Kurtulmuş: Terörsüz Türkiye sürecinde üçüncü göz bizatihi Komisyon’dur yani milletin kendisidir

  • GİRİŞ15.03.2026 09:21
  • GÜNCELLEME15.03.2026 09:24

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile sahurda buluştuk. Buluşma adresimiz, Beşiktaş  Yıldız’daki TBMM Başkanlık Ofisi’ydi. Önce, çay kahve eşliğinde yazılmamak kaydıyla Terörsüz Türkiye sürecinin arka planını konuştuk.

Ardından, sahur sofrasına oturduk. Biz sorduk, Numan Bey cevap verdi.

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a, “Komisyon çalışmaları sırasında Terörsüz Türkiye sürecine üçüncü bir gözün tecessüs edip etmediğini” sordum.

 

Cevabı çok manidardı.

Dedi ki, “Üçüncü göz, bizatihi Komisyon yani milletin kendisidir.”

Dedi ki, “Olamadı, tam da bu sebepten olmadı… Geçmişte çatışma çözümlerinin ülkelerde nasıl uygulandığını biliyoruz; çoğunda hep üçüncü göz girmiş devreye. Bir kısmında silahlı çatışmalar bittikten sonra demokratikleşme süreci başlamış. Diğer örneklerden farklı olarak bizdeki siyasetin içerisinde konunun hep gündemde olması bir avantajdı ve Meclis’te herkesin katılmış olması üçüncü göze gerek bırakmadı. Üçüncü göz, bizatihi Komisyon’un yani milletin kendisidir.”

Numan Bey’e bir arkadaşımız, “Komisyon sürecinde hiç umutsuzluğa düştünüz mü” diye bir soru sordu.

Cevap çok dikkat çekiciydi,

Dedi ki, “Bu iş 2009'a, 2013'e ya da önceki çalışmalara benzemez. Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun başarısız olduğumuz zaman 4 Ağustos 2025'tekinden daha vahim bir duruma dönüşebilir şartlar….“

***

İşte, bir sahur vakti Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptığımız söyleşiden öne çıkan başlıklar:

***

SORU: Terörsüz Türkiye hedefi kapsamında ilgili yasalarla ilgili takvim nasıl işleyecek?

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nun en önemli tarafı tüm partilerin uzlaşıyla, ortak bir metinde buluşmuş olmalarıydı. Bu rapor tabii ki her şey değil ama bir yol haritası mahiyetinde. Raporun özellikle 6. ve 7. bölümlerinde neler yapılabileceğine ilişkin somut öneriler ortaya kondu. Bundan sonra süratle yasalaşma safhası gerekiyor. Benim kanaatim yine tüm partilerin uzlaşısıyla ortak bir metin üzerinde mutabakat sağlanmasıdır. Bunun için de çok vakit kaybetmeden bu konunun ele alınması lazım. Bayramdan sonra gündeme gelir diye düşünüyorum.

SORU: Bayramdan sonra Meclis’te gündeme gelecek olan, PKK'lılar için suça karışmayanlar bakımından infaz indirimi, Öcalan için umut hakkı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olanlar için durumun yeniden gözden geçirilmesi imkanı gibi maddeler. Bayramdan sonra bunlar mı Meclis gündeminde olacak?

Önce partilerin kendi hazırlıklarını yapmaları lazım. Bu hazırlıkların yapılabileceği konusunda partilerin uzlaşısı var. Partilerin bir kısmının hazırlığı mevcutta var, bir kısmının hazırlığını tamamlaması lazım. Raporu hazırlarken de böyle oldu. Önce partilerin kendi raporları kamuoyuna açıklandı ki yani neredeyse iki partinin ortak iki cümlesi yok ama sonuçta müzakere ederek, konuşarak herkes müşterek bir noktaya geldi. Aslolan partilerin her birinin kendi siyasal bakış açıları bakımından bu sürece ilişkin nasıl bir yasal düzenleme öngördüklerini, çalışmalarını olgunlaştırmalarını ve sonra müzakere etmeleri gerekir.

SORU: Cezasızlık algısı oluşmayacağı ve çıkarılacak yasanın diğer örgütler için geçerli olmayacağı değerlendiriliyor. Burada yazım tekniği nasıl sağlanacak? 

Eğer feshettiğinin tespiti ve tescili sağlandıktan sonra mevcut örgüt yani PKK, münfesih örgüt haline dönmüş oluyor. Dolayısıyla burada başka bir hukukun uygulanması lazım. “Af algısı” olmaması dediğimiz de budur. Yani herhangi bir ceza ortadan kaldırılmayacak ama insanların ben örgüt üyeliğinden vazgeçtim diye geldiği zaman onun da kaydının yapılarak birtakım infaz imkanlarından istifade edilerek salıverilmesi mümkün hale getirilebilir.


MESELEYE SADECE ÖRGÜT ÜZERİNDEN BAKMAMAK GEREKİYOR

SORU: Bölgesel gelişmeler nasıl etkileyecek bu durumu? Özellikle İran’daki PJAK… 

Bu meseleye sadece örgüt üzerinden de bakmamak lazım. Kürt halkının yönünün Türkiye'ye dönmesini, Ankara'ya ve İstanbul'a dönmesini sağlayacak bir gelişme olarak bu süreci değerlendirebiliriz. 

Bunun için de Kürt’ün onurunu koruyacak adımlar atarken Türklerin de biz bölünmüyoruz, parçalanmıyoruz, tam tersine bütünleşiyoruz duygusunu kuvvetlendirecek, gururunu koruyacak işler yapmamız lazım.

SORU: Örgütte tasfiye süreci yaşanıyor. Burada devletle siyasetin (diğer partileri de kastederek soruyorum) beraber çalışması konusunda ne dersiniz? 

Bu sürecin en önemli artılarından birisi, devletin bütün kurum ve kuruluşları ortak bir istikamette yürüyor, büyük bir eş güdüm içerisinde süreç devam ediyor. 

Daha da önemlisi konu, hiçbir zaman Meclis zeminine taşınmamıştı, ilk defa Meclis zeminine taşındı. Bir partinin ya da bir iktidar grubunun kanaati, fikri olmanın ötesinde bir parti dışında 11 partinin katıldığı, temsilci verdiği, milli iradenin sahiplendiği bir demokratik zemin ortaya çıktı. Onun için bizatihi bu çalışmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Elimizin çok rahat olduğu bol bir zamanımız yok. Hızlı bir şekilde bu süreci, ortaya çıkan müşterek istikamette sonlandırmamız lazım.

SORU: Bu süreçte hiç üçüncü gözün meseleye tecessüs etme gibi durumu oldu mu?

Olamadı, tam da bu sebepten olmadı… Geçmişte çatışma çözümlerinin ülkelerde nasıl uygulandığını biliyoruz; çoğunda hep üçüncü göz girmiş devreye. Bir kısmında silahlı çatışmalar bittikten sonra demokratikleşme süreci başlamış. Diğer örneklerden farklı olarak bizdeki siyasetin içerisinde konunun hep gündemde olması bir avantajdı ve Meclis’te herkesin katılmış olması üçüncü göze gerek bırakmadı. Üçüncü göz, bizatihi Komisyon’un yani milletin kendisidir.


İÇ KALEMİZİ TAHMİN ETMELİYİZ

SORU: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu süreci dillendirdi. Siz devlet aklı dediniz. Ne öngörüldü de bu başlatıldı? Herkes diyor ya nereden çıktı bu diye. 

Bu bölgede yaşadığımız hiçbir şeyin tesadüf olmadığını biliyoruz. Belki yüz yılı aşkın bir süre, Osmanlı cihan devletinin çözülmesiyle birlikte malum birinci Sykes-Picot... Sınırları cetvellerle çizdiler, insanları birbirinden ayırdılar. Nusaybin'in karşısında Kamışlı var… Sadece Türk’ü Kürt’ten, Arap’ı Kürt’ten ayırmadılar aynı aşireti birbirinden ayırdılar ama insanları birbirine düşman edemediler. Özellikle çok net konuşmak gerekirse Amerika'nın Irak'ı işgaliyle birlikte başlayan süreçte fiilen bölgenin etnik ve mezhebi anlamda bölünmesi süreci uygulamaya konuldu. Birçok ülkede bu uygulamanın sonuçları çok kötü bir şekilde ortaya çıktı. Şimdi bizim bunu geri çevirmemiz lazım. Etnik ve mezhebi bölünmenin aksine, bölge halklarının ortak bir geçmiş ve daha da önemlisi ortak bir gelecek üzerinden, kaderdaşlık üzerinden bütünleşmesini, aralarındaki güncel sorunların ortadan kaldırılmasını temin etmemiz lazım. Burada Türkiye'ye dönük baktığınız zaman bizim en ağır bedel ödediğimiz mesele, terör meselesidir. Akıl, bu sorunu ortadan kaldırmayı gerektirir. Bunun için ne yapmak gerekiyorsa hızlı bir şekilde yapmak lazım. Kaldı ki emperyalizmin bakışının dışında, zaman zaman emperyalizmi koltuğunun altına almış, zaman zaman emperyalizmin koltuğunun altına girmiş olan Siyonizm de çok açık bir şekilde son kozlarını oynamaya başladı. Bunu görmeden bu bölgede siyaset yapmak saflıktır. Artık son vuruşunu yapmayı epey bir süredir gündeme getirdi. Lübnan'daki iç savaş buydu, Suriye'deki iç savaş buydu. Ayrıca birçok ülkede rejim değişikliklerinin çok süratli bir şekilde gerçekleşmiş olması hedeflerinin bir parçasıydı. En sonunda Gazze üzerinden son safhaya geçmeyi düşündüler. Büyük İsrail projesinde esas yutulması gereken ana gücü Türkiye'dir. Bunu görüyorsak, biliyorsak iç kalemizi tahkim edeceğiz.

SORU: Sonrasında da çok farklı gelişmeler oldu. Suriye devrimi oldu. Trump'ın iş başına gelmesiyle YPG’nin arkasından güçleri çekildi. Projenin açıklanması bunun öncesindeydi, belki sonrasında olsa örgüt bu kadar zor duruma düşeceği için başka bir pozisyon oluşabilirdi. 

İç kaleyi tahkim etme irademizi çok güçlü bir şekilde ortaya koyduk. Ayrıca Türkiye'nin siyasi istikrarının çok kuvvetli olduğu bir dönem içerisinde bunu yaptık. Yani elimizin rahat olduğu bir süreçte yaptık. Dolayısıyla şu görüldü. Türkiye, meselenin ne olduğunun farkına varmış bir ülke ve bunun için ne gerekirse onu yapacak.

UMUT HAKKI TARTIŞMALARI...

SORU: Eline silah almamış olan ve teslim olması beklenen PKK'lılarla ilgili infaz indirimiyle umut hakkı diye bizim tarif ettiğimiz, terör örgütü suçlarından ağırlaşmış müebbet hapis cezası alan mahkumların 25 yıl tutulduktan sonra durumunun yeniden gözden geçirilmesi için düzenleme bayramdan hemen sonra Meclise gelecek mi? 

Umut hakkını somut olarak söyleyeyim. Bizim hukuk sistemimizde umut hakkı diye bir şey yok. Raporda da umut hakkıyla ilgili bir başlık söz konusu değil. Burada infazla ilgili birtakım düzenlemeler yapılabilir. Ama ben burada kendi kişisel kanaatlerim var, şu anda neler yapılabileceğine ilişkin görüşlerimi söylemek istemiyorum. Çünkü burada aslolan parti gruplarının devreye girmesi ve partilerin çalışarak ortak müşterek bir çabayı ortaya koymalarıdır. 


SORU: İran Araplarla karşı karşıya geldi, bölgede bir güvensizlik oluştu. İsrail genişliyor, Amerika Birleşik Devletleri saldırıyor. Şimdi diyelim ki savaş bitse bile bir güvenlik doktrinine ihtiyaç var. Bizim önerdiğimiz bir şey var mı Türkiye olarak? 

Bölgenin temel meselelerinden birisi, bu bölgedeki ülkelerin rejimlerinin nitelikleri ne olursa olsun farklılıkları mümkün olduğu kadar ortadan kaldıracak bölgesel iş birliklerinin artırılmasıdır. Hep söylüyorum; İsrail'in en büyük gücü ne askeri gücüdür ne Amerika'nın arkasında olmasıdır ne uluslararası finans sistemine sahip olmasıdır ne uluslararası medyaya hakim olmasıdır… İsrail’in en büyük gücü, bölge ülkelerinin bölük pörçük olmasıdır. O en büyük gücünü ortadan kaldıracak çalışmalar yapmak lazım. Türkiye de dikkat ederseniz tüm bu gelişmelerde hem Körfez ülkelerinin İran'la olan geriliminin azaltılması hem İran'dan Türkiye'ye fırlatılan füzeler üzerinden belki birilerinin çıkartmaya çalıştığı Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirme senaryolarına karşı hep uyanık, dengede ve bölge ülkeleri arasında yeni bir çatışmanın, yeni bir ayrışmanın tarafı olmamak şeklinde bir iradeyi ortaya koyuyor ki doğru yol budur. 

Şimdi isimlerini vermiyorum ama bizim de zaman zaman çok farklı siyasi duruşlarımız olan bölge ülkeleriyle ciddi gerilimler yaşadığımız dönemler oldu. Ama şunu biliyoruz ki bu ülkelerin hiçbirisiyle gerilimlerimiz, bizim için kalıcı ve asla unutmamamız gereken gerilimler değil. Aynı şekilde onlar için de böyledir... Dolayısıyla burada bu pencereyi açmak lazım. Özellikle mezhep, ırk, etnik tartışmalar üzerinden gündeme getirilecek birtakım siyasi gerilimlerin tarafı olmamak ve bölgeyi rahatlatmak zorundayız. Türkiye'nin birikimi buna müsaittir. Şüphesiz ki körükleyecekler ama herkes görüyor bölgenin en istikrarlı, en güçlü ülkesi Türkiye’dir. İnşallah bunun da gereği yapılacaktır. 

BÖLGESEL  YENİ İŞBİRLİKLERİ GÜNDEME GELEBİLİR

SORU: Bu süreç, İran'da yaşanan gelişmeler, Körfezin İran tarafından vurulması, Amerika'nın onları savunmasız bırakmış olması ya da bunun farkına varmış olmaları. Evet, dünya bir enflasyon sürecine girecektir petrol fiyatlarından kaynaklı olarak ama sonuç itibarıyla işin özünde Körfez ülkelerinin Türkiye'ye yönelmesi, savunma sanayi iş birlikleri, ticari ve diplomatik iş birliklerini de doğurabilir mi? Bir fırsat olabilir mi Türkiye’ye bu sürecin sonrası? 

Zaten böyle bir yaklaşım vardı Körfez ülkelerinde. Sadece bu son savaşta değil. Hamas heyetinin Katar'da vurulmasıyla birlikte aslında İsrailliler, Körfez ülkelerine çok açık bir mesaj verdiler. Ne kadar para verirseniz verin, Amerika'ya ne kadar yaranırsanız yaranın, Amerika sizi bu bölgede koruyamaz. Biz her zaman söylüyorduk bunu, belki çok anlaşılmıyordu. Burada da en önemli iş birliği yapacakları ülke Türkiye'dir. 

SORU: Biraz önce bahsettiğiniz iş birliklerinden mesela Pakistan-Azerbaycan-Türkiye iş birliği var. Diğer taraftan Pakistan-Türkiye-Suudi Arabistan konuşuluyor. Somut bir hızlanma olabilir mi? Var mı şu an böyle bir durum? 

Olabilir. Biz 30 senedir söylüyoruz. Dünyadaki esas mesele, küresel ölçekte adil bir sistemin olmamasıdır. Biz bunları konuşurken belki bazı ülkelere soyut laflar olarak geliyordu söylediklerimiz. Cumhurbaşkanımız geçen bir konuşmasında, dünya beşten büyüktür diye 13 sene evvel söylediğini tekrar ifade etti. O zamanlar herkes, bu adamlar ne diyor diye bakıyordu. Ama şimdi dünyada Birleşmiş Milletler dahil neredeyse hiçbir uluslararası kurumun işlemediği ortaya çıktı. Aslında pandemiyle birlikte Dünya Sağlık Örgütü’nün çökmesini gördük. Birleşmiş Milletler’in artık New York'taki bir kafeden farkı kalmadı, bu kadar etkisiz bir kuruluş haline geldi. Onu geçtik; ikinci aşamada kurallar ortadan kalktı. Bugün uluslararası sistemin kuralları diyeceğimiz bir cümle kalmadı. Metinlerde var olanlarda uygulanmadı. Onu da geçtik. Şimdi üçüncü aşama uluslararası ilişkiler terminolojisinin herkes tarafından benimsenmiş tanımları ortadan kalktı. Saldırıda ölçülülük meselesi, önleyici savaş gibi… Şu anda biz somut savaşlar üzerinden konuşuyoruz ama esas sıkıntı, tüm dünya ülkelerinin gördüğünü, müstekbir olmayan ülkelerin gördüğünü düşündüğüm şey: Evet, bu dünya yürümüyor, önce kendimizi kurtarmak için bizim bir şeyler yapmamız lazım. Çok somut bir şey var artık. Her ülkenin kapısına geldi. Bu tarafta Gazze, Batı Şeria’da saldırılar yapılıyor. Bir bakıyorsunuz Somaliland diyorlar. Hiç ilgisiz bir yerde Afrika Boynuzu’nda yeni bir istikrarsızlık ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Sistemin bu boşluğunun ne kadar büyük hasar ortaya çıkaracağını kimse tahmin edemiyor. Sizin dediğiniz gibi Körfez'den iki ay petrol çıkmasın, Amerika hiperenflasyonla nasıl mücadele edecek? Şimdi savaş tamtamlarını çalanlar “Aman, eyvah biz niye bu işi yaptık?” diyecekler. Bunun ben sonunda inşallah çok hayırlı bir sürecin de başlayabileceğini düşünüyorum. Yeni bir sistemi nasıl kurabiliriz? Hakikaten çalışan, adaletli, hakkaniyetli, ülkelerin egemen eşitliğini kabul eden, herkesin söz sahibi olduğu bir uluslararası sistem…


İRAN'DAN TÜRKİYE'YE ATILAN FÜZELER

SORU: Çok şaşırdık dedi bugün İran Büyükelçisi. Yani üçüncü roketle şaşırmak mümkün mü? Net bir cevap veremiyorlar. Bu serseri kurşun mu, yorgun kurşun mu üzerime düşüyor?

Açık bir şey üzerinden gitmek lazım. İran'ın Türkiye'ye füze atması için İran'ın bir milli menfaati yok. Ya çok büyük bir yanılgı içerisinde olmaları lazım ya da Türkiye'yle İran'ı bir çatışmanın içine sokmak isteyen güçlerin bir provokasyonu olması lazım. İran'ın kendi iç yönetiminde ne kadar farklılıklar olursa olsun bir milim İran'ın menfaatine olan bir durum değil bu. 

SORU: Bu iş başladığı zaman çok kritik bir soru vardı. Bütün bunların hepsi Cumhurbaşkanını bir kez daha seçtirmek için yapılan meselelerdir diye. Geçen İYİ Parti genel başkan yardımcılarından birisi aynı cümleyi kurdu. Bütün bunlar hepsi sadece ve sadece Erdoğan'ın siyasi geleceği için yapılıyor cümlesini kurdu. Bu sürecin sonunda yeni anayasa meselesi gündeme gelir mi?

 

Komisyonda onlarca saat, çok derin bir emek, mesai var. Hiçbir yerinde bu konu gündeme gelmedi, böyle bir konu tartışılmadı ve hatta yeni anayasa tartışmalarından da tamamen kategorik olarak uzak duralım diye en başta ortak bir kanaat çıktı ve bu istikamette yürüdük. Bu konu hiç gündeme gelmedi. 


EĞER İKİNCİ CÜMLEYE GEÇERSENİZ AYRIŞMA BAŞLIYOR

SORU: Siz yıllardır İslami hareketleri biliyorsunuz, tanıyorsunuz, siyasi hareketlerin içinde bulundunuz. Şu ara bazı tarikat liderleri, cemaat önderleri, bazı müstakil siyasi karakterde kişiler bu mezhep meselesini dinin kimliğinin önüne koyacak şekilde İsrail'le İran arasında dini gerekçelerle tarafsız kalma çağrıları yapıyorlar. Hatta bazıları İran'ı bu oyuna getirmeye çalışıyor. Bu tartışmayı izliyor musunuz? Ne düşünüyorsunuz? 

İzliyorum ve üzülüyorum. Yani tam da Müslüman toplumlar arasında ortak bir karşı çıkışın zaruri olduğu bu dönemde Müslüman topluluklar arasında ayrılık manasına gelecek her sözü yanlış sözler olarak görürüm. İslam dünyasının fikri anlamda, mezhebi anlamda, siyasi anlamda asırlardır devam eden tartışmaları var. Ama İslam dünyasının üzerinde ittifak ettiği tek bir cümle var. Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah. Allah'ı ve Peygamberi bir bilmek cümlesinde ittifak oluştuğu için bugün İslam ümmeti diye 2 milyarlık bir nüfustan bahsediyoruz. Eğer ikinci bir cümleye geçseniz bu büyük topluluk zaten ayrışmaya başlıyor. Dolayısıyla ayrıştırma yönündeki her sözü, yanlış bulurum. Bütünleştirme, birleştirme, aradaki farklılıkları giderme ve ortak eğilimleri geliştirme konusundaki her sözü de faydalı ve yerinde bulurum.
 

SORU: Umutsuzluğa kapıldığınız an oldu mu hiç? Örneğin İmralı heyetleri noktasında hepimiz tedirgin olduk. Acaba dağılır mı diye bir düşünceniz oldu mu? 

Bu iş 2009'a, 2013'e ya da önceki çalışmalara benzemez. Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun başarısız olduğumuz zaman 4 Ağustos 2025'tekinden daha vahim bir duruma dönüşebilir şartlar…. 

 

SORU: Niçin böyle söylüyorsunuz? 

Bölgede bu kadar çatışmanın olduğu bir ortamda bu yangına benzin dökecek çok eller var. 

 

SORU: Ama PKK güçsüzleşti, dağıldı bitti. Yani bunu ne körükleyecek? Kürtler mi sokağa çıkacaklar? 

Hayır, PKK bir günde oluşmadı. Dağıldı, mücadeleyle baskı altına alındı ama nihayetinde başka bir aklın, sokakları çok rahat karıştırabilecek tezgahlar kurabileceği de aşikardır. 


ERKEN SEÇİM OLACAK MI?

SORU: Erken seçim var mı?

Erken seçim yok. 

 

 

Yorumlar2

  • hilmi 17 dakika önce Şikayet Et
    tek çıkar yol birlik beraberlik tek vatan tek türkiyem kardeşlik
    Cevapla
  • Bozkurt Kayı 57 dakika önce Şikayet Et
    Suriyedeki YPG nin İrana PJAK' a geçtiği söyleniyor.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat