9 tahliye.. Tahliyeler, beraat değildir..

  • GİRİŞ06.02.2026 09:24
  • GÜNCELLEME06.02.2026 09:24

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve ilaveten 8 kişi dün tahliye oldular..

Benim beklentim, Rıza Akpolat haricindeki diğer belediye başkanlarının da tahliyesi idi.

Ama, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın yanısıra, kendince senaryolar yazarak “rüşvet yok ise, ihaleye fesat karıştırma suçu da olmaz” çocukları güldürecek savunma yapan Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara da tahliye olamadı..

Olabilirdi..

Belki de dürüstçe gerçekleri anlatmadığı için, mahkeme üzerinde olumsuz izlenim bıraktı..

Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin çelişkili beyanları ile tahliyesinin önünü kapattı..

 

Hukukçu olduğunu belirtti, ama bu tür rüşvet davalarında usulün ne olduğunu bilmezmiş gibi, onlarca yalan eşliğinde kendisini savunmaya kalktı. Hem eşi ile belediye konularını görüşmediğini söyleyip, hem de eşinin “Erkek refleksi ile, belediyeden parasını almak isteyen müteahhit ile görüştüm” sözlerine tepkisiz kalması.. Bir süre daha tutuklu yargılanması yönünde karar alınmasına yol açtı.

Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar’ın, kendisinin bile tahliye beklentisi olmayabilir..

Çünkü eski yıllardan sabıkası var..

Bir de sanki tanışmıyormuş gibi başladığı savunmasında, aynı sitede oturduklarını, cenazelerde sürekli biraraya geldiklerini, babasından daire, araç aldığını itiraf ettiği A. İhsan Aktaş ile yakın ilişkisi ve cevaplarındaki tutarsızlık, tahliyesini önlemiş oldu..

 

Peki, 9 kişi tahliye oldu.. Bunlar, haksız yere mi suçlanmış oldular.. Cezaevinde haksız yere aylarca kalmış oldukları, mahkeme tarafından da, bu tahliye kararı ile kabul edilmiş mi oldu?

Hayır..

Tutuksuz yargılanmak, beraat etmek demek değildir..

Hatta tersini söyleyelim. Tahliye edilmemek, mutlaka mahkum olacak demek de değildir..

Öyle gelişmeler, gerçeğin ortaya çıkarılması sürecinde öyle savunmalar olabilir ki, tahliye olanlar mahkum olabilir, tutuklu yargılaması sürenler beraat edebilir..

Yanlış anlaşılmasın, bu bir pazarlık değildir..

 

Mahkeme, suçun ve sanığın durumunu inceleyerek, ifadelerdeki samimiyeti değerlendirerek, yargılama sırasında tutukluluk veya tahliyeye karar verebilir..

Bu tahliye kararı suçun işlendiği veya işlenmediği anlamına gelmez..

Bu tahliye kararı, sanığın delilleri artık tahrif edemeyeceğini, yargılamayı etkileyecek delillerde değişiklik yapamayacağı, örneğin şahitlere veya diğer suç faillerinin ifadelerine müdahale edemeyeceğini, etse bile bundan netice alamayacağını ifade ettiği gibi..

Tahliyede zorunlu olarak, şu husus da dikkate alınır: “Yargılamanın şu veya bu sebeple uzun sürmesi, delillerin toplanmasındaki gecikme sanığın kusuru değildir. Mahkeme hemen ilk duruşmada karar verebilecek olsa, ilgili kişi ne kadar cezaevinde kalacak ise, yargılamanın uzun sürmesi sonucu, sanığın durumunda aleyhine bir yükümlülük asla olmamalıdır. Mahkumiyet kararı verilmiş olsa, sanığın cezaevinde kalacağı en uzun süreye bakılır, o güne kadar o sanığın zaten cezaevinde geçirdiği süre ile karşılaştırma yapılır..

Bu hesaplamada da, gün hafta hesabından ziyade, cezanın büyük kısmının cezaevinde kalınmış olması yeterli görülür..

Ve tahliye kararı verilir..

70 sanıklı davanın dünkü duruşmasında sadece 9 kişinin tahliye olması, mahkemenin nihayette bu davanın sanıklarının büyük çoğunluğunu mahkum edeceği, bu noktada delilleri yeterli gördüğü kanaatini bende oluşturdu..

Ben, objektif değerlendirme yapıyorum.

Objektif değerlendirme yapan her hukukçu da, bu tahmini yapabilir..

Ama göreceğiz, 9 kişi için bugünden itibaren başlayacaklar, “Madem tahliye edecektiniz, niye tutukladınız. Niye bu zamana kadar tahliye etmediniz?”

Arkadaşlar, bir kişinin tutuksuz yargılanma kararı, onun beraat edeceği anlamına gelmez..

Mahkum olduğunda,“Madem mahkumiyet kararı verecektiniz, niye tahliye ettiniz” demek ne kadar boş bir söz ise, “hem tahliye edip, hem de niye mahkumiyet kararı veriyorsunuz” demek de, o kadar boştur..

Ben isterdim ki, sanık sandalyesinde oturan CHP listesinden Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat başta olmak üzere, tüm CHP’li başkanlar, samimiyetle iddianamedeki suçlamaları cevaplasınlar.

Hayat hikayelerini anlatacaklarına, suçlamaların her birine, ayrıntılı olarak cevap versinler..

Yeni evli olduklarını, bebek beklediklerini, yaşlı büyükleri olduğunu, küçük çocuklarının bulunduğunu anlatmak yerine..

Birilerine mesaj gönderme yerine..

Kendilerinin seçimle işbaşına gelen siyasiler olduklarını hatırlatma yerine, “Rüşvet almadım. İddia yanlıştır. Malvarlığımın her biri hakkında, açık ve net cevaplarımı veriyorum.. Rüşvet aldığım iddia edilmeyen şu şu şu müteahhite belediyeden yaptığım ödemelere bakın.. Rüşvet aldığım iddia edilen bu müteahhite yapılan belediye ödemelerine bakın. İkisinin de durumu aynıdır. Kimseye, ödeme yapmak için, önce rüşvet vermesi gerektiğini söylemedik” diyebilmeliydiler..

Demediler.

Öyle ki, bazıları hakkında yüzlerce yıl hapis cezası istemi var iken, mahkeme salonunda bile siyaset yapmaya kalkıştı..

Rıza Akpolat’tan bahsediyorum..

Akpolat, kendisinin kurultay yolsuzluğu konusunda itirafçı olmasının istendiğini, bunu yapmış olsaydı şimdi cezaevinde olmayacağını iddia etti..

Hatta kendisine Mayıs ayına kadar süre verildiğini, kurultay ile ilgili istenileni söylemediği için cezaevine konulduğunu iddida etmiş.

Aslında Ekrem İmamoğlu’na mesaj yollamış. “Beni görün. Yoksa konuşurum” demiş..

Aslında konuşsa, kendisinin cezasını da indirecek..

Ama kendi bilir..

İsterse de, pişmanlığını ifade etmez, cezaları yine alır, ama indirim uygulanmaz..

Ama, ben şunu merak ediyorum.

Rıza Akpolat “İtirafçı ol, kurtul” teklifi yapıldığını söylerken yalan konuşuyor ama.

Aynı zamanda, çok ciddi bir suçlama yapıyor.

Emniyet görevlilerine...

Savcılara.. Hatta hakimlere..

Kendisine şantaj yapıldığını öne sürüyor.

Kurultay hakkında istenileni söyleseydim, benim Beşiktaş dosyam boşa çıkarılacaktı diyor..

O zaman ben de merak ediyorum.

Rıza Akpolat’ın bu çok ciddi iddiaları, niçin Cumhuriyet gazetesinde arka sayfada üç satır yazılmakla yetiniliyor.

Karar gazetesi niye bu savunmayı manşet yapmıyor.

Milli Gazete, Yeni Asya niye kısacık bir bilgi notu olarak bile, bu savunmayı kayda değer bulmuyor?

Sen kendi adamlarına bile, söylediklerini inandıramamışsın, Rıza..

Cumhuriyet gazetesi bile, reklama boğduğun bu gazete bile.. 

Sözcü gazetesi bile, senin bu sözlerini birinci sayfadan geniş geniş vermemişler..

Bir sanık, “Bana şantaj yapıldı. Bazı şeyler söylemem istendi. Söylemeyince beni tutukladılar” diyorsa.

Kendisince, inandırıcı olarak bunu söylüyorsa..

Bir gazeteci de buna inanıyorsa, bu manşettir, gazetenin birinci sayfasının tamamını kaplayacak haberdir, arkadaşlar..

Var mı Sözcü’de?

Yok..

Niye yok?

Çünkü Rıza’nın anlattıklarına, ne kendisi inanıyor, ne Sözcü..

Açın bakın Sözcü’nün yazarlarına. Cumhuriyet gazetesinin yazarlarına, Karar gazetesinin yazarlarına, bir tanesi bile, bu savunmayı not etmeye değer bulmamış..

Sen kendi takımını inandıramamışsın Rıza. Senin takımın inanmamış, mahkemenin bu yalanlarına inanacağını mı sanıyorsun?

Bir sonraki duruşmada, çık itiraf et..

Hatta teklifim şu: Kurultay olayında itirafçı olma..

Acarkent, tekne, daire, araçlar konusunda itirafçı ol..

Alacağın cezanın azalmasına fırsat ver..

Yok, “Siz inanmasanız da, benim anlattığım hikayelere birileri inanıyor. Bu uğurda ben de daha fazla yatmayı göze alırım” diyorsan..

Bu devlet cezaevinde 400 bin insana bakıyor. Sana mı bakmaktan çekinecek..

A. İhsan Karahasanoğlu / Yeni Akit Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat