G-20’de Türkiye’ye tarihi görev!
- GİRİŞ16.11.2014 11:27
- GÜNCELLEME17.11.2014 09:48
Dünya komünizminin patronu olan Sovyetler Birliği çöktüğü için kapitalist sistemin eli rahatladı. Küresel sermayenin ‘İşçi sınıfı’nın gönlünü hoş tutma mecburiyeti kalmadı. Böylece küresel sermaye, başta sanayi olmak üzere reel ekonomiden koparak hızla finansiyalizme doğru kaydı. “Soğuk Savaş” sonrasında küresel iktidarın tahtına ABD kuruldu. Giderek kibir abidesine dönüşen ABD’nin patronajındaki tek kutuplu dünya sistemi sayesinde küresel sermayenin lordları servetlerine servet kattı. Dünyanın en zengin 85 kişisinin serveti 3.5 milyar insanın gelirine eşit. Dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’lik kesimi, daha fakir olan yüzde 50’nin yaklaşık 2 bin katı kadar zengin. ABD’deki en üst onda birlik kesim ise toplam servetin yüzde 75’ine sahip.
“20. Yüzyılda Kapital” kitabının yazarı Thomas Piketty’nin ifade ettiği gibi, finans kapitalin hizmetine koşulan piyasa ekonomisinin dinamiklerinin kendi haline bırakılması, toplumların temelinde yer alan sosyal adalet değerlerine karşı güçlü bir potansiyel tehdit oluşturuyor. Pikett’ye göre istikrar bozucu temel kuvvet, özel sermayenin getiri oranının, gelir ve üretimdeki artış oranından kuvvetle ve sürekli daha büyük olmasıdır. Tehdit somut, genel, güncel ve yakıcıdır. Şimdi dünya, finansal kapitalizmin yarattığı küresel sorunların üstesinden gelmeye çalışıyor. 1990’ların başlarında Zbigniev Brzezinski şöyle diyordu:
“Dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğu, dünyada zengin bir azınlığın zevk içinde sonsuz bir tüketimde bulunduğunun farkında olduğu ve bu duruma artık katlanamadığı bilinmelidir. Sonuç olarak küresel eşitsizlik, 21. Yüzyıl politikalarının ana konularından biri olacaktır.”
Devamı için tıklayın >>>
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol