Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete

  • GİRİŞ09.06.2021 11:30
  • GÜNCELLEME09.06.2021 12:08

Müslümanları 21. yüzyılın zencileri ve lânetlileri yerine koyarak dünyada fitneyi harlı tutan emperyalist güçler, barış ve demokrasi getireceğiz vaadi ile tüm dünyaya şiddet ve zulüm ihraç edip eskiden adalet dağıttığımız coğrafyalarda hedeflerini gerçekleştiriyorlar. 

Hedefe varmak için cephe savaşı yanında kültüryoluyla asimile etme operasyonunuda başlattılar.

İslam dünyası, Hıristiyanlık öğeleriyle kuşatıldı, bir anlamda esir alındı. Çember gittikçe daralıyor. Bırakın etrafımızı, önümüzü görmekten bile aciz bir hale geldik. 

Uyanış, yeniden diriliş ve başkaldırı zamanıdır. 

Etrafımız yanıyor. Tedbirlerimizi almaz savunma cephesini oluşturmazsak ateş bizi de yakacak. 

Tarafsızlıktan ilgisizliğe doğru sürüklenerek gerçekte olup bitenleri görmezden gelmek, müşterek sağduyunun, beşerî vicdanın duyarsızlaşması en feci cinayetten daha vahim bir şeydir. 

 Cehalet tamahla, hırs hülyayla, öldürme içgüdüsü ince hesapla yarış halinde. Nice masumun ırzı, malı, canı ayaklar altına alındı. 

Hassasiyetlerimizi unutuyoruz. Her tarafımızdan sinsice kuşatılmış bir vaziyetteyiz. Yaşanan erozyon ve yapılan tahribatı hissizleştirme operasyonu olarak değerlendirebiliriz. 

Kaygan bir düzlem, bilinçsiz bir toplum, puslu bir hava, dirençsiz bir insan yapısıyla nefretin nefreti emzirdiği bu mıntıkada Müslümanların “fıtrat”larına dönmekten başka halâs çareleri yoktur.

Biz, zamane Müslümanları kendi heva ve heveslerimize, isteklerimize, kaprislerimize, fantezilerimize göre bir İslam’ı gündem yapmışız. 

Manevi tahribatı yüksek, inanç sefaleti yaşayan, materyalist zihniyetle hemhal olmuş, manevi kalkınmasını başaramamış, ferdi çıkarlarını milli menfaatler üzerinde gören, helal-haram gerçeğinden uzak duran, yaratılış amacını mide ile uçkurdan ibaret sananların çoğunlukta olduğu, adalet ve adil paylaşımın olmadığı, hak ile batılın menfaate göre şekillendirilip, renklendirildiği dünyada Müslümanlar yalnız ve çaresiz.

Müslümanların derdiyle dertlenme, duyarlı olma, Müslümanlarla Batı dünyası arasında zalim mazlum tefrikinde bulunabilme değil bizlerinki. Bizlerin yaptığı olaylara duyarsız ve yüzeysel bir biçimde yaklaşmak,daha daaçıkçası seyirci olmak, çıkarlarına yönelik yaşamaktır.

İnandığımız gibi yaşayamadığımız için bu kez yaşadığımız gibi inanmaya başladık.

Umutsuzluk hastalığı alem-i İslam’ın kalbini bir virüs gibi sarmalamış. Karamsarlık, dini değerlerimizi yıpratarak yok edip öldürdü, toplumsal menfaat hazzı, duygusu hiçleştirildi, biz duygusu yerini benliğe terk etti. 

Yeis kaygısı kuvvet-i maneviyemizi paramparça etti. Umutsuzluktan doğan karamsarlık korkaklığımızın, acizliğimizin, noksanlarımızın, kusurlarımızın bahaneleri oldu. 

Avrupa Orta Çağ’ın karanlığında iken, dünyaya bilimi, akılcılığı, tıbbı, sanatı, temizliği ve diğer pek çok hasleti öğreten Müslümanlar bugün birbiriyle didişmekten dostu düşmanı görmeye vakit ayıramıyor.

Dünyaya ışık tutacak hem Müslümanlara hem gayrimüslimlere yaşam zenginliği ve huzur sunacak, yeryüzüne adalet ve barış getirecek o büyük İslam medeniyetinin yeniden uyanışı tüm Müslümanların hedefi ve duası olmalıdır. 

Bu milletin genlerinde var olan diriliş ruhu ve bilinci, bir medeniyetin varisi olarak birikimi ve liderlik ufku, yeniden silkinip hayat bulacak büyük bir güç olarak yeniden doğuş sancıları yaşıyor. 

Herkes kendisinin hangi çizgide olduğunu kontrol etmeli. Kâbil’in ve taraftarlarının, şeytanın ve yandaşlarının arasında olmamaya özen göstermelidir. 

Hakkın ve haklının yanında durmak, taraftarı olmak, mesele budur.

Kur’an’ın nuruna, hikmetine sarılıp yeniden dirilişi, var oluşu ve yükselişi tekrar başlatmak için, gönüllerimizin, ellerimizin ve gayretimizin Kur’an ahlakı ve Peygamber Efendimizin sünneti yol göstericiliğinde cumhurun birliği, ortaklığı şarttır. 

Mesele iman ve küfür çizgisi, Hak ve batıl mücadelesidir… 

Bu iki çizgi üzerindekiler arasındaki mücadele Hâbil ile Kâbil’den günümüze kadar geldi. 

Hz. Musa’nın Firavun ile mücadelesidir... 

Hz. İbrahim’in Nemrud ile kavgasıdır... 

Hz. Muhammed (sav) ile Ebu Cehil’in kesişen yollarıdır... 

Güzel ile çirkinin mücadelesidir ve kıyamete kadar devam edecektir. 

Bize düşen, kuvvetin değil hakkın, zalimin değil mazlumun, kötünün değil iyinin, yanlışın değil doğrunun, çirkinin değil güzelin, menfaatin değil faziletin, hava ve hevesin değil Hüda’nın yanında ve yolunda olmaktır. 

Bize düşen, düne kadar İslam’a, Kur’an’a, milli ve manevi değerlerimize savaş açanlara, terörün, teröristin payandası olanlarla ortaklık kuranlara, asrın fitnesi ve şakirtlerinin tezgâhında hayat bulanlara can suyu olmak, yol açmak değil her türlü fitne fücura, ayak oyununa ve yalana set olmak cumhuru ve cumhurun menfaatlerini öncelemektir.

Bize düşen dünya mazlumlarının yeşeren umutlarını söndürmek değil sulamaktır.

Yeni Akit Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat