“Savunma” ve “One minute” dönemleri artık bitti, atak başladı

.

  • GİRİŞ12.07.2020 11:06
  • GÜNCELLEME12.07.2020 11:06

AK Parti 2002 yılında iktidara geldiğinde ilk zamanlarını sürekli savunma ile geçirdi. Laikçilerin “Şunu yapamazsınız, bunu yapamazsınız” tehditlerine geliştirilen savunmalar aylara, yıllara mal oldu. 

Düşünün, “Bakanların yarısının eşlerinin başı örtülü. Ama Milli Savunma Bakanı kesinlikle eşi başörtülülerden olamaz” tehditlerinin yapıldığı bir Türkiye’den bahsediyoruz. 

Aynı yıllarda, “İktidardasınız ama, kritik makamlardaki isimleri değiştiremezsiniz” tehditleri savruluyordu. 

“AK Parti kadrolaşıyor.. AK Parti yönetimde kendi kadrolarını kuruyor” söylemleri ile, sanki başka bir parti tek başına iktidara gelse eski kadrolarla faaliyetlerini yapacakmış gibi bir algı ile, AK Parti sürekli baskı altında tutuluyordu. 

Tek başına iktidara gelen AK Parti, bir gün rektörlerden, ertesi günü bir savcıdan, daha ertesi günü bir kamu kurumunun başındaki zattan zılgıt yiyordu.

“Kadrolaşıyorlar, yakında üniversiteleri ele geçirecekler, yargıyı ele geçirecekler” saldırılarına savunma geliştirmekle günlerini geçirdi.

Aylar yıllar geçti.. Başörtü yasağı da,  imam hatip ve meslek liselilere uygulanan katsayı zulmü de kaldırılamadı.. AK Parti sürekli savunmadaydı.. “Sadece başörtülülerin okuma haklarını savunuyoruz, yoksa kimsenin başının zorla örttürülmesi diye bir şey söz konusu değil” dediler.

“Biz sadece meslek liselilerin puanlarının çalınmasını önlemek istiyoruz, yoksa imam hatiplilere diğer liselilere göre ayrıcalık tanıyacak değiliz” dediler. 

Hep savunma, hep savunma ile yıllar geçti..

2009’a geldiğimizde, meşhur Davos zirvesinde “One minute” olayı yaşandı. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, sadece İsrail Cumhurbaşkanı’na değil, tüm dünya egemenlerine “one munite/Bir dakika” deyişi bile, aslında bir savunmada kalma faaliyeti idi..

AK Parti hep saldırılara cevap yetiştirmeye çalışıyor, bir türlü atağa geçemiyordu. Hep saldırıların haksızlığını izaha çalışıyordu. 

Nihayet, 2011’den itibaren başörtü yasağı ve katsayı zulmü sonlandırıldı.

Ardından FETÖ’nün devletten tasfiyesi aşamasına gelindi. AK Parti onu da büyük oranda başarıyla gerçekleştirdi.

FETÖ’nün tasfiyesi, bir atak gibi görünse de, aslında bir savunmaydı.

40 yıl boyunca devlet kadrolarına yerleştirilmiş derin yapıdan temizlik yapılıyordu. 

Ve önceki gün itibari ile artık AK Parti’nin sadece savunmada kalmadığı, aynı zamanda sistemin yanlış oturtulmuş taşlarının da değiştirilmeye başlandığı yeni bir aşamaya geldik.  

Bu aşamayı tescilleyen mühürlerden birisi baro seçim sisteminin değiştirilmesi, diğeri de Ayasofya’nın ibadete açılmasıdır. Bu ikisinin birden aynı gün gerçekleşmiş olması, hem Türkiye’deki despotlara hem de tüm dünyadaki egemenlere ayrı bir mesajdır.

Artık Türkiye’de vesayet sistemi gerçekten kırılmaya başlamıştır. Parmak sallayarak, sopa göstererek milletin iradesinin kısıtlanamayacağının haykırıldığı bir gün olarak, 10 Temmuz tarihe geçmiştir. Baro seçim sistemi, baro başkanlarının tüm “İstemezük” nümayişlerine rağmen, “Millet böyle istiyorsa, böyle olacak” dik duruşuyla Meclis’te kabul edilmiştir.

Yine onlarca batılı ülkede yüzlerce camiyi “Bu ülkenin sahibi biziz” diyerek kiliseye çevirenlerin, depoya çevirenlerin, sıra Türkiye’ye gelince “Ayasofya’yı camiye çeviremezsiniz, Ayasofya insanlığın mirasıdır” diyerek dayattıkları çözüm elimizin tersi ile itilmiş, tam da bağımsız bir devlete yakışır şekilde Ayasofya meselesi Türkiye içinden verilen kararla sonuçlandırılmıştır. 

Ayasofya, milletin yıllardır beklediği çözüme kavuşmuş, artık müze olmaktan çıkarılmıştır. Bunun da tarihi 10 Temmuz’dur..

Her iki gelişme de, AK Parti’nin artık savunmadan çıkıp, yapılması gereken, atak olarak yorumlanabilecek icraatları da hayata geçirme aşamasına geldiğinin ispatıdır.

Türkiye’nin, Suriye’de bir yandan Amerika bir yandan Rusya’yı yola getirerek güvenliğini tehdit eden unsurlarla başarılı mücadelesi, bu yeni dönemin ön müjdecisi idi. 

Yine Akdeniz’de Libya ile yapılan anlaşma ve yine Libya’da Amerika ve Rusya’ya karşı verilen mücadele, Türkiye’nin kendi kabuğundan çıkıp oyun kurucu olma aşamasına geldiğinin işaretleriydi. 

10 Temmuz itibari ile yeni dönemin başladığı artık tescillenmiştir. 

Bugüne kadar küçük küçük ihtilaflar gerekçe gösterilerek Tayyip Erdoğan’ın başkanlığına itiraz edenler de bugünden sonra artık bu lidere destek vermelidirler.

Alnı secdeliler önden gelmeli, her inançtan bu ülkenin vatandaşları da onları takip etmelidirler.

Yeniakit

Yorumlar19

  • bbb 3 hafta önce Şikayet Et
    Bu yol ki hak yoludur.Dönme bilmeyiz yürürüz. Rabbim ülkemizi Kahramansız bırakmasın
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • murat 3 hafta önce Şikayet Et
    Etmelidirler
    Cevapla
  • Muhammed 3 hafta önce Şikayet Et
    Sen Doğu Perinçekle gez ihsancım başörtülü bacılarımıza zülmü reva görenlerle gez senin için Allah’ın kanunlarının bir önemli yok galiba hakkı konuşmuyorsun sen bir yerlere yamanmak için yazıyorsun allahtan kork
    Cevapla
  • Serkan Yilmaz 3 hafta önce Şikayet Et
    davutoglu ile muthis bir soylesisi var sayin yazarimizin lutfen izleyin davutoglunu nasil susturuyor
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Asım 3 hafta önce Şikayet Et
    Bence; "Başkalarının dayatmaları" , " şunu yapamazsınız, bunu yapamazsınız" , "muz ülkesi değiliz" , vs. gibi lafların söylenmemesi , zikredilmemesi lazım. Bu tip konuşmalar içten içe şüpheci olduğumuzu ima edebilir. Bu da gerçek inanç sahiplerine uymaz.
    Cevapla Toplam 18 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat