CHP’li Şişli’de binaların yüzde %92’si depreme dayanıksız

  • GİRİŞ25.03.2026 08:54
  • GÜNCELLEME25.03.2026 08:54

Aslında tek başına...

İYİ Partili Ali Sukas’ın, CHP’nin kazandığı bir seçimde Ağaç A.Ş.’nin başına getirilmesi, ülkeyi nasıl peşkeş zeminine çektiklerini gösteriyor.

Ki İYİ Parti, 2019 seçimlerinde 11 büyükşehirdeki mahalli seçimlerde aday bile çıkartmamıştı ama 2024 mahalli seçimlerinde ise milleti aptal yerine koyup partinin milletvekili Buğra Kavuncu’yu, keriz tırtıklamanın aracı yaparak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday göstermişlerdi.

2024 taktiği, 2019 ile aynı idi.

2019’da İP de HDP de aday çıkartmamış ve CHP’li adayı birlikte desteklemişlerdi. Bunu göstere göstere, ayan beyan yapmışlardı.

2024 mahalli seçimlerinde taktikte bir değişikliğe gittiler.

İkisi birden aynı usulle taktiği değiştirmiş oldular:

İYİ Parti de HDP de 2024’te aday çıkarttı. Ama ikisi de düşük profilli bir seçim yarışı yaptılar.

Amaç; “Seçime girmiyorlar, CHP’yi destekliyorlar” algısını kırmaktı.

Ama CHP’ye gidecek HDP ve İP oylarını da asgaride tutma planları vardı.

Bu planı tutturdular da...

HDP de İP de İstanbul’da başka seçimlerde aldıkları oyun ancak %10’unu aldılar.

Hiç de üzülmediler.

Aday olan isimlerin başarısızlığı noktasında hiçbir çalışma yapmadılar.

Çünkü zaten bunu planlıyorlardı.

Hatta normal oylarının %10’u kadar oy alabilen adaylarına madalya bile takacaklardı da her şey de ayan beyan olmasın diye vazgeçtiler.

Niye anlatıyorum bunları?

Devlet kadrolarının nasıl peşkeş çekildiğini, nasıl gizli ve kirli ittifaklarla milletin aldatıldığını göstermek için...

İYİ Parti, HDP ile birlikte CHP’nin gizli ortaklığını yapıyor.

Bunun karşılığında İP ve HDP’ye; İBB ile diğer kirli ittifak yaptıkları bölgelerde kadrolar paylaştırılıyor.

Ali Sukas da İstanbul’daki paylaşmanın somut örneği.

Kendisi de eşi de İYİ Partili olduğu hâlde, ikisi de CHP’li imiş gibi CHP’nin ya listesinden aday oluyorlar, kazanamayınca partilerine geri dönüyorlar veya CHP’nin bürokratı gibi kadroya getiriliyorlar.

Ali Sukas ne demişti:

“2020 sonunda bizim, araç kiralama şirketinden 200-250 veya 300 adet civarındaki, daha çok kontrol mühendislerinin iş kontrolörlüğü noktasında binek araç olan araç sayısı bir anda sekiz yüzlere çıktı.”

Ekrem İmamoğlu’nun 2019 yaz ayında Yenikapı’ya dizdiği 1750 fazla araç yalanı, böylece Ali Sukas’ın anlatımı ile çöp oldu.

Boş verin Ekrem İmamoğlu’nun “İddianame çöp” mavallarını.

Kendileri çöp oldular.

300 olan araç sayısını 800’e çıkartıp bir de iddianameye “Çöp oldu” demek, ancak utanmazlık rekoru kıranların söylemi olabilir.

Araç sayısı üzerinden kendilerini rezil ettikleri yetmedi.

Ali Sukas, eşinin seçim harcamalarını da Ağaç A.Ş.’den ihale alan bir şirketin karşıladığını “Bacımıza bizden olsun dediler” sözleri ile itiraf etti.

“Bacımıza bizden olsun” ha...

Siz kimsiniz? Bugünün parası ile 1 milyon, sizden nasıl oluyor?

Niçin oluyor?

Sizden olan, aslında en nihayetinde İBB’den çıkmıyor mu?

Düne gelelim...

Şişli Belediye Başkanı iken tutuklanan Resul Ekrem Şahan sanık sandalyesinde.

Dersiniz ki Şişli ilçesi 30 yıldır AK Partili isimler tarafından yönetiliyor; bırakılmasını istiyor ki kentsel dönüşümü yapabilsin.

Utanın be!

Bu kadar mı soytarılığa soyundunuz?

AK Parti, hiçbir tarihte Şişli’de seçim kazanamadı.

Şişli’yi CHP yönetiyor.

Mustafa Sarıgül yönetti, Hayri İnönü yönetti, Muammer Keskin yönetti.

Hepsi CHP’li idi.

Ve tutuklanmadan önce de bir yıl boyunca Resul Ekrem Şahan yönetti.

Ama bakın şimdi o Şahan, hâkim önünde ne diyor:

“Şişli’deki binaların yüzde 92’si depreme dayanıklı değil. Şişli’deki kentsel dönüşüm sorununu çözecektik. Yapamazsın dediler, dava açtık. İnşallah tahliye olacağım, görevimin başına döneceğim ve bu işi yapacağım.”

Utanmaz herif!

Şişli’yi 1999’dan bu yana CHP’li isimler; senin arkadaşların, ağabeylerin, dayıların yönetiyor.

Bir ilçenin %92’sinin depreme dayanıksız olması ne demek?

Bu utanç ne demek?

Ve CHP’li diğer isimleri “Beni ilgilendirmez, benim partim de beni ilgilendirmez” düşüncesi ile dışlıyorsan söyle; 2024’te seçimi kazanmışsın, 2025’te tutuklanmışsın. 1 yıl boyunca %92’si depreme dayanıksız ilçenin %1’ini bile depreme dayanıklı hâle getirmediysen, 92 yılın kaç kat yılında o dönüşümü sağlayacaksın?

Ki bir de algı yapıyorsun, ajitasyona başvurup “Bırakın da kentsel dönüşümü yapayım” diyebiliyorsun.

Utanmazlığa bir örnek daha...

Babası, DİSK’in kurucularından Maden-İş Genel Sekreteri Mehmet Ertürk imiş.

“Cumhuriyetçi, laik, sosyal demokratlar bu ülkenin zencisi muamelesi görüyor. Babam, yaşadıklarından dolayı siyasete girmemi istemedi.” diye girizgâh yapıyor.

AK Parti iktidarının 24. yılında, “Okulda din dersi istemiyoruz” diyen Eğitim-İş Sendikası üyesi bir bayan müdür yardımcılığı yapıyor. “Okulda bakanlığın Ramazan genelgesini uygulatmayacağız” diyen öğretmen, idari görevini sürdürüyor.

Ve bu hoşgörüden cesaret alıyor olmalı ki okuldaki bir hocayı, öğrencilere iftira attırarak tutuklattırıyor.

Ama beyler “Sosyal demokratlar ülkede zenci muamelesi görüyor” diye üste çıkmaya çalışıyorlar.

Mehmet Ertürk oğlu Altan Ertürk, dün hâkim karşısında ne savunma yapıyor, okuyalım:

“Bana sorulan isimlerin tamamına yakınını hayatımda hiç tanıyıp duymamıştım. Tek tanıdığım kişi İlker Aydın’dı. İddianameyi haftalar sonra okuduğumda onun ifadesiyle tutuklandığımı anladım.”

Tek ayak üstünde kırk yalana imza atıyor.

Çünkü hemen sonrasında, bir dakikalık anlatımında hem “Cem” isminde birisinden kendisi bahsediyor hem de “Engin Polat” diyor.

Dahası var; avukatı Haydar Sığınak da iki cümle ediyor, içinde hem “Ali Alaltun” var hem de Şişli eski belediye başkanı “Muammer Keskin” var.

Eee... Hani kimseyi tanımıyordunuz?

Evinizde otururken gelip sizi gözaltına almışlardı.

Yoksa “Ben kimseyi tanımıyorum, onlar beni karşılıksız olarak tanıyorlarmış” mı diyeceksiniz?

Tüm bu aptala yatmaların sonrasında ise Şişli’deki devasa inşaata iskân alınmasında aracılık etmesini anlatacağına, 3,5 milyon dolarlık para alışverişinden bahsedeceğine, cezaevindeki koğuşta kaç kişi kaldıklarını anlatıyor Altan efendi.

Kendisine hatırlatalım: Suçun konusu cezaevinde kaç kişi ile kaldığın değil; bir inşaata iskân verilmesi için rüşvet alınması.

Neyse ki Altan efendinin savunması sırasında Ekrem Bey araya girmemiş, “Benim ismim yazılı afişleri kim yasaklattı?” diye sormamış.

Kel kafaya şimşir tarak sorularla...

Akılları sıra davayı sulandıracaklar.

Ama bilsinler ki her geçen gün vatandaş oynanan oyunun farkına varıyor.

Sahtekârlığın boyutunun farkına varıyor.

“İstanbul nimet nimet” sözlerinin boş olmadığını anlıyor.

Yeni Akit

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat