Patates-soğan, beyaz et-kırmızı et.. Devlet-özel okul öğretmenleri
- GİRİŞ27.06.2026 09:05
- GÜNCELLEME27.06.2026 09:05
Tavukçular bir araya geliyorlar, fiyatları ortaklaşa belirlemeye çalışıyorlar.
“Fiyatları ortaklaşa belirlemek” derken, ucuzluk düşündüklerini sanmayın.
En üst seviyede “fiyatı nereye kadar çıkarabiliriz” diye rakip firmalar birbirleriyle pazarlık yapıyorlar.
Savcılık görüşmelerden haberdar olup, özellikle de bu konuda ihbarda bulunulunca..
Savcılık ne yapsın?
“Bize ne canım. İsteyen, tavuk etini istediği fiyattan satabilir” mi desin?
Savcılık görevini yapıyor, harekete geçip operasyon düzenliyor.
Hemencecik bir kıyamet kopuyor: “Serbest ticarete niye karışıyorsunuz”..
Bu çıkışı ayrıca şu yorumlarla da destekliyorlar: “Bu ülkeye daha da yabancı yatırımcı gelir mi?”
Devam ediyorlar: “Beyaz et üreticilerine savcılık operasyonu yapılan ülkeye hangi yatırımcı gelmek ister ki?”
Halka daha yüksek fiyattan tavuk eti yedirmek isteyenlere muhalefetin bakış açısı şu:
“Karışmayınız. Dokunmayınız.”
Devletin ekonomik ve ticari hayata müdahale etmemesini savunan klasik liberalizm ve kapitalizmin en ünlü sloganlarından biridir: “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.”
Bu ekolün savunucusu muhalifler, aslında şöyle demiş oluyorlar:
“Bırakınız ‘isteyen, istediği fiyattan tavuk eti satsın’ karışmayınız.”
Aynı çevreler, patateste de “Tanzim satış mağazaları ile fiyatları tutamazsınız. Devlet de, belediye de, serbest fiyata karışmamalı” diyorlardı..
Patatesi bu halka üç misli fiyattan satan ihtikarların avukatlığına soyunuyorlardı.
Bu arkadaşlar, “bırakınız yapsınlar. bırakınız geçsinler” diye özetleyeceğimiz o kapitalist mantığı her konuda savunuyor olsalar..
“Biz karşı çıksak da. Onlar kendi içlerinde tutarlılar. Biz bu felsefenin yanlışlığına odaklanalım” derim..
Ama, işlerine gelince “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyen bu arkadaşlar..
Bir haftadır Cumhuriyet, Sözcü, Birgün ve Karar gazetesinin manşetinden, özel okul öğretmenlerinin durumunu aktarıp, devletin müdahale etmemesini eleştiriyorlar..
Devlet okullarında görev yapan öğretmenlerimizin maaşlarının düşük olduğu konusunda ciddi bir itirazları yok.
Ama özel okullardaki öğretmenlerimiz, kendilerinin istismar edildiklerini, emeklerinin düşük ücret ile karşılandığını belirtip, Milli Eğitim Bakanlığı’nın konuya müdahil olmasını istiyorlar..
Bakıyoruz, “patates deposuna polis baskını ile fiyat düşmez” diyen arkadaşlar..
“Özel okullara baskın düzenleyin, öğretmenlerin ücretlerini yükseltin” diye karşımıza çıkıyorlar..
Bu nasıl bir çelişki?
Serbest ekonomi diyorsanız.. Fiyatların devlet eli ile belirlenmesinin zorbalık olduğunu iddia ediyorsanız.
Patateste de, beyaz ette de aynı şeyleri savunduğunuz gibi, özel okul öğretmen ücretlerinde de aynı şeyleri savunmanız gerekmez mi?
Bu arkadaşlarımız, “Siz patates deposuna baskını savunuyordunuz. Beyaz ette kartel oluşturmak isteyenlere engel olunmasını da savundunuz. Şimdi sıra özel okul öğretmenlerinin ücretlerinde istismar yapılmamasına geldi. haydi çelişkili davranmayın, devletin bu öğretmenlerin ücretlerine müdahale etmesini sağlayın” derlerse..
Kendilerine hak veririm..
Gerçekten de..
Patateste stoklama ile fiyatlar şişiriliyorsa..
Bunun önlenmesi gerektiği gibi.
Beyaz ette rakip firmalar anlaşma yaparak, hatta stoklarındaki ürün miktarını bile birbirlerine aktarıp, fiyat belirlemesi yaptıklarında buna müdahale edildiği gibi.
Özel okullar da, öğretmenlerin ücretlerini düşük miktarda tutmak için bir anlaşma içinde iseler, devletin bu işe bir el atması gerekir..
Hatta, muhalifler “Kırmızı ette oyun” diyerek, attıkları nice manşete rağmen, “beyaz et”e sıra gelince, devletin bu işe karışmaması gerektiğini söylemelerine rağmen..
Biz tutarlı olalım..
Beyaz ette yapılan operasyonun, kırmızı ette de tekrarlanması gerektiğini hatırlatalım..
Arz talep konusunda, benzer verilere sahip beyaz ette ortaklaşa fiyat belirleyen ve kartelleşme peşinde koşanların, kırmızı et sektöründeki arkadaşlarının “ortak fiyat belirleme” konusunda hiçbir girişimlerinin olmadığını iddia etmek, gerçeklere tabii ki aykırıdır.
Devlet, zorunlu ihtiyaç ürünlerinden ekmek için fiyatı belirliyor..
Beyaz et ve kırmızı ette de, ekmekteki kadar katı şekilde bir fiyat belirlemesi yapılması mümkün olmayabilir. haklı da olmayabilir..
Ama ekmeğe sabit fiyat koyan devletin, kırmızı ete hiç karışmaması, beyaz ete karıştığında da muhaliflerin saldırısına uğraması, kabul edilemez bir tavırdır..
Birçok alanda muhalifleri rezil eden icraata imza atan AK Parti’nin, artık şu gıda ürünü fiyatlarındaki dalgalanmalara bir çözüm bulması gerekiyor..
Girdi fiyatlarındaki artış sonrasında gelen zamlar, ekonomideki genel gidişatın sonucudur.. Bu ayrı..
Ama patatesin fiyatı bir ay 15 TL iken, diğer ay 25, sonrasında 35, daha sonra tekrar 15 TL’ye iniyorsa..
Bunun makul hiçbir izahı olamaz..
Bu süreç içinde, girdi fiyatlarında ulaştırma mı ucuzlamıştır, gübre fiyatları mı, sulama mı, elektrik fiyatları mı ucuzlamıştır ki, patatesin fiyatı zirvedeki noktadan, sonrasında tekrar olması gereken fiyata inmiştir..
Üretimin artması ile fiyatlarda küçük bir miktar düşüş yaşanabilir. Ama bunun %10-15 seviyelerinde bir farklılık olması gerekirken.. Bir gün makul görülen fiyatın, ertesi günü yarıya inmesi, girdi fiyatları ile izah edilemeyecek gelişmelerdir..
Gıda ürünlerindeki fiyat dalgalanmalarını makul ve masum gibi gösteren ahlaksız algı operasyonlarının en somut örneği de..
“Beyaz ette operasyona hayır” diyenlerin, “kırmızı et, yurtdışındaki fiyata kıyasla, ülkemizde niçin iki kat” sorgulaması yapmaya kalkışmaları..
Devletin takdir ettiği öğretmen maaşları ile ilgili bir sorun yok iken, özel okullardaki öğretmenlerin maaşları üzerinden devletin sorumluluğunu iddia etmeleri.
Bi’ durun, durduğunuz yerde..
Fiyatlara müdahaleciliği mi savunuyorsunuz, tamamen serbestliği mi?
Birisinde savunduğunuzu, diğerinde niye savunmuyorsunuz?
Her olayda, farklı ekonomi bakış açıları ile karşımıza çıkmayı akıllılık mı sanıyorsunuz?
Dürüstlüğümüzü niye istismar ediyorsunuz..
Kendilerini ekonomi profesörü ilan edenler, koca koca siyasetçiler..
Yıllarca altın fiyatları üzerinden, bize algı yaptılar.
“Biz kahvaltıda çeyrek altın tüketmiyoruz” dedik diye, bizi linç ettiler..
Şimdi biz, onların yaptıklarının tersi ile.. Çeyrek altın üzerinden, şöyle dersek, haklı olabilir miyiz: “Siyasi iktidar, yılbaşında asgari ücret ile iki çeyrek altın ancak alınabiliyor, geriye 1.000 TL kalıyor iken.. Bugün iktidarın başarısı sayesinde, asgari ücret ile, iki çeyrek altın aldıktan sonra, geriye cebimizde 9 bin TL kalıyor..”
Böyle diyelim mi?
Şahsen ben demem.
Dünyada fiyatı değişen bir malın, Türkiye’deki fiyatı üzerinden algı yapan, ilkeli bir insan değildir..
Yeni Akit
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol