Filozofluğu boşverin, silahı bir an önce bırakın

  • GİRİŞ28.02.2026 10:18
  • GÜNCELLEME28.02.2026 10:18

Terörsüz Türkiye için bir kesim nasıl çırpınıyor.

Ama yolu marksizmle buluşan, elini kana bulamış isimler de silahı bıraktırmamak için nasıl çırpınıyor, hep beraber görelim..

Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın, DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan tarafından dün okunan mesajında şu cümleler vardı:

“27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır,”

Samimi eleştiri yapacağım..

Dürüstçe değerlendireceğim..

Bu adamın emri ile, karakollar basılıp, askerlerimiz şehid edildiğinde ülkemizin içindeki kimi siyasiler, kimi baro başkanları, kimi Tabip Birlikleri başkanları, kimi odaların başkanları “Terörist örgüt diyemiyorum” ifadeleri ile PKK’yı sanki hak arayan bir örgüt imiş gibi göstermesine kıyasla.

Bugün PKK’nın saldırılarının olmadığı bir atmosferde konuşuyor olmamız, düne göre olumlu bir adım olsa da..

“Silahın anlamsızlaşacağı” ne demek?

Daha önce anlamlı idi de, şimdi mi anlamsızlaştı?

Tercihlerini açık olarak siyasetten yana yaptıklarını söylemeleri güzel..

Ama, “silah da aslında bir tercihtir’ ihtimalini hatırlatması açısından, korkunç.

Açık açık söyleyemiyor musunuz:

“Silaha başvurarak hata ettik. Devlet kürt vatandaşlarına bazı alanlarda haksızlık etmesi ne kadar yanlış idiyse, PKK’nın silaha başvurarak, o haksızlıkları önleyeceğini düşünmesi de o kadar yanlış idi.” 

Teröristbaşını, felsefi söylemlerini, bir kenara bırakıyorum..

“İlke bütünlüğü” imiş. “Negatif isyan dönemi” imiş..

“Tek taraflı bir irade” imiş. “Pratik” imiş..

Boşverin bu felsefi anlatımları..

Bize tehdit mesajları vermeyi sürdürmeyin..

“Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır.” sözleri ile, askere silah sıktığınız dönemin, sizin için bir güç kanıtı olduğu zehabını boşverin..

Dış güçlerin oyuncağı oldunuz.

Elinize silah tutuşturuldu..

Siz de Kürtlerin çocuklarını aldatıp, düşman devletlerin verdiği silah ile, bu ülkenin insanlarını birbirine saldırttınız.

Şimdi bugün geldiğimiz noktada olsun, bu gerçeği kabul edin, haykırın..

“Örgütün fesih” nitelemesini anlarım da..

“Silahlı mücadele stratejisi” ne demek?

Siz hala, teröristliği, “strateji” olarak mı görüyorsunuz?

Sivil insanları bombalı saldırılarla öldürmenin neresi strateji?

“Cumhuriyetle zihnen barışma”yı, bir hedef olarak belirleyebilirsiniz..

Ama, “şiddetten arınma” ifadesi ile, bu ülkenin güvenlik güçlerine sıkılan kurşunları, ihanet olarak değerlendirme yerine..

Basit bir trafik kazası sonrasında taraflardan birisinin gösterdiği kaba kuvvetten bahsediyormuşçasına, “şiddet” diye tanımlamak ve kadın-yaşlı-çocuk demeden sivillerin de hedef alındığı teröristliği masumlaştırmaya kalkışmak neyin nesidir?

“Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz.” diyor, Abdullah Öcalan..

Oysa kendisinden beklenen, siyasi bir söylem olan bu cümle yerine..

Terörün kınanması, yanlışlığının tekrarlanması, bir daha asla bu yola başvurulmaması gerektiğinin hatırlatılması olmalı idi.

“Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz.” cümlesini, siyasiler kurabilir..

Eline silah almamış insanlar kurabilir..

Ama kurduğu terör örgütü ile, bu ülkeye büyük ihanetlerde bulunmuş bir kişi, eğer gerçekten ömrünün ahirinde yanlışlarından dönmek ve ülkeye hizmet etmek istiyorsa, siyasi cümleler yerine,yanlışları tekrar tekrar hatırlatıp, bu milletten özür dilemesi gerekmez miydi?

Ulusalcılar gibi “Onlar silah bırakmazlar, aldatıyorlar” demiyorum..

Öyle bir planları varsa, “devlet zaten bu ihtimali de masada tutarak, bu süreci yürütüyor” diyorum..

“İmralı ile siyasi iktidar arasında gizli anlaşma var” demiyorum..

Siyasi iktidar bunlarla bir anlaşma yapmaya ihtiyacı olsaydı, veya bunlardan kendilerine siyasi bir fayda umudu olsaydı, en zor dönem olan 2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde bu beklentilerinin karşılanmasını isterlerdi.

2024 mahalli seçimlerinde, İmralı’nın bugünkü açıklamalarını o gün yapmalarını isterdi..

En azından, CHP’li adayları desteklememelerini isteyebilirdi.. 

Böyle bir seçim yatırımına, siyasi iktidar girmedi.

Bugün yapılan, parti menfaatleri değil, ülke menfaatleri içindir..

Ama karşı taraftan da, suçun bir kısmı eski yıllardaki ülke yöneticilerinde de olsa, esas suçun büyük kısmının örgütün yöneticilerinde olduğunu hatırlatıp..

Örgütün söylemlerinde bir geri adım, bir geri adım daha atması gerektiğini hatırlatıyorum..

Neymiş, “Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu.” imiş..

Eee ne yapalım?

Bu birlik bozuldu diye, elimize silah alıp, devletin askerine kurşun mu sıkmanız gerekiyordu?

Dindar insanlar öyle mi yaptı?

Hukuki mücadelelerini yaptılar.

AİHM bile dindar insanlara nanik yaptı..

Ama dindar insanlar yılmadılar, siyasi  mücadelelerini sürdürdüler..

Ve nihayetinde yapılan haksızlıkların sonunu getirdiler..

Kendilerinin temel haklarının kullandırılmadığını öne süren Kürt kardeşlerimizin de, aynı yolu; yani hukuki ve siyasi mücadeleyi sürdürmeleri gerekmez miydi?

Kaldı ki..

Sürekli, “Türk-Kürt” tanımlamaları yapmak..

Sanki bu ülkede “Bir Türk var, bir de Kürt var” çağrışımı yapma.. Diğer etnik unsurların da milliyetçilik duygularını kabartmaz mı?

Bu ülkede laz yok mu marksiszmle marksiszmle diğer etnik yapıda insanlar yok mu ki, sürekli “Türk-Kürt” tanımlamaları yapılıyor..

İnşallah öyle olmaz ama.

Hala felsefi tartışmalar üzerinden, kavga çıkartmaya ne kadar meyyal olduklarını gösteren şu cümleyi de alıntılamadan edemeyeceğim:

“Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir.”

Felsefe ise, haydi felsefe yapalım..

İnsan dininde özgür olur. Haydi dilinde de özgür olur.. Milliyetinde nasıl olacak? İnsan dinini değiştirebilir, dilini değiştirebilir. Ama milliyetini değiştirebilir mi ki, özgürlük isteniyor..

Etnik kökeni değiştirme, tercih etme imkanı mı var ki, din ve dil ile birlikte milliyet de aynı bağlamda ifade ediliyor?

Şunu diyebilirsiniz, “Dininden dolayı insanlara baskı olmamalı.. Dilinden dolayı baskı olmamalı. Aynı şekilde milliyetinden dolayı da baskı olmamalı..”

Buna eyvallah.

Ama “din ve dil empoze edilemez, edilmemeli” derken..

Peki, milliyet empoze edilebilir mi ki, bu dillendiriliyor..

Kastımız ırk anlamında empoze değil, kültür anlamında empoze diyorsanız..

O zaman da ben size, kendi kültürünüze küfrettiğiniz şu cümlenizi hatırlatırım:

“Günümüzde aile içi şiddet, kadın cinayetleri, ataerkil baskı, hepsi kadının köleleştirilmesiyle başlayan tarihsel saldırının güncel izdüşümüdür.”

İşinize gelince, kendiniz atalarınıza küfrediyorsunuz.. Farklı bir kültür empozesine kalkıyorsunuz.. “Ataerkil baskı” diyorsunuz “tarihsel saldırı” diyorsunuz.

Sonra, “milliyet empozesine karşıyız” diyorsunuz.. 

Felsefeye burda nokta koyalım.

“Silahı bırakın, lagaluga yapmayın” diyerek bitirelim..
 

Ali Karahasanoğlu / Yeni Akit Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat