Gölgesiyle savaşan DON KİŞOT
- GİRİŞ22.01.2020 12:28
- GÜNCELLEME22.01.2020 12:28
Son birkaç gündür artan siyasi tansiyon, yaygınlaşan kargaşa ve karışıklık ülkemizin her köşesine dalga dalga yayılmakta.
Sivil siyasetin yerle bir edildiği, amaçları toplumda çaresizlik bunalımını yükseltmek ve çarenin Erdoğan düşmanlığında olduğunu göstermek olan yıkım ve bölünme taşeronlarının nefret ve şiddet kuryeleri söylemleriyle savaş tamtamları çalmaya başladı.
Ülkenin “kontrollü kaos” sürecine girmesini ve demokrasi dışı güçlerin seslerinin giderek yüksek çıkmasını talep eden CHP, tahrik kampanyalarını tehlikeli boyutlara taşırken, her değerimize saldırarak, yapılan her projeye itiraz ederek Türkiye’nin milli birliğini, milli bekasını ve toplumsal ahengini en üst düzeyde tehdit eder oldu.
Bilinçli bir saldırıyla karşı karşıyayız. Algı operasyonları üzerinden toplum hareketsiz kılınmaya, ekonomik tahriklerle tepkisel hareketler oluşturulmaya zorlanıyor...
Kandan geçinenler, terörden rant devşirenler, ölümden kayıptan gelecek umanlar, siyasal parti gibi değil Kandil’in siyasi gerillası olarak kendini konumlandırıp, siyasi infaz timleri gibi çalışanlar, beyinlerindeki cerahati, yüreklerindeki kini boşaltmak için fırsat kollar oldular.
Siyaseti kanla kirletip, dilini kana bulayan, Kandil dağının haydutları ve onların “siyasi kuklası” HDP’liler de puslu hava sevdalısı CHP’den istifadeye çalışıyor.
Kandil’den medet umup, demokratik siyaseti katleden, şiddeti bir çözüm faktörü olarak görüp kandan beslenenler ile gizli siyasi ortakları Türkiye’nin çevresiyle ilgisinin kesilmesi ve eskisi gibi içine kapanması için gayret sarf ediyorlar.
Teröristlerle, darbecilerle, cuntacılarla savaşan “demokrasi şövalyesi” olmak yerine, yel değirmenlerine savaş açan ucuz bir kahramanlığın içinde çılgın olmayı yeğleyen “siyasi gariban” Kılıçdaroğlu bir “siyasi bilmece” olarak hayalindeki/kendi ürettiği sanal düşmanlarla danışıklı dövüş yapmaya devam ediyor.
Ülkede hiç sorumluluk almadan muhalefet forsunu kullanan muhalefet lideri hezeyanlar ve hayaller içinde memleket gerçeklerine temas etmeden Don Kişot misali hayalleriyle savaşıyor bu arenada.
Muhalefet, Türkiye’nin çıkarı için muhalefet yapıyorsa “milli” olmak zorundadır.
İktidar olmak gibi bir kaygısı ve herhangi bir programı olmayan darbeciliğin adını demokratlık, ihanetin adını özgürlük, mandacılığın adını halkçılık koyan Kılıçdaroğlu bu defa da Kanal İstanbul’u kendisine hedef seçmiş onun hayaliyle savaşıyor.
Gelinen noktada bir arpa boyu yol gidemediği aşikâr olan, yıllardır tiyatrosunu izleyen kişilerden yaptığı bazı hareketler karşılığında alkış alan Don Kişot son günlerde sürekli sert yapmakta ve esen rüzgâra savaş açmakta.
Aykırı düşünüp makulü bulamayan, kendiyle kavgalı olan, halkın sesi vicdanı olmak yerine kendi egolarının peşinde koşan, haksızlığın karşısında olmak yerine haksızca saldıran, kendini sürekli muarız olmak zorunda hisseden, alternatif üretmeden eleştiren, despotik duruşuyla despotizme karşı duran... Sürekli kavgacı, hep karşıt, paranoyak bir ruh haline bürünen Kılıçdaroğlu farkında olmadan Erdoğan’ın itici gücü olmaya devam ediyor.
İktidara talip olmayan, alternatif çözüm önerileri ortaya koyamayan ve bir işe yaramayıp, çok tehlikeli bir oyun oynayan Kılıçdaroğlu uslanmıyor, akıllanmıyor.
Türkiye’nin iç ve dış sorun yoğunluğunun arttığı bir dönemde yük taşımak, sorumluluk üstlenmek, fikir ve çözüm üretmek yerine evin yaşını aldıkça huysuzlaşan dedesi gibi hep itiraz halinde, hep yüksek sesle konuşuyor.
Kılıçdaroğlu, ülke meselelerine milli bir duruş sergileyemiyor? Ülke menfaatine olan durumlarda devreye girme hassasiyetini gösteremiyor?
Elinde köleliğin akreplerinden başka bir şey olmayan ve bu millete kölelikten başka bir şey sunamayan Kılıçdaroğlu “sağduyu”lu olamıyor.
İdam sehpalarının hatırlatıldığı, “yaptırmayız” edebiyatı ile demokrasi dışı yöntemlerin ima edildiği bu ortamda aziz milletimizin cephelere bölünmeye çalışılması, taraflar arasında saf tutmaya davet edenlerin hangi odaklarının taşeronluğunu yaptıkları düşünülmeye değer.
Bir ülkenin can, mal güvenliği ve milli manevi değerlerini, varlıklarını hedef alan her eyleme karşı, AK Parti iktidarı karşılığını misliyle veriyor.
Türkiye, bölgesel meselelerini akılla, mantıkla, çıkar stratejisiyle doğru düşünüp, hamlelerini doğru yapmakta. Prangalarından kurtulan Türkiye, sadece bu ülkede yaşayan insanlar için değil, dünya için de yeni bir umuttur.
Duygularımızdan, algılarımızdan arınarak ve aklımızı egemen kılarak Türkiye’nin temel sorunlarının çözümü noktasında bir araya gelmemiz lazım deyip terörle mücadele, siyasetle müzakere yolunun seçilmesi elzemdir.
“Müzakere”nin, içinde bulunduğumuz kanlı girdaptan çıkmamıza yardım edecek en ehil yol olduğundan şüphem yoktur. Müzakere içinde aklı kiradan kurtarmak, hakta ve halkın yararında olanda birleşmek aydınlık yarınların sinerjisidir.
AKİT
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol