hedefindeydi. Orduda örgütlü Halaskaran Grubu her an patlamaya hazırdı. Aynı şekilde Prens Sabahattin’den Ahrarcılara,  Kürt Şerif Paşadan Hürriyet ve İtilafçılara etrafında geniş bir husumet çemberi oluşmuştu.

........................

11 Haziran 1913 günü Harbiye Nezaretinden ayrılıp Bâb-ı Âliye doğru yola çıkmış, makam otomobili Çarşı Kapı civarına gelince cenaze geçişi nedeniyle yavaşlamak zorunda kalmıştı. Aniden peyda olan silahlı adamlar, otomobilin çevresini sarıp dört bir yandan kurşun yağdırdılar.

Mahmut Şevket Paşa'nın suikasta uğradı araç, Harbiye Askeri Müzede sergileniyor

Hayalleri, hedefleri ve sımsıkı sarıldığı mevkileri oracıkta son buldu.  

Ertesi gün yayınlan bütün gazeteler haberi birinci sayfalarından verdiler:

“31 Mart Fatihi Sadrazam Mahmut Şevket Paşa öldürüldü .”

Tahtından indirdiği Sultan II. Abdülhamit Han, Beylerbeyi sarayında inzivadaydı. Duyduğunda ne hissetti bilinmez. Ancak suikastı haber veren kadının şöyle dediği duyuldu:

“Eden bulur! Allah taksiratını affetsin”

 

Yorumlar11

  • Vezir 29 dakika önce Şikayet Et
    Erbakan hocamız diyordu bu asır acıları n acısının alındığı asır olacak
    Cevapla
  • Serdengeçti80 34 dakika önce Şikayet Et
    Eee eden bulur... Bulmuşta zaten ama sadece bu dünyalık ahirette daha çetin bir azap var. O güzelim Devleti Âli Osmaniye yi ne hale getirenler elbet hesap verecekler...
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Adalet 35 dakika önce Şikayet Et
    Bunu okullarda okutacaksin görsünler osmanli nasıl yikildi
    Cevapla
  • FERYAT 35 dakika önce Şikayet Et
    Teşekkür. Kalemine yüreğine sağlık. "Hırs sebebi mahremiyettir" Sadece tarih ve oyuncular değişik dikkat edecek olursak + - aynı günlerin 2000 sonrası versiyonunu yaşıyoruz var olan tehlikeyi göz ardı etmemek daim devlet i Aliyemizin yanında durmak hainlere karşı birlikteliğimizi kavileştirmek "Elzemdir" diye düşünüyorum.
    Cevapla
  • Mustafa 37 dakika önce Şikayet Et
    Abdulhamit Tescilli #TÜRK Düşmanı Emperyalist Uşağı İdi.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat