Kadın cinayetleri, Medeni Kanun’un 100. yılı

  • GİRİŞ18.02.2026 08:35
  • GÜNCELLEME18.02.2026 08:35

Türk Medeni Kanunu 17 Şubat 1926’da kabul edilmiş.

Dün de 100. yıldönümü imiş..

Solcularda bir tebrik, bir kutlama, bir sevinç..

Dersiniz ki, bu kanun ile Türkiye çağ atlamış..

Dersiniz ki Türkiye, bu kanun ile aile yapısını güçlendirmiş, kavgasız toplum olmaz, tartışmasız sosyal hayat olmaz..

Ama Medeni Kanun ile birlikte Türk toplumu, dersiniz ki sosyal hayatını asgari düzeyde tartışma yaşanan, asgari ihtilaf üreten bir evreye ulaştırmış..

Ben söylemiyorum.

Kendileri gazetelerinin sayfalarında çarşaf çarşaf haberlerini yapıyorlar:

Kadın devrimi aşındırılamaz” manşetini atan Cumhuriyet gazetesi, Medeni Kanun’un kabul edilişinin 100. yılı vesilesi ile, “Devrim” diyor, “Çağdaş yaşamın yapı taşı” diyor, “Erkek ve kadın eşitlendi” diyor..

Günlük hayatımızın bugün dahi Medeni Kanun ile şekillendiğini açık açık itiraf ediyorlar..

O zaman, aynı gazetenin iç sayfalarındaki kadın cinayetlerinin faturasını niye başkalarına çıkarıyorsunuz?

Niye, “Medeni Kanun’un bir sonucu olabilir mi bu netice” diye sorgulamıyorsunuz?

Medeni Kanun’un kabülünün 100. yılı hatırasına, “Kadın devrimi aşındırılamaz” diyen Cumhuriyet gazetesi, niye “Evliliklerin ömrü kısaldı” başlığı atmaya mecbur kalıyor?

Utanmazca, “Dört kadın alınıyordu” türünden dedikodularla Osmanlı toplumunu tahkir ederken, bir yastıkta kocayın” dileklerinin, dualarının, temennilerinin yapıldığı toplum yerine, şimdi “Evliliğe ne gerek var” diyen entel-dantellerin toplumuna dönüştüğünüz bu milletin kodları ile oynamaya kalkıştığınızı, niye inkar ediyorsunuz?

Öyle bir toplum oluşturdunuz ki, cinsel suçlar, tüm işlenen suçlar arasında çok önemli yer işgal etmeye başladı..

“Gençler 16’da 17’de, 18’de hemen evlensin. Erkekler de benzer yaşlarda evlensinler.. Böylece cinsel suçlar azalır” demiyorum..

Ama, “16 yaşındaki kızlar, CHP’li belediye başkanlarının mezesi olsun” da demiyorum..

“Kadınlar, CHP’li belediyelerin bürokratlarının jet mezesi olsun” da demiyorum..

Gayet normal ilişkiler anlatılıyormuşçasına, “Ben İBB’deki bilmemkimin sevgilisiydim. Ama şununla da ... Fakat D, sadece Ekrem İmamoğlu’nundu” itiraflarını da, asla ve asla kabullenemiyorum..

Medeni Kanun ise..

Bunun hesabını da, 100. yılı kutlayanlar vermeli..

Ciciş kardeşlerin, birlikte olduğu erkeklerin arşivini tuttuğu, bazıları için de şantaj yaptıklarına ilişkin savcılık ifadelerinin hesabını, Medeni Kanun’un 100. yılını, “Kadın devrimi aşındırılamaz” başlığı ile kutlayalar vermeli..

Böyle bir toplum mu arzuluyordunuz?

Evlilik ilişkisi olmayanların bir arada geceleyebildikleri, otellerde kalabildikleri, boğaza nazır yalılarda üç gün üç gece partiler düzenlenip, kimin kimle birlikte olduğu belirsiz bir hayat tarzını mı, bu topluma dayatmak istiyordunuz?

Bu toplum tarzının sonunun, psikolojik travma olduğunu söylediğimizde. Psikolojik bunalım olduğunu hatırlattığımızda..

“Gerici.. Yobaz” diye bize saldıranlar..

Şimdi gazetelerinin iç sayfalarında, “Katil kocaya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” balıklarını atıyorlar.. 

Onlar istedikleri kadar, “Kadın cinayetleri siyasidir” desinler.

“Cezasızlık algısı, cinayetleri tahrik ediyor” desinler..

Cezasızlık algısı da, sizin hukuk düzeniniz ama..

Yine dünkü sayfalarınızda vardı: 

“Eşini öldürüp, intihar etti”

Kendi hayatına da son veren dramatik olaylar silsilesine, siz “Cezasızlık algısı sebebi ile kadın cinayetleri artıyor” tespitini nasıl yapabilirsiniz?

Küçücük çocuklarını da öldüren babalara..

Hatta daha az örneği olsa da..

Çocuklarını öldüren annelerin karıştığı olaylara, nasıl olur da “Cezasızlık algısı” gibi basit bir tespit ile nihai hüküm verebilirsiniz?

Ki, inkar ettiğiniz, değersiz bulduğunuz ahiret inancı da, aslında sizin o cezasızlık algınızı yerle bir eden bir inanç sistemi..

Bu dünyada şu veya bu şekilde cezalandırılsanız, kısa sürede cezaevinden çıksanız da..

Ahiret var. Orda mutlak adil olan bir yaratıcı var. Ve sizi ahirette her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan o adil yaratıcı yargılayacak..

Bu inanca sahip olduğunuzda, haydi bakalım sıkıysa, cinayet işleyin..

“15 yıl yatar, çıkarım” deyin..

Toplumun bugün geldiği kavga ortamının, küçük olaylardan büyük sorunlar çıkartma girdabının sorumluları kendileri..

Ama, faili başka yerlerde arıyorlar..

“Aşındırmayacağız” diyerek tabulaştırdıkları Medeni Kanun’un toplumu getirip bıraktığı anne ile oğlun kavgalı, baba ile kızın mahkemelik, kardeşlerin birinin diğerinin katili olduğu, eşlerin adeta birbirinin düşmanı olduğu netice..

Medeni Kanun’un değil de, İslam dininin bir suçu mu?

Kanun sizin istediğiniz, batı’dan ithal Medeni Kanun olacak.

Uygulamayı o kanuna göre yaptıracaksınız.

Ve bundan asla taviz vermeyeceğinizi sürekli deklare edeceksiniz.

Yıldönümlerinde “Aşındırmayız” diye de tehdit edeceksiniz.

Sonrasında suç, sizin değil, İslam dininin mi olacak? 

Cumhuriyet gazetesinde Alev Coşkun’un yazısından alıntılıyorum:

“Medeni hukuk, kişinin özel haklarının düzenlenmesini içerdiği için laiklik ilkesinin de temel taşıdır.”

Medeni Kanun 1926’da alınmış.

Anayasa’ya laikliğin giriş yılı 1937.

Ama bu adamlarla, hangi konuyu, hangi ilkeli bir mantık düzleminde tartışabilirsiniz ki, bunu da tartışabilesiniz..

Tutturmuşlar bir laiklik dayatması..

Tutturmuşlar, “çağdaşlık” mavalı..

Duvara tosluyorlar..

Yine dediklerinden vazgeçmiyorlar..

Getirdikleri sistemin 100. yılında dahi, toplumun yaşadığı sorunları, kutladıkları kanunda değil, o kanuna itiraz edenlerin inançlarında buluyorlar.. 

Medeni kanun da hikaye..

Tüm dert, toplumun inanç temellerini dinamitlemek..

Emperyalistlere, kolay yutulacak bir lokma halinde sunmak..

Onun içindir ki, Medeni Kanun’un kabülü sebebi ile Alev Coşkun’un dünkü yazısında, arka plan şöyle ifade ediliyor: 

“Türk Devrimi’nde 3 Mart 1924 tarihi halifeliğin kaldırılış günü olup din kurallarına dayalı toplum ve hukuk düzeninin de tarihin derinliklerine gönderilişidir. Bu karar, toplumsal yaşam ve hukuksal açıdan din ekseninden uzaklaşmanın dönüm noktasıdır.”

İşte bunu söyleyin..

Açık konuşun..

“Din ile bizim işimiz olmaz. Olmamalı. Sadece bizim değil, tüm toplumun da işi olmamalı” deyin..

“Öldüğümüzde cenazemizi camiye götürürüz” deyin..

Ama, “Hayatımızda asla, o caminin yeri olmaz, olmamalı” deyin..

Her şeye peki, her şeye tamam..

Medeni Kanun’u kabul ettirmişsiniz..

Eşitlik adı altında, kadını hem ev işlerini yapan, hem de dışarda para kazanması gereken bir işçi statüsüne sokmuşsunuz..

Bir düşünseniz, “Bunun eleştirilen bazı yanlarını acaba törpülesek mi.” diye..

Belki doğruyu da bulacaksınız..

Siz doğruyu bulacağınıza. 

Maalesef AK parti iktidarına bile, “Kadının çalışmasını teşvik eden” düzenlemeler yaptırıyorsunuz..

Yapmak zorunda bırakıyorsunuz..

Ve en sonunda da, çocuklarımızı bu sistem içersinde de olsa, dini temel bilgileri edinerek yetiştirmek istediğimizde..

Attıkları manşet şu: “Ayrıştırmayın”

Ne imiş?

“Okullarda Ramazan etkinlikleri düzenlenmesi, oruç tutan ve tutmayan öğrenci arasında ayrışma oluştururmuş.”

Toplumun kahir ekseriye müslüman iken, bir avuç ateist için bu söylemi geliştirenlere, oruç tutmayanlara hiç kimsenin bir baskısı olmadığı halde, böyle ucuz agresif söylemlerle algı oluşturmak isteyenlere sorayım: ‘Cenazelerinizi niye camiye getiriyorsunuz? Toplumu ayrıştırmayın.. Cenazenizi camiye getirerek, camiye getirmek istemeyen Özdemir İnce gibileri ayrışmaya tabi tutmayın.”

Öyle değil mi, yazık olmuyor mu, “Cesedimi yakın” diyen Özdemir İnce’ye..

Niye ayrıştırıyorsunuz?

Hayatınızda ne ise, ölümünüz de o olsa, daha tutarlı olmaz mısınız?  

Yeni Akit

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat