Teröristbaşı Öcalan bile, muhalif medyadan daha tutarlı

  • GİRİŞ24.01.2026 09:40
  • GÜNCELLEME24.01.2026 09:40

Abdullah Öcalan’la görüşmenin tutanakları önemli..

O tutanak metni içinde, CIA ve MOSSAD ile ilgili tespitler çok daha önemli..

Öcalan’ın sözlerini okurken, bu ülkede 50 bin insanın kanına girmiş bir terörist olduğunu bilmesek, kendisine haksızlık edildiği kanaatine bile varanlar çıkabilir..

Cevaplanamayacak, Öcalan’ın da es geçtiği soru şu: “Niçin silaha başvurdunuz?”

Devamında bir soru daha:

“Silah ile neyi çözeceğinizi düşündünüz?”

Belki bunun devamında, şu soru da konunun çözümü için gerekli:

“Elinize silah verenlerin, sizin silah ile sağlamak istediklerinizin dışında bir amaçları olduğundan, hiç şüphelenmediniz mi?”

Bunları, birer fikir egzersizi olması, bundan sonraki süreçlerde de, gençlerin şunların bunların oyunlarına gelmemesi için not ediyorum..

İmralı’ya gidiş üzerinden algı çalışmaları yapan İyi Partililere de, heyete üye vermeyen CHP’ye de burdan hatırlatalım:

Tutanağı okudunuz..

Neresine itiraz ediyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti’nin küçümsendiği, tahkir edildiği bir bölüm gösterebilir misiniz?

Teröristbaşı için övgü cümlesi kurmuyorum, kurmam..

Ama, “Suriye bataklıktır. Girersek çıkamayız” diyen emekli ulusalcı generallerin sözleri, tutanaktaki Öcalan’ın sözlerinden çok daha fazla rencide edici değil mi?

Ne demek, “girersek çıkamayız!”

Bu söylem, TSK’yı tahkir etmek, başarılı olamayacağını iddia etmek değil miydi?

Bunu söyleyenler, bugünkü SDG’nin tasfiyesine gelinen tablo karşısında, bir özür dileme borcu altında değiller mi?

Veya..

Dünkü Karar gazetesinde, babasının Yüksek İslam Enstitüsü mezunu olduğunu da hatırlatarak, Yusuf Ziya Cömert’in yaptığı yorumdaki şu ifadelere bir bakıp, Öcalan’ın sözleri ile kıyas yapalım:

“(SDG) Sonra birdenbire ABD tarafından terk edildi. ABD neden böyle bir şey yapsın? Ben Trump’ın tüccarlığına verdim ama, herkes tüccar. Herkes, ucuz bulunca alıyor. Sonra aynı işi göreceği daha iyi bir vasıta bulunca elindekini satıp yenisini, bir üst modelini alıyor.” sözleri, Öcalan’ın sözlerinden çok daha yaralayıcı değil mi?

Ne demek, Amerika’nın, Ahmet El Şara’nın kendisine daha ucuza mal olacağını anlayınca, SDG’yi satıp, Şara’yı aldığı şeklinde küstahca ve kendi ülkene de hakaret içerikli anlatımlar..

Şara’nın, Türkiye ile işbirliği içinde yol yürüdüğünü bile bile, ABD tarafından satın alındığını, hem de SDG yerine daha ucuza satın alındığını söylemek, ne demek?

Nedir, bir izah edebilecek var mı?

Tayyip Erdoğan’ın uçağında, Akit’in yazarları daha alınmıyor iken, siz alındınız Yusuf Ziya bey..

Akit gazetesinden hiçbir isim milletvekili olmadı, aday bile olmadı ama..

Sizin yıllardır arkadaşlık ettiğiniz, halen birlikte Erdoğan’a saldırdığınız arkadaşınız, Ak Parti’den milletvekili yapıldı..

Bu kadar mı gözünüz döndü..

Bu kadar mı pervasızlaştınız..

Kendi solcu arkadaşları tarafından bile “hırsız” olmakla suçlanan Ekrem İmamoğlu’nun hamiliğine soyunup, “Masumiyet karinesi vardır.. Kimsenin suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşmedikçe, aleyhinde söz edilemez” diyen tilkiler..

Ahmet El Şara hakkında, o ifadeleri yazarken, bırakın evrensel hukuk ilkelerini, babanızın eğitim gördüğü okulun isminden de mi utanmadınız:

“Suriye’de kurulacak bir Kürt devleti İsrail için iyi bir müttefik olabilirdi. Fakat bunun daha iyisi, Ahmed el-Şara’nın liderliğindeki Suriye’nin İsrail’le iyi geçinme, lüzumu halinde dayanışma kabiliyetidir. ABD, Ahmed el Şara’yı Mazlum Kobani’den daha müsait, daha ehven bir müttefik olarak görmüştür. Yenisi çıkınca eskisi hükümsüz olur. Bir üst modeli? Bir üst modeli Ahmed el-Şara olabilir.”

Bir yıl önce, Şara için “ABD-İsrail projesi. Bu proje dahilinde, SDG de terör devletini çoktan kurdu bile” diyen de sizdiniz.

Şimdi terör devleti kurma sözü verilen SDG yerine, Şara’nın aynı işi göreceğini alçakca iddia eden de sizsiniz..

Bir yıl önce, hem Şara ile, hem SDG ile iş tutan ABD, şimdi niye terör devletinden vazgeçip, Şara ile yetinsin ki?

Hiç mi utanmıyorsunuz, müslüman insanları İsrail’in menfaatlerine çalışan kişiler olarak gösterirken..

Hiç mi vicdanınız yaralanmıyor?

“Kesin doğru olarak kabul edelim” demem..

Ama, Abdullah Öcalan’ın, hem de gazeteci sıfatlı birisi üzerinden yapılan, çok büyük bir operasyonu, bir cumhurbaşkanına düzenlenen suikasti anlatan sözlerinden bir ders çıkarıp, “Bizler ne yapıyoruz. Bizi kullanıyorlar mı” diye, küçücük bir özeleştiri yapar mı acaba, Karar’daki, Milli gazete’deki, Yeni Asya’daki.. Hatta Sözcü’deki, Cumhuriyet’teki, Birgün’deki kalemşörler..

Bakın Öcalan, İmralı tutanaklarında Turgut Özal’ın ölümünü nasıl anlatıyor:

“Mehmet Ali Birand’ın 1988’de izin almadan kendisiyle (Abdullah Öcalan) röportaj yaptığını, (Turgut) Özal’ın arayıp ‘ne yaptın Mehmet Ali, beni yaktın’ dediğini, Ankara’ya döner dönmez bütün gücüyle bu meselenin çözülmesiyle uğraşacakken Milliyet’te yayınlanan bu röportajdan 4 gün sonra suikastın yapıldığını, 17 Nisan’da Özal’ın Özel Kalem Müdürü Kaya Toperi ile bir görüşme yapacakken Özal’ın bir anda öldüğünü ve bu suikastın örtbas edildiğini, O’nun ölümünden kuşku duyduğunu, başarılamaması durumunda, sadece Sayın Devlet Bahçeli’ye değil, bütün MHP’ye yükleneceklerini, Erdoğan’a (Sayın Cumhurbaşkanı) nasıl yüklendiklerini bildiğini,”

Öcalan İmralı’daki cezaevindeki odasından, Sayın Devlet Bahçeli’ye yapılan saldırıları görüyor da..

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yapılan saldırıları görüyor da..

Daha yakın tarihlere kadar, Tayyip Erdoğan’ın yanında dolaşan gazeteciler, Ankara’nın göbeğinde/İstanbul’un göbeğinde gazetecilik yaparken, Öcalan’ın gördüğü gerçekleri göremiyorlar mı?

Kent Uzlaşısı sırasında bir defa olsun akıllarına gelmeyen şehid annesi Pakize Akbaba’yı, tam da silahların bırakılma süreci başlatıldığında, birden bire Sözcü’nün, Cumhuriyet’in ve Karar’ın manşetlerine taşınmasını, kim haklı görebilir, bu tavrı kim samimi bir gazetecilik faaliyeti olarak görebilir..

Samimi iseniz, Kent Uzlaşısı sırasında niye, o şehid annesini hatırlamadınız, Pakize Akbaba’yı manşetlerinize taşımadınız?

“SDG de silah bırakma çağrısını dahil mi değil mi” diye papatya falı açan Karar dahil, Sözcü gazetesi dahil medya organlarının yöneticileri, Sırrı Süreyya Önder’in sözleri ile “Dahil” diye hatırlatmamıza kulak vermemiştiler..

Bakalım Öcalan’ın şu sözleri üzerine ne diyecekler:

“Türkiye için istediğini Suriye için de istediğini, bunun yerel demokrasi ve komün (demokratik belediyecilik) olduğunu, bu konuyu her gün düşündüğünü, bu kapsamda onlarla (SDG) diyalog kurabileceğini, onların kendisini (Abdullah Öcalan) dinleyeceklerini düşündüğünü ancak bu anlamda tek taraflı hareket etmeyeceklerini, Ahmed El-Şara’nın da SDG gibi demokratik Suriye için pozitif adımlar atmasının gerektiğini,”

Dahil miymiş, hariç miymiş, ulusalcı geçinen Sözcü..

İki gün, DEM Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan üzerinden algı operasyonu yapıp, “SDG, silah bırakma çağrısına dahil değil” diye algı üretmeye çalışan, ama aynı zamanda şehid ailelerini kışkırtıp, “PKK’lılar affediliyor” tahrikleri yapan Sözcü gazetesi..

Sözcü’ye kuyruk olup, ertesi günü manşete aynı sözleri taşıyan Karar gazetesi..

Bu ülkede 50 bin insanın canına mal olan bir insan üzerinden bile, nasıl algı operasyonlarına kendinizi alet ettirdiğinizi, şimdi daha net görüyor musunuz? 
 

Ali Karahasanoğlu / Yeni Akit Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat