Rahmet insanımız nereye gitti?
- GİRİŞ21.05.2009 09:48
- GÜNCELLEME21.05.2009 09:48
Müslüman her işine “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” başlar. Evde, sokakta, iş yerinde... Savaşta bile insanlığından kopmamalı Müslüman. Neresinden bakılırsa bakılsın, İslam-Müslüman ilişkisi, mutlak rahmete doğru olmak zorundadır.
‘İslam ve Rahmet Toplumu’ benim, birkaç mevsim, verdiğim bir konferansın başlığı.
İslam ile terör arasında irtibatlar kurma yolunda gelişen uluslararası bir propaganda mekanizması karşısında, İslam’ın ‘Rahmet çağrısı’nı anlattım uzunca süre.
Bu konu, hâlen anlatılmaya değer.
Çünkü, dünya ne kadar İslam’ın rahmet iklimine muhtaçsa, İslam toplumları da, benzeri bir rahmet açlığı yaşıyor.
O konferansta son cümlelerim şöyle olmuştur:
“İslam, çağın ve insanın rahmet çağrısına cevap verecek ilahi ölçüler manzumesidir. İslam’ın bu rahmet iklimini insanlığa sunacak olanlar, İslam’ın bağlıları olmak gerekir. Ama ya İslam’ın bağlıları, bizzat, İslam’ın rahmet iklimini kendi yüreklerine taşıyabilmiş değillerse... O zaman insanoğlunun rahmet çağrısı boşlukta kalmayacak mı?”
Evet, günün sorusu bu değil mi?
Geçtiğimiz iki haftaya iki büyük hadise girdi.
Birisi Mardin’in Bilge köyündeki 44 kişinin canına mal olan vahşetti, diğeri, İstanbul’daki Avrasya İslam Şûrası idi.
Bu iki olayda, iki önemli şahsiyetin birbirini bütünleyen sözleri öne çıktı.
Birisi Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’na aitti. Sayın Bardakoğlu, 44 kişinin katledildiği Bilge köyü faciasına temas ederek şunları söyledi:
“Din, bu tür acılardan sonra, sabrın ve hayır duaların yapılacağı bir araç olmamalıdır. Bilakis din, bu acıların yaşanmasını önlemelidir. Toplumun, bir merhamet şuuruna ihtiyacı var. İç dünyamızda merhameti, sevgiyi, saygıyı yaygınlaştırmamız gerekiyor. İç dünyamızı imar etmeden, evlerin binaların anlamı kalmıyor.”
Başbakan Erdoğan ise, Avrasya İslam Şûrası’na katılan 42 ülkeden 80 küsur din alimine hitaben şunları söylüyor:
“Her sözüne esirgemek ve bağışlamakla başlayanlar kan ve gözyaşından kurtulamıyor, terörist yaftası yiyor, geri kalıyor, yoksul kalıyor, hak ve hukuk noktasında kötü bir sicille anılıyorsa ters giden bir şey var demektir.
Alnı secdeye varan bir insanın hangi sebeple olursa olsun bir başka insanın canına kıymasını izah edemeyiz. İşte Mardin’de 44 vatandaşımızın acımasızca katledilmesi olayı. Çocuk, kadın ve insanlar, 44 insan. Hiç bunun izahı yok. Bugün Afganistan’da yaşananları terazinin hiçbir kefesine sığdıramıyoruz. Irak’ta yaşananları terazinin hiçbir kefesine sığdıramıyoruz. Bütün bu katliamları hangi bilgiyle izah edeceğiz? Şûra bunlara cevap bulmalıdır.”
Secde hâlindeki insanlara kurşun sıkanlar bizim içimizden çıkmışsa...
Irak’ta Sünni veya Şii camiini bombalayanlar bu coğrafyanın insanları ise...
Afganistan’da iç savaşlarla boğuşanlar kendilerini Müslüman olarak tanımlıyorsa...
Mısır’da işkencehaneler varsa...
Türkiye’de 2009 yılı mayıs ayında, dipçikle bir çocuğun başı kırılıyorsa...
Sokakta yere düşen kadın saçlarından tutulup sürükleniyorsa...
Bizim, dünya edebiyatına giren ‘Yufka Müslüman yüreğimiz’ nereye gitti, diye sormak yanlış mı olur?
İslam’ın bir ‘Rahmet dini’ olduğunda şüphe yok.
Gerçek Müslüman’ın bir ‘Rahmet insanı’ olacağında şüphe yok.
Gerçek bir İslam toplumunun ‘Rahmet toplumu’ olacağında da şüphe yok.
Ama bizim, İslam coğrafyası diye nitelenen bu topraklarda yaşayan insanların, bireyler ve toplumlar olarak İslam’la ilişkimizin hangi seviyede olduğunu sorgulamak lazım.
Zatına rahmeti yazan, yani rahmeti bir manada kendi zatı için kanunlaştıran, zulmü ve zalimleri sevmediğini bildiren, insanın kendi kendine zulmetmesini bile yasaklayan, özetle, rahman ve rahim olan bir Rabbin kuluyuz. Veduddur O. Sevgi doludur.
Onun huzuruna ellerinden kan damlayarak çıkabilmeyi nasıl tasavvur edebilir bir Müslüman?
Onun huzuruna çıkma bilincini kaybetmemişse...
‘Âlemlere rahmet olarak gönderilen’ bir Peygamber var önümüzde.
Hayata veda edeceği günlerde “Kime haksız yere vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun.” diyen bir rahmet önderi O (s.a.)
Çağının vahşet ortamına İslam’ın barışını getiren O (s.a.)
Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi bile normal gören kalpleri vahşet tortusundan kurtaran O (s.a.)
Karınca yuvalarını yıkmayı, hayvanlara ağır yük yüklenmesini, hayvanların bile dövülmesini yasaklayan O (s.a.)
Ebediyyet âleminde O’nun sancağının altına buluşmayı nasıl hayal edebilir, O’nun şefkat damarından beslenmeyen, yüreğine zulüm karalığı çökmüş insan?
Onunla buluşma özlemini nefsi savruluşlar içinde kaybetmeden.
Kur’anımız, okuyanın yüreğine, rahmet taşır.
İnsanın, kan dökücülük ve fesat çıkarıcılık damarlarını tedavi etmek ve her ayetiyle bir rahmet damarı inşa etmek için gelmişken...
Yaşadığımız tüm ortamlarda mazlumlar üreterek, öfkeleri iman hâline getirerek nasıl Kur’an’ın iklimine sokulabiliriz ki?
İslam, adıyla sanıyla bir mutlak barış dini. Onun olduğu yerde güven olmalı, huzur olmalı, sevgi olmalı, selam ve selamet olmalı.
Müslüman her işine ‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla’ başlar.
Yani her işi, icra edildiği ortama, Halik’ın rahmetini taşımalıdır.
Evde, sokakta, iş yerinde... Savaşta bile insanlığından kopmamalı Müslüman.
Çocuklara, kadınlara, yaşlılara, savaş dışında bulunan din adamlarına dokunmamalı, ağaçları kesmemeli, yakmamalı...
Kin savaşı, öfke savaşı, benlik savaşı olmamalı Müslüman’ın savaşı...
Yüreğini korumalı Müslüman...
Yüreği merhametle dolmalı.
Yüreğinde zulmün tortuları bulunmamalı.
Yürek yıkmamalı Müslüman.
Neresinden bakılırsa bakılsın, İslam - Müslüman ilişkisi, mutlak rahmete doğru olmak zorundadır.
Şayet Müslüman’da rahmetten başka bir görüntü varsa, o zaman, onda İslam’dan başka din de var demektir.
Oysa İslam, Müslüman’da İslam’dan başka bir din bulunmasını kabul etmiyor.
Namazda eğilip kalkıyor, ama yüreğiniz Rabbin huzuruna durmuyorsa, yüreği başkaları aldı da gitti demektir.
İslam, insanın tüm uzuvlarının, Kur’an ve Rasulullah’tan gelen ölçülerle gerçek dirilik içinde bulunduğunu bildiriyor.
Allah’tan ve Rasulullah’tan gelen ölçülerden her kopuş, bir tür ‘dirilik’ten kopuş, diğer ifadeyle bir tür manevi ölüm olarak değerlendiriliyor.
Onun için ben, ara sıra kalplerimize bakmamız gerektiğini düşünüyorum.
Kalplerimize, ellerimize, ayaklarımıza, gözlerimize, dimağımıza...
Biyolojik canlılığa sahip, ama manevi dirilikten yoksun uzvumuz var mı?
Hangi uzvumuzu kim kullanıyor?
Bu soru, hangi uzvumuz, rahmet-i ilahiyeden kopmuş bulunuyor, sorusuyla eş anlamlıdır.
Allah ile beraberlikten kopanın yanına, Kur’an bilgisine baktığımızda, Şeytan’ın sokulacağı bildiriliyor.
Bu cidaller, bu kavgalar, bu öldürmeler, bu cinayetler, bu gadrler... kesinlikle Müslüman’ın işi değil.
Bir şeyler kaybedilmiş olmadan Müslüman’ın eli kana bulanmaz.
“İslam’ın yüzde kaçı kaldı bu kötülükleri icra edenlerde?” diye sormak lazım gerçekte bu işlere bakarken...
Başkan Bardakoğlu’nun işaret ettiği ‘Merhamet şuuru, içimizin imarı’ güzel bir söz.
İslam ya da Kur’an, ya da Allah inancı, ya da Peygamber sevgisi, duvara asılacak bir şey değil. Bunlar, bir Müslüman kişiliğin harcı olacak ana umdeler... Kişiliğin yapı taşları...
Allah Rasulü (s.a.) toplumların kıyameti için ‘Herc’e dikkat çekiyor. Herc’i de ‘Öldürme, öldürme’ diye tanımlıyor.
İslam toplumlarını bu ‘ölüm’ ikliminden çıkarmamız gerekiyor.
Ta ki çağa, İslam’ın diriliş mesajını taşıyabilelim...
Ahmet Taşgetiren - Aksiyon
a.tasgetiren@aksiyon.com.tr
Yorumlar13
-
tankoy oytun
16 yıl önce
Şikayet Et
insan vahşileştirme hareketi. abdest suları kurutulursa namaz.tifo karışırsa içme sularına.sabunsuz susuz tuvaletlere mecbur edilirse.vicdansız zulümlerde ezilirse bir dilim ekmek için.sen ne rahmeti beklersin.şaşı bakan çift görür düşmanı.ordu hükümet istihbarat ve emniyet gücü yetmiyorsa bir tifoya ben ölmeye de razıyım rahmet yolunda.ama hiçbir zaman düşmana düz bakmam.bakamam.yalana eğmem asla boyun.herkes yapsın görevini.
Beğen
Cevapla
-
hursit dilaver
16 yıl önce
Şikayet Et
KIZLARI TOPRAGA GÖMMEK Mİ... son günlerde kadın cinayetlerini bilirsiniz. GALİBA İSLAMDAN UZAKLAŞTIKÇA,UZAKLAŞTIRILDIKÇA, CAHİLİYE DEVRİNDEKİ GİBİ KIZLARIMIZI TOPRAGA GÖMECEĞİZ.. BU İŞİN SONU BU GALİBA..adam töre diye kızını öldürür,namus der,aldattı der öldürür. sevgilisi keser,biçer, sığınmaya gitti diye sokakta vurur. eee.bunun sonu doğrudan topraga gömmek zaar..
Beğen
Cevapla
-
Hatice İnan
16 yıl önce
Şikayet Et
Teşekkürler.. Sayın Taşgetiren. şeytan fitne vermeye,yoksullukla korkutmaya çalışsa da; inandım diyen hiçbir müslüman namazdaki din kardeşini öldüremez.. masum yavrulara kıyamaz..camilere veya diğer dinlere mensup insanların ibadet yerlerine bomba koyamaz.ne Bilge köyünde, ne Irak'ta, ne Afganistanda ve yahut İstanbul'daki havralara bomba koyarak insanlara kıyanların müslüman olduklarına inanmadım..inanmayacağım
Beğen
Cevapla
-
Metin Korkmaz
16 yıl önce
Şikayet Et
Tesekkur. sayin yazar, basinimizin yuz aklarindan biri, tesekkurler bu guzel yazi ve bize hatirlattiklariniz icin.
bazi yorumlardan saniyorum niye bu halde oldugumuz ortaya cikiyor. adam diyor ki en son kendimizi elestirelim. Ama din oyle demiyor. neyse, daha cok is var.
Beğen
Cevapla
-
mehmet tokat
16 yıl önce
Şikayet Et
İslam Terörü Lanetler. İslam asla teröre, terörist fikre
geçit vermez. İslam yıkımla değil
ilimle yetiştirir. Dinde asla zorlama
yoktur.
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle