Sultan’ın katli

  • GİRİŞ07.06.2026 09:04
  • GÜNCELLEME07.06.2026 09:04

Sultan Abdülaziz Han Osmanlı hanedanının otuz dördüncü, Tanzimat’ın ikinci padişahıydı. Kardeşi Abdülmecit’in ardından 25 Haziran 1866 günü tahta geçti. On beş yıl, dört ay, beş gün saltanat sürdü. Dokuz sadrazam değiştirdi, on altı kabine kurdu.

Ordunun güçlendirilmesinden ülkenin imarına kadar birçok alanda önemli işler yaptı. Deniz ticareti ve vilayet kanunlarının çıkarılması, Şurayı Devlet teşkilatının (danıştay) kurulması, mahkemelerin ıslahı, “Mecelle”nin neşri, maarif nizamnamesinin ilanı, sivil tıbbiyenin açılması, ilk demiryolunun yapılması, denizyolları işletmesinin kurulması, ilk posta pullarının kullanılması gibi yenilikler onun zamanında oldu.  Batıyı yakından görüp yerinde incelemek üzere yurt dışına seyahatlerine çıktı. Mısır’a, İngiltere’ye, Fransa’ya, Viyana’ya gitti. 

Sade ve sevecen bir adamdı. Teşrifattan ve resmi merasimlerden sıkılır, fırsat buldukça şehri dolaşır, çarşı esnafıyla sohbet etmekten keyif alırdı. En büyük merakı ve eğlencesi pehlivan güreşleriydi. 

Ne var ki sıkıntılı bir dönemde iktidara gelmişti. Devletin yorgun ve bitkin yıllarıydı.
Bu sıkıntıların başında hazine borçları geliyordu. Bir de Tanzimat’ın zorladığı değişim talepleri. Bu taleplerin birçoğu ekonomiyi dışa bağımlı hale getirirken Osmanlı topraklarını Avrupa’nın açık pazarına dönüştürmüş, hazine iflasa sürüklenmişti. Halk, giderek artan vergi yükünü kaldırmakta zorlanıyor, bunlar yetmezmiş gibi Mısır, Girit ve Balkanlarda birbirinden üzücü olaylar yaşanıyordu. Mısır Valilerine Hidiv unvanı verilmesi ilk kez bu dönemde oldu. Hidiv İsmail Paşa, padişahın iznine gerek duymadan uluslararası anlaşmalar yapmaya, savaş gemileri satın almaya başladı.  Balkanlarda önce Sırp isyanı çıktı ardından Girit Rumları ayaklandılar. Sonrasında Bosna-Hersek ayaklanması patladı onu Bulgar isyanı takip etti. Rus desteğini arkasına alan Bulgar çetelerinin Müslüman köylerde kıyım yaptığı söylentisi İstanbul’u ayağa kaldırdı.
10 Mayıs 1876 Çarşamba günüydü.

Çoğu Balkan coğrafyasından gelen medrese talebeleri sokağa döküldüler. Öfkelerini Sadrazam Mahmut Nedim Paşa ile Şeyhülislam Hüseyin Efendiye yönelterek her ikisi de azledilmedikçe derslere girmeyeceklerini söylediler. Esnafın ve halkın da katılımıyla artan kalabalık kısa zamanda ayaklanma görüntüsü aldı. Rus elçisi de olaya müdahil olmuş, İstanbul’da emniyet ve asayişin kalmadığını dünyaya göstermek için sefarethane binasını koruma altına aldırmıştı.  

Ayaklanma hükümet değişikliğiyle son buldu. Sultan Abdülaziz medrese talebelerinin isteğine boyun eğerek hükümeti düşürdü. Sadrazam ile Şeyhülislamı azlettiğini duyurdu. Sadrazamlığa Mehmet Rüştü Paşayı, Şeyhülislamlığa Hayrullah Efendiyi getirdi. Ayrıca Bahriye Nazırlığını Ahmet Paşaya,  Seraskerliği Hüseyin Avni Paşaya, Meclis-i Vükelayı Mithat Paşaya verdi.

Aslında bu insanların hiçbirine güvenmiyor, onların da kendisini sevmediklerini biliyordu. Daha ilk görüşmede bunu ifade etmiş, halkın isteği üzerine atama yaptığını,  gözünün her daim üzerlerinde olacağını söylemişti.

Olacakları görmek için fazlaca beklemesine gerek kalmayacaktı.

Yeni kabinenin ilk işi saltanat darbesine hazırlanmak oldu. Ortalık durulup da medrese ayaklanmasının hesabı görülmeden, görevden alınıp zindana atılmadan sultanı indirmeye karar verdiler. Şahsi kin ve ihtiraslarını perdelemek için “hürriyet, meşrutiyet” kavramlarına sığındılar. “Sultan Aziz istibdadı son bulmadıkça ne hürriyet gelir memlekete ne de meşrutiyet” dediler. Saltanat darbesi askeriyeye rağmen olmazdı. Önce Harbiye Mektebi Nazırı Süleyman Paşayı ikna ettiler ardından askeriyenin diğer paşalarını...

Darbe, yeni kabinenin kurulmasından yirmi gün sonra yapıldı.  30 Mayıs 1876 Salı günü sabaha doğru Harbiye Mektebi, Taşkışla ve Gümüşsuyu Kışlasından yola çıkarılan askeri birlikler Dolmabahçe Sarayını karadan ve denizden kuşattılar. Padişahın ve Veliaht Şehzadenin bulunduğu mekanlara hangi askeri birliklerin gönderileceği ve nasıl hareket edileceği önceden belirlenmiş, görevler çoktan dağıtılmıştı. Sabahın ilk ışıklarıyla patlayan top sesleri saltanat değişikliğinden İstanbulluları haberdar etti. Sultan Abdülaziz daha yenice göreve getirdiği paşalar tarafından tahttan indirilmiş, Veliaht Şehzade Murat Efendi, V. Murat unvanıyla otuz beşinci Osmanlı Padişahı yapılmıştı.  Fetva Emini Kara Halil Efendi tarafından kaleme alınan dört satırlık fetva metnini Şeyhülislam Hayrullah Efendi tereddüt etmeden imzaladı. Dört satırlık fetva metninde, halifenin siyasetten anlamayan bir mecnun olduğu, hazineyi israf ettiği, milletin buna tahammül edemediği söyleniyor, “hilafet makamında kalması memlekete ve millete zararlıdır” deniliyordu.  
Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa, Sadrazam Rüştü Paşa, Süleyman Paşa tarafından organize edilen darbe sonrası Sultan Aziz, Dolmabahçe Sarayından alınarak validesi, eşleri ve şehzadeleriyle birlikte Topkapı Sarayına nakledildi. Nakil esnasında bütün eşyaları arandı, en değerlileri alındı, aile efradının mücevherleri yağma edildi. Topkapı’da Sultan III. Selim’in dairesine yerleştirildi. Kabakçı isyanı sonrası katledilen bahtsız sultanın dairesine yerleştirilmesi kasıt mıydı, tesadüf mü bilinmez. Ancak bu durum sabık Sultan’a ağır geldi. Hayatının tehlikede olduğunu söyleyerek yeni Sultan’dan yerinin değiştirilmesini talep etti. Üç gün sonra Çırağan ile Ortaköy arasındaki Feriye Sarayına nakledildi. 

Buradaki ikameti iki gün sürdü. Sonrası faciaydı. Sultan’ın şahsi işlerini görmesi için darbeciler tarafından Feriye’ye yerleştirilen bir görevli, cinayet ekibini sessizce içeri aldı. Üç pehlivan, iki karakol zabiti ve bir harem ağasından oluşan ekip, ansızın odasına dalıp Sultan’ı yere yıktılar. Bileklerini keserek katlettiler.

5 Haziran 1876 günü gerçekleşen bu cinayet kamuoyuna intihar olarak duyuruldu. Resmi hikayeye göre Sultan yaşadığı hadiselerin etkisiyle bunalıma girmiş, annesinden aldığı bir makasla iki kolunu damarlarından keserek intihar etmişti. 

İşin çok daha hazin tarafı cinayet sonrası olay yerine gelen Serasker Hüseyin Avni Paşanın yaptıklarıydı. Koma halindeki Padişahı odasından kaldırtarak Ortaköy Karakolunun kahve ocağına nakletmiş, bir ot şilte üzerine yatırarak ölümünü seyretmiş, çoğu yabancı on dokuz hekime sahte intihar raporu imzalatmış, cesedi görmeden imza atmak istemeyen askeri hekim Ömer Beyi rütbelerini sökerek Trablusgarp’a sürgün etmişti. 

Sultan Aziz’in kayınbiraderi Çerkez Hasan haksızlığa dayanamadı. Cinayetten on gün sonra silahlarını kuşanıp kabineyi bastı. Serasker Hüseyin Avni Paşayı herkesin gözü önünde katletti. Olay yerinde yakalanıp mahkemeye çıkarıldı. İdam cezası verildi. 17 Haziran Cuma günü Beyazıt Meydanında bulunan bir dut ağacına asıldı. Cesedi iki gün ipte teşhir edildikten sonra Edirnekapı Mezarlığına defnedildi.   

Halktan ve tarihten saklanan bu cinayetin üstü uzun zaman açılamadı. Bilenler sustu, duyanlar korkudan konuşamadı. Ta ki beş yıl sonrasına kadar... 1881 yılında Sultan II. Abdülhamit Han, dosyanın yeniden açılmasını emretti. Olayı soruşturan Yıldız Mahkemesinde tarihi duruşmalar oldu. Cinayeti işleyen katiller suçlarını itiraf ettiler. Bu itiraflardan sonra Abdülhamit Han, Çerkez Hasan’ın asıldığı dut ağacını kestirdi. Edirnekapı’daki mezarını buldurarak güzel bir kabir yaptırdı.

Zekeriya Yıldız / Haber7

Yorumlar2

  • Hasan 23 dakika önce Şikayet Et
    Bu bilgiler öğrenildiğinde türkiyede farklı durumlara sahne olmazmı
    Cevapla
  • Polat 1 saat önce Şikayet Et
    Hizmet yapıp yaranan olmuş mu
    Cevapla Toplam 5 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat