Haşim beye soralım: “İki sayısı, dört sayısından nasıl büyük olur?”

  • GİRİŞ09.06.2026 09:33
  • GÜNCELLEME09.06.2026 09:33

“Anayasa Mahkemesi üyeliği, illa hukukçulara hasredilsin” diye bir derdim yok..

Bunu söyleyenlere de itiraz etmişimdir..

Ama kötü örnekler, bana da “acaba” dedirtiyor.

Hukukun en temel kurallarını bilmeyenler, bilemeyenler.

Anayasa Mahkemesi’ne üye seçilmekle, hukukçu olduklarını zannederlerse, yanılırlar..

Niçin ağır ifadeler kullanıyorum.

Belki bazılarınız tarafından, “üstenci dil” suçlamasına muhatap olacağımı bile bile, böyle değerlendirme yapıyorum. Çünkü, yıllarca Anayasa Mahkemesi’nde üyelik, sonrasında başkanlık yapmış, kendisine de saygı duyduğumuz bir kişi..

Belki hased sebebi ile.

Belki bana gereken ilgi gösterilmedi düşüncesi ile.

Bilemiyorum, öyle ise, çok vahim; cehaletinden dolayı..

“Mutlak butlan” kararını, şöyle değerlendiriyor..

“Parti; keşke kapatılsaydı daha iyi olurdu. Kapatılma kararından çok daha ağır bir kararla karşı karşıya kaldık.” Bu sözleri sarfeden kişi, Refah Partisi kapatılırken “Hayır” oyu veren bir isim..

Fazilet Partisi kapatılırken, “hayır” oyunu vermekten çekinmeyen bir isim..

Hatta AK Parti kapatılmak istendiğinde bile, “Hayır” diyen bir isim..

Ve her üç kapatma davasında da, kimisinde tek başına kalmış, kimisinde yanında bir kişi olmuş, kimisinde bir elin parmak sayısını geçmeyecek kişi ile yalnızlaştırılmış bir Anayasa Mahkemesi üyesi..

Hukuk fakültelerinden birisinden değil (Tekrar belirtiyorum.. Kimseyi ezmek, küçük görme niyetinde değilim. buna hakkım da yok. Ama hiç kimse de, yaptığı yolsuzlukları ‘bir şeycik olmaz, parayı bastırır, hallederiz’ diyerek örtmeye çalışan, bunun için de medyayı satın alanlara şirinlik yapmak için, aklımızla alay eden yorumlarda bulunmaya kalkışmasın.), Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden mezun olan.

Denetçi, başdenetçi unvanlarını aldıktan sonra 1985 yılında Sayıştay üyeliğine, beş yıl sonra da Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Haşim Kılıç’tan bahsediyorum..

Bir partiyi kapatmanın, o partinin genel başkanının seçildiği kurultayı iptalden daha az zararlı bir karar olduğunu söylemek için, matematikten örnek vereyim.. ‘İki sayısı, dört sayısından büyüktür’ demek lazım..

Bir partinin kurultayını iptal ederseniz.. Kurallara uygun şekilde tekrar kurultay yapar, yolunuza devam edersiniz. 

Ne il, ne ilçe, ne belde teşkilatlarının tabelaları, ne defterleri, ne tarihi, hiçbir şeyi zarar görmez..

Yönetcilireni de bir şeycik olmaz. Yürüyen bir yargılamada, mahkumiyet kararı almadı iseler, yeniden partinin yönetimline seçilebilir, istemiyorlarsa, başka parti kurabilir, istedikleri şekilde siyasete devam edebilirler.

Ama parti kapatılırsa,

Partinin kapatılmasına sebep olan kişiler 5 yıl süre ile siyaset yapamazlar..

Erbakan Hoca’ya Refah Partisi’nde yapılan budur..

Fazilet Partisi’nde Rıza Ulucak’a, Merve Kavakçı’ya, Bekir Sobacı’ya yapılan budur.

AK Parti’de Tayyip Erdoğan’a ve birçok arkadaşına yapılmak istenen budur..

Mutlak butlan kararında ise, kurultay iptal oluyor. Yetkili delegelerle toplantı yapılıp, tekrar yönetimi belirleyebiliyorsunuz. kimseye siyaset yasağı verilmiyor..

Bu kadar basit bir kıyaslamayı bile yapamayanların mahkeme üyelikleri, hatta mahkeme başkanlıkları gerçekten insanı hayrete düşürüyor.

İyi niyetimle, “Belki sadece abartmak istiyor.. Yoksa, mutlak butlan ile partinin kapatılmasının, kıyası bile mümkün değil. Nerde kaldı, butlan daha ağı olsun” diyeceğim de..

Karşımızda basit bir abartma, olaya dikkat çekmek için aşırı bir değerlendirme yapma olmadığı, devamındaki cümlelerden anlaşılıyor:

“Şaşkınım bu konuda. Bir anayasal kurum olan Yüksek Seçim Kurulu’nun kendi görevine sahip çıkamaması beni üzdü. Bu konu Anayasa’nın 79. maddesine göre; seçimlerin başlamasından bitimine kadar olan süre içinde olan bütün olayların çözüm yeri YSK’dır. YSK’nın kararlarına karşı hiçbir merciye başvurulamaz. Bunun sebebi kamu düzeninden olduğundan dolayı. Kamu düzenini o kadar etkiliyor ki YSK kararlarına karşı başka meciye başvurulamıyor.” Hani burada kesip, diyeceğim ki, “Haşim bey, sen bile, “seçimlerin başlamasından’ diyerek, işin çıkış noktasını hatırlatıyorsun. Seçim başlamadan, yani kurultay toplanmadan iki gün önce, bir gün önce, pavyonda delege satın alınması, nasıl olur da, ‘seçim başladıktan sonra’ kavramının içine eklemleyebilirsin?”

Bilmiyorsanız, oturur okursunuz..

Biraz Yargıtay kararlarını karıştırırsınız.

Biraz Yüksek Seçim Kurulu kararlarını karıştırırsınız..

Neye bakmışlar, neye bakmamışlar, aralarında hangi görev ayrışması vardır, öğrenmeye çalışırsınız..

Sonra konuşursunuz, belki yine bir eleştirilecek yön bulursunuz..

Ama bu kadar basit, bu kadar yalın, bu kadar saçma bir iddiada bulunmamış olurdunuz..

Devam ediyor, hukukçu olmadığı halde, bu ülkede hakimlik yapan, şimdi ise YSK kararının gerekçelerinde tespitlerin hiçbirisine cevap vermeden, binlerce yıl hapis cezası istemi ile yargılanan yolsuzluk tutuklusu Ekrem İmamoğlu’na şirinlik yapmak için, tüm itibarını sıfırlayan Haşim kılıç:

“Ama bir Asliye Hukuk Hakimliğine yapılan müracaat yapıldı. Bir parti; keşke kapatılsaydı daha iyi olurdu. Kapatılma kararından çok daha ağır bir kararla karşı karşıya kaldık. Tabii bu Türk demokrasisi adına çok üzücü bir gelişme. Bundan sonra hiçbir parti güven içinde faaliyetlerini sürdüremeyecek.”

Ne demek bu?

“Hiçbir parti, pavyonda artık delege satın alıp yönetimi değiştiremeyecek.

Hiçbir parti artık, belediye iştiraklerinden avantajlı imkanlar sunulan delegeler sayesinde iradeleri sakatlanmayacak. Parası olan, partilerin yönetimini ele geçiremeyecek. Bundan sonra para sahipleri partileri alamayacak” demek değilse, nedir bu cümlenin anlamı?

Sizin istediğiniz bu mudur?

Pavyonlarda delege satın alınmasını mı istiyorsunuz?

Haşim bey, “İnsafsızlık etmeyin. benim böyle bir şeyi savunmayacağımı bilirsiniz” diyecek.

O zaman tartışmaya hiç girmeden, basit bir soru yöneltiyorum..

Benim şahsi kanaatim, Ekrem İmamoğlu ve avanesi delege satın almıştır, mutlak butlan kararı da yüzde yüz doğrudur..

Ama Haşim bey, somut olayda yeterli delil olmadığını düşünebilir.

Ekrem İmamoğlu’na selam çakma isteyebilir.

Erdoğan bana yeterince saygı göstermedi, ben de onun suyunu bulandırmaya çalışıyorum diyebilir..

Bunların hepsini “doğrudur, değildir” tartışırız..

Ama lütfen, Haşim bey bize cevap versin. Cümlemi de kimse çarpıtmasın, “Delege satın almanın doğru olmadığını sen de söylüyorsun” demeye, kimse kalkmasın..

Tartışmamak için, ihtilafı kısa yoldan çözmek için Haşim beye soruyorum:

“Delegelerin pavyonda satın alındığı, kameralar eşliğinde size gösterilse, şu an belirtilen miktarların çok daha üstünde paralarla bu iş yapılmış olduğu havale dekontları ile ispatlanmış olsa. Siz yine ‘YSK yetkilidir, Asliye Hukuk Mahkemesi yetkili değildir’ diyebilecek siniz? YSK yetkili dediğinizde.. YSK’nın kanundaki kısa sürelerde bu kararı vermesi gerektiği, 3 yıl sonra ortaya çıkan delege satın alınmasının ortaya çıkmasında itiraz süresinin dolduğu söylendiğinde verebileceğiniz bir cevap var mıdır?”

Oysa YSK ne güzel cevap verdi: “Seçim hukuku dışında, Medeni Kanun çerçevesinde genel mahkemeler her zaman yetkilidir. Uygulayacağı kurallar farklıdır.”

Anladınız mı Haşim bey? 

 Ali Karahasanoğlu / Yeni Akit Gazetesi

 

Yorumlar2

  • EKONOMİST 1 saat önce Şikayet Et
    Hukukçu değiliz ama Mesela gasp yapmış bir bireyi hırsızlık kanunlarıyla yargılanamaz, parti kapatılmasını gerektiren kanunlarla, para gücüyle ele geçirilip hakkı gaspedilen bir genel başkan var, gasp eylemini parti tüzel kişiliği yapmıyor, o halde özgür ve ibanın keyfine parti mi kapatılmalı?
    Cevapla
  • misafir 1 saat önce Şikayet Et
    adamların savundukları şeylere bak ya...insan ben kimi ve işlendiği iddia edilen hangi fiilleri savunuyorum diye biraz bakar ve utanır...
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat