Rıza’nın villası, teknesi, araçları sahipsiz kaldı!
- GİRİŞ05.02.2026 08:57
- GÜNCELLEME05.02.2026 08:57
Allah sıhhat versin, her gün yazalım..
Ciddi ciddi yazalım..
Ciddi ciddi konulara, ciddi ciddi yorumlar getirelim.
Ama şu CHP’lilerin bulaştığı yolsuzluk haberlerini ciddi ciddi nasıl yorumlayacağız?
Söyleyin lütfen, nasıl ciddi olacağız.
Biz ciddi olalım ama..
Adamlar komik komik cevaplar veriyorlar.
Nasıl ciddi yorumlayar yapacağız?
Adam Acarkent’te villa alıyor.
10 milyon, 15 milyon liralık taşınmazdan bahsetmiyoruz..
5 milyon 200 bin dolarlık villadan bahsediyoruz..
230 milyon..
Villa, dikkat çekmesin diye, kayınbirader üzerine yapılıyor.
Kayınbirader dediğiniz, 230 milyonun onda birini, hayatının tamamında görmüş olamaz..
Ama Rıza Akpolat yine de, “Kayınbirader benden zengin” dercesine..
Kendisi apartman dairesinde, kayınbiraderi villada oturacakmış gibi..
“Acarkent’teki villa benim değil” diyor.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, tekne alıyor, tekne ile deniz gezilerine çıkıyor.. İkinci evliliğinin balayına gidiyor.
Teknenin adı bile kendisini işaret eden rumuzu taşıyor.
Rıza Akpolat yine de, “Tekne benim değil” diyor..
Boşandığı eşinin kalması için daire satın alıyor, boşandığı eşine de güvenmiyor olmalı ki, kendisinin çocukluk arkadaşının üzerine yapıyor, o daire için de “benim değil” diyor..
Tek bildiği şey, “Hakim bey, istediğiniz soruyu sorun, cevabını vereyim” oluyor.
Sorulan soruların hiçbirisine cevap vermiyor.
Ama kuyruğu dik tutmayı da elden bırakmıyor..
Kayınbirader geliyor, soruluyor: “Acarkent’teki villa senin mi?”
Kayınbirader sitem ediyor, “Rıza Akpolat öncesini yok saymışsınız. Ne yani, benim ablamla eniştem Rıza evlenmeden önce, biz yok muyduk” diyor..
Konuştuğumuz daireler, villalar, yatlar, 5-10 milyonluk değil, en ucuzu 50, 100, 230 milyonluk mülkler..
Aklımızla alay edercesine ilgisiz cevaplar veriyorlar..
Bu savunmaların karşısında, ben de ciddi ciddi yorum yapmayı boşveriyorum.
Fıkra ile bugünü dolduralım..
Bir adam cinayetten tutuklanmış, ağır ceza mahkemesinde yargılanacak.
Çok iyi bir avukat tutmuşlar. Duruşma öncesi görüşme odasında katil, avukatına dönmüş ve sormuş:
“Beni nasıl savunacaksın onu merak ediyorum?”
Avukat düşünmüş, gülümsemiş ve cevap vermiş:
“Seni savunmayacağım ki... Ben masumiyetini savunacağım!”
Katil şaşırmış:
“Ama ben katilim, adamı ben öldürdüm!”
Avukat sakin sakin:
“Tamam, o zaman şöyle diyeceğim: Müvekkilim masumdur... Çünkü o adamı öldüren benim müvekkilim değil, içindeki şeytandır! Müvekkilim sadece şeytana kulak vermiş bir zavallıdır. Suç şeytandadır!”
Katil biraz rahatlamış ama yine sormuş:
“Peki ya hâkim inanmazsa?”
Avukat göz kırpmış:
“O zaman da şöyle derim: Sayın hâkim, müvekkilim suçsuzdur... Çünkü o adam zaten ölmeye mahkumdu, müvekkilim sadece infazı gerçekleştirdi!”
Katil gülmüş:
“Ya jüriyi ikna edemezsen?”
Avukat son kozunu oynamış:
“O zaman da mahkemeye döner, ‘Sayın hâkim, müvekkilim katil değildir... O sadece yanlış zamanda yanlış yerde bulunan, yanlışlıkla doğru silahı kullanan bir talihsizdir!’ derim.
Katil iyice keyiflenmiş:
“Peki ya idam kararı çıkarsa?”
Avukat omuz silkmiş:
“O zaman da ‘İdamı kabul ediyoruz... Ama infazı müvekkilim yapsın, o adam öldürmede kendisi çok ustadır!’ derim.”
Katil kahkahayı patlatmış:
“Seni tuttuğuma değdi be avukat!”
Avukat da gülerek:
“Değdi mi? Daha faturayı görmedin ki...”
Ne yapalım, şu CHP’li adamlar tam fıkralık..
Biz de fıkralarla yorumlayalım..
Bir fıkra daha:
Mahkemede bir cinayet davası görülüyordu.
Sanığın katil olduğu neredeyse kesin gibiydi, deliller ortadaydı.
Tutulan avukat ise, baronun en güçlü isimlerinden birisiydi..
Hani diyorlar ya, idam sehpasından adam alır. İşte öyle becerikli, öyle tilki bir avukat..
Yargılama yapılırken, avukat birden ayağa kalkıyor ve yüksek sesle şöyle diyor:
“Baylar bayanlar... Hepinize bir sürprizim var! Tam bir dakika sonra, müvekkilim tarafından öldürüldüğü iddia edilen kişi bu mahkeme salonundan içeri girecek!”
Herkes tabii ki şok olur.
Öldürüldüğü iddia edilen kişi, canlı olarak duruşma salonuna gelecek olursa, davanın da düşmesi gerekir..
Hakim, jüri, seyirciler, savcı...
Hepsinin gözü kapıya çevrilir.
1 dakika geçer... 2 dakika geçer... 3 dakika geçer..
Hiç kimse gelmez.
Ama herkes pürdikkat, 3 dakika boyunca kapıya bakıyor.
Avukat gülümseyerek devam eder:
“Bakın... Ben bu iddiayı ortaya attım ve hepiniz heyecan içinde 3 dakika boyunca kapıya baktınız. Bu gösteriyor ki, sizler bile gerçekten ortada bir cinayet olduğuna ve dolayısıyla müvekkilimin katil olduğuna tamamen inanmıyorsunuz! Ceza hukukunda temel prensiptir: Şüpheden sanık yararlanır. Sizler de şüphe ettiğinize göre, müvekkilim bu şüpheden yararlanmalıdır. Beraat etmelidir.”
Hakim biraz düşündü, sonra sakin sakin kararını açıkladı:
“Evet, doğru... Hepimiz baktık. Evet doğru, şüpheden sanık yararlanır.. Bu temel bir kuraldır.”
Tecrübeli hakim, sonra sanığı gözleri ile süzüp, tilki avukata cevabı yapıştırır:
“Ama ben yine sanık hakkında cezayı veriyorum.”
Bu sefer şaşkınlık sırası tecrübeli avukatta idi:
“Nasıl yani?” der, kekeleyerek..
Hakim tane tane izah eder:
“Herkes şüphe içinde, kapıya dönüp, ölen kişinin gelebileceğini düşünerek, baktı.. Ama savunduğunuz müvekkiliniz, kapıya dönüp hiç bakmadı!”
Devam etti hakim:
“Çünkü o biliyordu ki, ölen adam gelmeyecek... Çünkü onu, kendi elleri ile öldürmüştü..”
Rıza Akpolat’ın savunmasını okurken, gülüyorum, gülüyorum, gülüyorum.
Kusura bakmayın, yine fıkra ile bitireceğim:
Suçu işlediği her açıdan sabit olan sanık, avukatıyla konuşur:
“Avukat Bey… Kamera var, tanık var, parmak izi var… Ben ne yapacağım?”
Avukat rahat:
“Sakin olun. Hepsi aşılabilir.”
Sanık sevinir:
“Gerçekten mi? Nasıl?”
Avukat:
“Kameraya ‘photoshop’, tanığa ‘yanılmış’, parmak izine ‘nazarlık’ deriz.”
Sanık umutla sorar:
“Peki hâkim inanır mı?”
Avukat dürüstçe:
“İnanmaz.”
Sanık:
“E o zaman?”
Avukat gülümser:
“O zaman da ‘müvekkilim her şeye rağmen bu kadar düzgün inkâr ediyorsa, pişmandır’ deriz.”
Sanık:
“Yani beraat mi ederim?”
Avukat:
“Hayır. Ama hâkim güler.”
Sanık:
“Gülmesi ne işe yarayacak ki?”
Avukat cevaplar:
“Gülen hâkim, maksimum cezayı vermez.”
Halimiz bu..
Yeni Akit
Yorumlar1