Kifayetsizlerin ihtiras öyküsü

  • GİRİŞ23.02.2022 11:03
  • GÜNCELLEME23.02.2022 11:03

Birkaç gün sonra kifayetsizlerin ihtiras öyküsü olan28 Şubat post modern darbenin yıldönümü. Bin yıl süreceği iddia edilen fakat onuncu yılında gerçek niyet ve yüzlerin gün ışığına çıktığı lanetli bir sürecin seneyi devriyesi.

Neydi 28 Şubat?

Milletin verdiği yetkiyi millete hizmet zemininde kullanması gerekenlerin susturulduğu bir dönemin adıydı.

Silahlı gücün istediği kaideye istediği istisnayı koyabildiği bir mutlak egemenlik kuralının gizli geçerliliğinin açığa çıkış öyküsüydü.

Devlet içindeki pişkin güçlerin ağızlarına pelesenk ettikleri ve kutsal bir nas gibi sahiplendikleri demokrasiye hiç de uygun olmayarak insanlık dışı baskı ve tavırlarından oluşan, bağlılıkta kararlılığımızın test edildiği psikolojik bir savaştı.

Toplumun dışardan dayatılan, içerde celladına âşık sözde elitler tarafından uygulanan travmatik operasyonlarla hizaya getirilme, adam edilme, ehlileştirilme, mankurtlaştırılma harekâtıydı. 

Dışardan fiilen sömürgeleştirilmeyen Türk milletinin içerden zihnen sömürgeleştirilmesi, zihni köle yapılması serencamıydı.

İrtica tehdidi palavrasıyla, toplumun İslami kimliğinin budanma ihaneti, yargıya, eğitime, sosyal hayata, ekonomiye, kişisel özgürlüklere, fikir ve düşünceye keyfince müdahale hareketiydi.  

İrtica yaygarasıyla oluşturulan algı ile toplumun yapılan firavuni zulme odaklandırılması, laiklik maskesi takan soyguncuların, ülkeyi talan etme girişimiydi.

Bu süreçte küresel sistem İslam’la savaşırken, Türkiye’deki sivil ve askeri oligarşi, irtica dediği İslam’ı Türkiye’nin bir numaralı güvenlik tehdidi olarak konumlandırıyordu. 

Millete ve milletin inançlarına karşı topyekûn savaş açılıyor, bir veba, bir tufan gibi Türkiye’nin yakasına yapışan bu lanetli süreç, bir avuç para babası hariç herkesi perişan ediyordu.

Bugün de oynanan oyunlar, çevrilen fırıldaklar, kurulan tezgâhlar aynı fakat kullanılan piyon ve figüranlar farklılaştı. 

Dün askeri mutfakta pişirilen yemeği “emredersiniz” düsturuyla birlik ve beraberlik ruhu içinde servise sunanlar bugün Baydın’ın zırvalarını emir telakki edip hazır ola geçmiyor mu? 

Dün iktidarın ellerinden gittiğini fark eden “Beyaz Türk”lerin telaşlı bir toparlanma ve kuralları zorlama, hatta bozma gayreti söz konusuydu. Bugün Erdoğan gitsin de sonrası ne olursa olsun diyebilen altı benzemez aynı gayreti göstermiyor mu?

Dün iktidarlar, istikballer, itibarlar ve psikolojiler idam edildi. Bugün kanatılan yüreklere duyarsız, ülkenin ve toplumun idamı için siyasetin bütün kirli renkleri milletin geleceğini karartmak için birleşmedi mi?

Altılı Dalton Kardeşlerin yuvarlak masa mesaisi ve alınan kararlar, verilen mesajlar 28 Şubat’ta yaşananların devamı niteliğinde değil mi?

Darbeleriyle, baskılarıyla, sürgünleriyle, gözaltı ve işkenceleriyle Müslüman halkı sindirmeyi inançsız, kimliksiz, itaatkâr bir toplum yetiştirmeyi amaçlayan CHP zihniyeti yine benzer söylem ve eylemleriyle sahnede değil mi?

Dış güçlerin paramparça olmuş bir Türkiye arzularının ayyuka çıktığı bir dönemde milli iradeye, milletin inanç ve değerlerine düşmanlığını sürdüren Kuvayı milliye temsilcisi Kamal başrolde değil mi?  

Dün İçişleri Bakanlığı önünde yağlı kazık ticareti yapanlar, bakanı yağlı kazığa oturtmakla tehdit edenler vardı. Bugün ardında yaralı bir demokrasi ve ezik bir insan yığını bırakanlarla ittifakı kâr sayan, yağlı kazık tadıyla sürecin devamına çanak tutan sözde milliyetçi yandaşlar zincirin halkası değil mi?

Dünün 28 Şubat mağdurları bugün minnet ve şükran ile anılıyor. İlginçtir ama sadece siyasi hayatlarına değil zihinlerine de balans ayarı yapılan sözde milliyetçi tipler bugün ülkeyi bin yıl karanlığa mahkûm etmek isteyen zihniyetin sözcülüğünü ve ortaklığını yapmıyor mu?

Dün laikliği, “rakıyla” koruma ve kollama başarısını gösterenlerin, patronlarının soygunlarını korumak isteyen kalemşorların “madımak katili” diye ötelediği Kara molla bugün aynı zihniyetin temsilcileriyle kol kola millet iradesi üzerine ambargo konma taktiğine payanda olup gülücükler saçmıyor mu?

Dün başörtüsü zulmüne isyan edip dik durarak tarih yazan bir hanımefendinin küçüğü küçük babacan bugün ablasının ismi altında bulduğu şöhreti kaldıramayıp başörtüsüne furuattır diyen zihniyetin şemsiyesi altında hayat bulmaya çalışmıyor mu?

Dün kendilerine verilen rolü perestişkârane ifa ederek inancını yaşamaya çalışan insanlara zulmedenler vardı. Bugün Erdoğan düşmanlığıyla gözü dönmüş, eşinin yaşadığı baskıları inkâr ederek yaşatanlara payanda olmaya çalışan ful sorun Davut Paşa yok mu?  

Dün, sivil toplum örgütleri beşli bir çete oluşturarak, medya askeri emir ve direktifleri doğrultusunda “emredersiniz” düsturuyla birlik ve beraberlik ruhu içinde servis yapıyordu. Bugün abus çehreli cengâverler yine işbaşında değil mi? 

Kifayetsizlerin ihtiras öyküsünü yenilemeye duyarsız mı kalalım?

YENİ AKİT GAZETESİ

Yorumlar1

  • maya 3 yıl önce Şikayet Et
    Kalemine, Gönlüne sağlık...Milletin duygularına tercüman,çok güzel bir yazı olmuş.EyvAllah...
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat