Gençler, ah gençler
- GİRİŞ09.10.2009 06:42
- GÜNCELLEME09.10.2009 06:42
Konu uzunca değerlendirilebilir ama kısaca söylemem gerekirse, mesela tıbbı ya da teknik üniversiteyi bitirmiş arkadaşlarımız, kendi alanlarında hizmet üretmek yerine Bayrak gazetesinde yemek yapar hale gelmişti. O, hizmetti, fedakârlıktı.
Bir şey daha:
Özel bir iş kurmayı düşünmek ya da devlette görev almayı aklından geçirmek, dava şuurunun zaafına işaretti. Arkadaşlarımız bunu kendi kendilerine telkin ederlerdi. Diyelim, Mücadele ile bir dönem yolları kesişip sonra akademik hayata intikal edenler, suçluluk duygusuna itilirdi.
Bir şey daha:
Birçok arkadaşımız, sırf mezun olup aile baskısıyla falan görev alıp yoğun dava alanından uzaklaşmamak için aslında diyelim 2,5 yılda bitirebilecekleri üniversitelerini, 5 yıla uzatmışlardı.
Mücadele Birliği, "milletin en fedakâr en zeki çocuklarına ulaşmak ve onları millet davasına hizmet eder hale getirmek" gibi bir gelişme hedefi çizmişti ve gerçekten de, ilk yıllarda eğitim hayatlarında son derece başarılı gençlere ulaşılmıştı.
Sonra...
Mücadele Birliği dağıldı.
"Dava için" hayat içinde üstlenecekleri misyonları erteleyenler, yeniden hayata tutunma çabasına girdiler. Zeki idiler, tutundular da...
Hizmet duyguları ölmedi, ama o dönemde daha sağlıklı bir yönlendirme-istihdam olsa ülkeye, millete, misyona katkılarının çok daha verimli olabileceği değerlendirmesinden de kurtulamadılar.
Bunları niye anlattım?
Dağdaki gençleri düşünerek, Doğu-Güneydoğu'da sokaklarda taş atanları düşünerek ve nihayet, İstanbul sokaklarını cehenneme çeviren gençleri düşünerek anlattım.
Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
Yorumlar2