Ahbap üzerinden, bir özeleştiri sorgulaması. SP ne demişti?

  • GİRİŞ24.07.2026 09:34
  • GÜNCELLEME24.07.2026 09:34

Ahbap üzerinden gerçekleştirilen yolsuzluk, sadece dernek yöneticilerinin suistimali olarak görülemez..

Siyasetin kör ettiği gözlerden başlayın..

Kendisine yakın insanları körü körüne desteklemek ve şahsi ihtilaf yaşadığı kişileri ise hedef tahtasına koymaya varıncaya kadar, birçok ayrıntıda kalıyor gibi görünen yönleri ile de, bu yolsuzluğu değerlendirmemiz gerekir..

Faillerini ortaya çıkarıp, cezai sorumlulukları var ise, mahkemede hesap vermelerini sağlamak..

Sadece basit bir yanlış yorum yapmış iseler, kamuoyunda bu hatalarından özür dilemelerini sağlayıncaya kadar yazdıklarını, söylediklerini ifşa etmek, bizlerin görevi olmalıdır..

Çünkü, kumar masalarında yenilen yardımlar toplanırken, Haluk Levent tek başına değildi..

Kendisi Ahbap’a veya başka bir yardım kuruluşuna destek vermediği halde, Ece Üner orada idi..

Gökhan Özoğuz orada idi..

Fatih Portakal orada idi.

Kendi ifadelerinden bunu okuyoruz..

Sırada Fatih Altaylı varmış..

Ruşen Çakır, Özlem Gürses, Şahan Gökbakar varmış..

Bunların her biri, kamuoyu oluşturma sırasında kendilerini ön planda gösteren isimler..

Doğruları yazdıklarını, doğruları anlattıklarını, gerçekleri ortaya çıkardıklarını iddia eden, kamuoyunun önündeki isimler..

Ama her birinin, nasıl bir çakallığa isteyerek veya istemeyerek alet oldukları, belki de dindar insanlara nefretleri sebebi ile nasıl bir soygunda gönüllü oldukları tek tek ortaya çıkıyor..

6 Şubat 2023 depreminden hemen sonra, bu isimlerin neler söylediklerine, neler yazdıklarına bir bakalım mı?

Örneğin, bugün ifadeye gideceği bildirilen Fatih Altaylı ne yazmış:

“Kerem Kınık. Laf ebeliği ile üste çıkmaya çalışma. Senin nasıl biri olduğunu tüm ülke gördü. Yakınlarına çıkar sağlayan tipik bir nepotiksin. Araziye uy da utanma duygun varmış gibi yap. Kavga edersen sahiplerin seni biraz daha görevde tutarlar zannediyorsun. Yanılıyorsun koçum.”

Nasıl bir küstah yaklaşım.

İftiranın bini bir para yaklaşımının eseri olan nice ifadeler..

Ve belki en önemlisi..

Neden yana olduğunu, kime karşı olduğunu net olarak gösteren, tehditkar cümleler..

“Sahiplerin” ne demek?

Ahbap etrafında o gün kamuoyu oluşturup, Kızılay’a yapılacak bağışları, Haluk Levent’in kumar masasında harcayacağı paralara dönüştürmeye çalışanların esas hedefleri ne?

Kızılay’da gönüllülük esasına dayalı yapılan hizmetleri, maaşlı çalışma gibi göstererek iftira atanlar, şimdi Ahbap özelindeki yolsuzluklardan dolayı, daha yüksek, daha yüksek sesle, özür dilemeleri gerekmiyor mu?

O özür dileyecek olanlar arasında maalesef bizim mahallenin insanları da yok mu?

Alın size somut bir örnek.

Tam da, dindar kimliği sebebi ile Kerem Kınık’a saldırıların yapıldığı dönemde..

Belki de o tarihe kadar, Kızılay’ın başına geçmiş isimler arasında en müspet olanı diyebileceğimiz isme, Saadet Partisi Genel Başkanı sıfatı ile, Temel Karamollaoğlu’nun yaptığı değerlendirmeye bakın:

“Ben bundan sonra Kızılay’a hiçbir surette ne yardım ederim ne de yardım edilmesini teşvik ederim. Bu mantığa ben güvenmem. Kan bile vermem. Hastaneye gider veririm ama oraya vermem.” 

Bu yoruma, o zaman da çok içerlemiş ve “CHP’ye kan-can oldular, ‘Kızılay’a kan yok’ dediler..” başlığı ile bir yazı kaleme almıştım..

Kehanet değil, övünülecek bir uzak görüşlülüğün sonucu olarak değil..

Basit bir sorgulama ile, o tarihte Temel Karamollaoğlu’na şu eleştirileri yöneltmiştim:

“Kimlerle birlikte Kızılay’a saldırdığına, iftira attığına bakmalı.. Dün, Erbakan Hoca’ya, ‘Katil’ suçlaması yapan Emin Çölaşan’a ‘yalan söylemeyin’ diye itiraz ederken, bugün aynı Emin Çölaşan’ın iftiralarına yapışıp, Kızılay’a saldırıyorsa.. Dün Erbakan Hoca’ya ‘Uyuşturucu kaçakçısı’ iftirası atan kartel gazetesinin yazarına ‘Yalan söylemeyin’ diye itiraz ederken, bugün aynı müfterinin bir başka iftirasına yapışıp, Kızılay’ı yerin dibine batırmaya kalkışıyorsa.”

Evet, yapılan bu idi..

Bu ülkenin görmüş göreceği en nazik, en vatansever, en dürüst başbakanlarından Necmettin Erbakan’a, “katil” suçlaması yapanlarla birlikte, SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da, Kızılay’a saldırmıştı, 6 şubat depreminden birkaç hafta sonra..

Erbakan hocaya, alçakça iftira atan, uyuşturucu isnadında bulunan rezil müfterilerle birlik olup, Kızılay’a saldırmıştı, Temel Karamollaoğlu..

Ne demektir, “Artık kan vermem”.

Bugün geldiğimiz noktada, Temel bey o sözlerinden dolayı bir pişmanlık duyuyor mu acaba?

Yüzbinlerce çadırı bedelsiz olarak afet bölgesinde depremzedelere ulaştıran Kızılay’a, üç tane şaklabanın gazına gelerek yaptığı hakaretlerden bugün özür dileyecek mi acaba?

Biliyorum, Kızılay karşıtlıklarının da.. 

Daha başka konularda laikçi çevrelerle birlikte attıkları adımlarda da, SP ve diğer muhalif partilerin dindar yöneticilerinin amacı, Tayyip Erdoğan’ı devirmek idi.

Bunun için CHP ile birlik oldular.

Başörtülü öğrenciye en ağır küfürü yapan Fatih Altaylı ile aynı noktada buluştular..

Dindar hiç kimseyi sevmeyen, onları yobaz ve gerici diye yaftalayan Fatih Portakal’larla, Ece Üner’lerle aynı noktada bulşmalarının tek sebebi vardı: Tayyip Erdoğan’ı devirmek..

Hangi eleştiri konularına bakarsanız bakınız..

Külliye’nin yapımından başlayın.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne.. İstanbul Havalimanı’na, Marmaray’a, Avrasya Tüneli’ne.. Osmangazi Köprüsü’ne.. 

Depremzedelerin yardımına koşulmadığı iddiasından.. Suriyelilerin Türkiye’nin demografik yapısını değiştirme amacına matuf olarak ABD’nin planı çerçevesinde ülkemizi işgal ettiği yalanlarına kadar..

Külliye’nin ne kadar önemli bir görev üstlendiğini, üzerinde 10 yıl geçtikten sonra, bugün çok daha iyi görüyoruz..

Köprülerin, tünellerin, havalimanlarının Türkiye’nin kalkınmasında ne kadar önemli altyapı hizmetleri olduğunu bugün çok daha iyi anlıyoruz..

Suriyelilerin sadece canlarını kurtarmak için, Esed katliamından kaçmak için Türkiye’ye geldiklerini, bu ülkeyi işgal, demografik yapısını değiştirme gibi bir amaçları olmadığını, bugün çok daha iyi anlıyoruz..

Dün iftiralarla, yalanlarla, Erdoğan’a saldıranların..

Erdoğan’a saldırırken, onun göreve getirdiği her isme acımasızca saldıranların, bugün bir özeleştiri yapmaları gerekmiyor mu?

Fatih Altaylı’ları da..

Şahan Gökbakar’ları da..

Ece Güner’leri de.

Temel Karamollaoğlu’ları da.. 

Ali Karahasanoğlu  / Yeni Akit Gazetesi

Yorumlar1

  • Nurcihan 1 saat önce Şikayet Et
    Bu kişilerin hepsi, doğruyu bildikleri halde yalan ve iftira ile, halkı, devlete millete karşı kışkırtan, devlete, millete, tarihe, değerlerine hakareti, iftirayı, yalanı meslek edinmiş kişiler. Siyaset adamı, gazeteci, sanatçı farketmez, meslekleri bu. Onlara tevdi edilmiş görevleri icra ediyorlar.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat