Marks nerene battı.. P.ç, kö.. Daha devam edeyim mi?

  • GİRİŞ09.02.2026 08:22
  • GÜNCELLEME09.02.2026 08:22

Altılı masa kurulurken hepsinin ağzı kulağına varıyordu..

CHP’sinden Saadet’ine.. Davutoğlu’ndan Babacan’a..

Ezan düşmanı Sera Kadıgil’den, Marksist TİP’lilere kadar, 12 Eylül öncesinde bunları gördüklerinde sopa ile kovalayan İyi Partililere kadar..

Hatta masanın altından destek veren, PKK’nın savunucusu HDP’lilere kadar..

Hepsi çok mutluydular..


Çok sevinçliydiler..

Öyle bir birliktelik kurmuşlardı ki..

Tayyip Erdoğan’ın, bu birliktelik karşısında ayakta durması mümkün değildi.

Her ne kadar sorgulasak, itiraz etsek de: “Bu kadar zıt görüşler, diyelim seçim kazandınız. Ülkeyi nasıl yöneteceksiniz? Hanginizin dediği olacak? PKK’ya güneydoğuyu verecek misiniz? Yoksa Güneydoğu’da sivil insanları katliama maruz bırakacak kafadakilerin dediği mi olacak? Dindarlar mı söz sahibi olacak, yoksa içinizdeki ezan düşmanları mı? Nasıl bir birliktelik bu!”


Samimi sohbetlerde şöyle aktarıyorlardı ilerde yaşanılacakları:

“Erdoğan’ı bir devirelim, sonra gereğini yaparız.” 

Cevaplarının arkasından da, tilkice gülüyordu, her biri.

Ezan düşmanı olan; “yobaz” diye gördüğü Saadetliler için, Gelecek Partililer ve DEVA Partililer için bunu söylüyordu.

Saadet partililer ise; ateistler, marksistler için bunu söylüyordu.

HDP’liler; faşist olarak tanımladıkları İyi Partililer için bunu söylüyorlar, İyi Partililer de, eli kanlı teröristlerin savunucuları diye tanımladıkları HDP’liler için aynı tilkice gülümsemeyi yapıyorlardı..


Neyse ki, Tayyip Erdoğan bu kirli ittifakı çatır çatır ezdi.. Cumhurbaşkanı seçildi..

Bu yaşanılanları size niye hatırlatıyorum? 

Karar gazetesinde dün Taha Akyol, yazısının başlığını şöyle atmış: “

“Marks nerene battı?”

Belli ki, altılı masanın yılmaz savunucularından Taha Akyol’a, o masanın bileşenlerinden, özellikle TİP’de yer alan Marksistlerden biri itiraz etmiş..

Ben itiraz diyorum ama..

İfadenin ne kadar terbiyesizce olduğunu, siz de takdir edersiniz..

Taha bey, bu TİP’liler ile birlik olup, alnı secdeli Tayyip Erdoğan’ı devirmek için yol yürürken..

“Siz bu Marksistlerle nasıl birlik olabiliyorsunuz” diye kendilerine sorarken..

Seçim kazanacaklarını sanıp, bizleri hiç muhatap bile almıyorlardı..

Şimdi kendisini milliyetçi olarak tanıtan Taha Akyol yazıyor:

“Bu yazının başlığı, bir Marksist’in bana yazdığı bir hakaret cümlesidir.”

Bu cümle ile başlıyor ve devam ediyor, altılı masa kurulurken, göbek atan milliyetçi Taha bey, kendisine yapılan hakaretleri:

“Sosyalizmi bir faşistten mi öğreneceğiz?.. Sen sermayenin uşağısın, sosyalizmden ne anlarsın...”

Şimdi, “Oh olsun” demek, bize yakışmaz..

“Yazıklar olsun” mu diyelim..

“Dün kolkola yürürken seviniyordun, şimdi yol arkadaşlarından kazık mı yedin”  diye soralım mı?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a salya sümük hakaret edenler hakkında iki tane soruşturma açılınca, “Düşünce hürriyeti” diye söze başlayıp, “AİHM kararları, Anayasa Mahkemesi’nin ifadeye verdiği önem” diye devam eden arkadaşlar..

Seçimde aday olsalar, Tayyip Erdoğan’ın aldığı oyun yüzbinde birini bile alamayacak çaptaki, kerameti kendinden menkul köşe yazarları..

Kendilerine yöneltilen eleştirilere, görüyorsunuz nasıl da tahammülsüzler..

Mete Tunçay’dan aktarımla, Taha bey sitemlerini şöyle ifade ediyor:

“Tarihçi merhum Mete Tunçay’ın bir tespitinin kulaklara küpe olması lazım: ‘Türkiye’de bütün akımlar dogmatiktir.’ Elbette bütün akımlarımızda açık fikirli, analitik düşünen insanlar da vardır fakat hakim hava, farklı fikirlere tahammülsüzlüktür; dogmalarına uymayan görüşleri suçlamaktır, hakaret etmektir, gücü yeterse susturmaktır.”

Öyle ise, soralım Taha beye, “Altılı masa döneminde, dogmatik akımları, hele hele birbirine taban tabana zıt dogmatik akımları biraraya getirip, sırf alnı secdeli Tayyip Erdoğan’ı devirmek için, o büyük ihanete nasıl imza attınız?”

Altılı masa kazanmış olsaydı, bir yanda HDP. Diğer yanda onun tam zıttı İP. 

Bir yanda Saadet. Diğer yanda onun tam zıttı TİP. 

Bir yanda CHP’nin içinde hakim olmaya çalışan ulusalcılar. Bir yanda PKK severleri.. 

Böyle bir iktidar bölünmüşlüğü gerçeği karşısında, dış güçlerin tüm zenginliklerimizi büyük iştah ile paylaşacaklarını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Şimdi kalkmışlar bize, “Bütün akımlar dogmatiktir” edebiyatı yapıyorlar..

Kendiniz için söyleyin bunu..

“Altılı masa kurulurken gözümüz hiçbir şey görmedi, birbirine zıt kardeşler biraraya geldi sandık.. Dogmatik davrandık, yaptığımızı sorgulamadık.” deyin..

Sadece dün değil..

Bugün de bu dogmatik tavrınızı sürdürdüğünüzü itiraf edin..

Ekrem İmamoğlu’nun diplomasında sergilediniz, dogmatik tavrınızı..

Sorgulama yapma yeteneğini kaybetmiş, emir erleri gibi, taptınız Ekrem İmamoğlu’na..

Yaptığı yolsuzluğu savcı önünüze koydu.

Yine dogmatik davrandınız.. Toz kondurtmadınız taptığınız Ekrem’e..

Şimdi “Ailemden ne istiyorsunuz” itirazı yapıyor, Ekrem İmamoğlu..

Ailenden hiç kimse bir şey istemiyor, Ekrem..

Ama suç işleyenlere seyirci mi kalınsın, onu mu istiyorsun? Yolsuzluk yapana, savcı seyirci mi kalsın..

Uyuşturucu kullanana, parayı görünce şımarana, villalar yetmez, yatlar benim olsun diyenlere, haram yolla servet edinenlere, seyirci mi kalsın devlet?

“Bize yapılan suçlama şudur. Yaptığımız savunma budur” dersiniz..

Makul bir savunma yaparsınız..

Savcı olmazsa, hakim.. Hakim olmazsa İstinaf hakimi. O da olmazsa, Yargıtay üyeleri gerçeği takdir eder.. Hakkı teslim eder..

Ama siz.. Yapılan suçlamalara “Muhatap almıyorum” derseniz..

“Ekrem bey bizi muhatap almıyormuş. Biz de onun ailesindeki suç işleyenleri muhatap almayalım. Onları soruşturmayalım” mı diyecekler?

Bir tek konuda, haklı olduğunuzu ispat edin..

En son, Enver Aysever-Hırsızın elini sıkmam muhabbeti üzerinden konuşalım..

Murat Ongun’un paraya boğduğu avukat, ilk gün ortaya çıkmış, “Enver Aysever öyle bir şey demedi. Ben şahidim” demişti..

Oysa.. Siz dürüst insanlarsanız. Yolsuzluk yapmadıysanız.

“Enver Aysever kim ki.. Bizim onun şahitliğine ihtiyacımız olsun. Bana hırsızın elini sıkmam dedi. Ben de kendisine şu cevabı verdim” derdiniz..

Kaşarlanmış bir yalancı olmadığınızı, yolsuzlukların dışında cereyan eden bu olayda da ispatlamış olurdunuz..

Ne yaptınız?

Paraya boğduğunuz avukatları, algı yaptırarak.

Paraya boğduğunuz gazetecileri, yalanlar yazdırarak..

Bir yandan da Enver Aysever’i tehdit ederek..

“Hırsızın elini sıkmam demedim” düzeltmesi yaptırmaya çalıştınız..

Niye gerçeği inkar ettiniz..

Özgür Özel niye, “Enver Aysever öyle bir şey demedi” diye açıklama yaptı?

Sonuçta ne oldu?

Önceki gün Enver Aysever, kendi yazısı ile açıklama yapıp, Ekrem’e söylediğini de, Özgür Özel’le yaptığı konuşmanın ayrıntısının da, onların iddia ettiği şekilde olmadığını açık açık ilan etti..

Ve geldik, daha 2. yılını doldurmadan CHP’den istifa eden Keçiören Belediye Başkanı’na..

Adam, Özgür Özel’in ailesine, kendisine küfür ettiğini söylüyor..

Beyler, siz iktidara daha gelmeden.

Hem de kendi partililerinize bunları yaparsanız, iktidara geldiğinizde, darağaçları kuracağınızdan emin olmakta, haksız mıyız? 

Yeni Akit

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat