Zahit Akman dedikoduları...
- GİRİŞ12.02.2009 13:14
- GÜNCELLEME12.02.2009 13:14
Bir süredir şüpheleniyordum. Kulağıma tuhaf dedikodular geliyordu. Zahit Akman okeye başlamış, duydun mu, diyorlardı.
Akşamları gizli gizli buluşuyorlarmış, dörtlüyü tamamlayıp ıstakaların başına çöküyorlarmış.
Giderek söylentiler yaygınlaştı. Sonunda da olan oldu.
Dünkü Vatan gazetesini görünce nedense hiç şaşırmadım.
‘Olacağı buydu işte’ dedim.
Haberi okuyan ortak dostlardan arayanlar oldu.
‘Yahu duydun mu, gördün mü, haberin var mıydı?’ diyenlere mi yanarsınız; yoksa pişkin pişkin ‘ben zaten biliyordum, sadece orası değil ki, takıldığı diğer mekanları da biliyorum, hele biri var ki söylersem öyle bir şaşarsınki’, diyenlere mi?
Gerçekten şaşırdım.
Telefonların ardı arkası kesilmedi.
Bir kez daha gördüm ki, dedikoducu milletiz, vesselam...
Bu kadar mı sevilir, bir adamın arkasından konuşmak?
Bu kadar mı keyif alınır, karanlıkta iş görürken bir adamın yüzüne fener tutmaktan?
Bu vesileyle televole programlarının nasıl rating yaptığını da gözlerimle görmüş oldum. İzlemek zorunda kaldığım şey, canlı-kanlı bir magazin programından farksızdı.
Dilimin ucuna geldi ama bir türlü kimseye diyemedim. Oysa, şöyle ağzımı doldurarak ‘ne var kardeşim, hepsi hepsi okey oynamış, kıskanma, sen de git oyna’ demeyi çok isterdim.
‘Abartılacak bir şey yok, zaten bak, parasına değil, çikolatasına oynuyor muş’ dedim, olmadı.
‘Ne var canım bunda, oynayamaz mı?’ dedim, yine olmadı.
Bütün gün, şoka girip uzun süre çıkamayanları teselli etmekten, pişkinleri azarlamaktan ben de bitap düştüm. Takatim, mecalim kalmadı.
Sonunda pes ettim. Teselliden de, ikna çabasından da vaz geçtim.
Hatta şimdi de isyan ediyorum.
İşte buradan söylüyorum. Ben de okey oynuyorum, var mı diyeceğiniz?.
Tamam, çok sık olmasa da zaman zaman bunu yapıyorum. Hadi onu da söyleyeyim, bazen dördüncü lazım olduğunda kareyi tamamlamak için arkadaşlarımın beni bilhassa aradığı da vakidir.
Tabii başka bir husus daha var. Ben bugüne kadar hiç yakalanmadım.
Eski günlerin hatırına içimi dökmezsem, bana rahat yok.
Dostluğumuza binaen soruyorum şimdi Zahit Akman’a:
Saatlerce okey masalarından kalkmazsan başına ne gelmesini beklersin ki?.
Hadi diyelim bu haltı yedin, insan hiç mi tedbir almaz? Böyle de yakalanılmaz ki?
Bir de dostlar habersiz bırakılmaz. Hadi vefaydı, hatırdı diyerek birgün olsun beni de çağırmak aklına gelmedi. Bari arada bir piyasadan haberdar etseydin. Hâlâ taş çalmaktan vaz geçmedin mi? Okeye dönerken yine yakalanıyor musun, yoksa agresif oynamayı bıraktın mı? Masadan galip kalkmak iyi de açamadığın zaman benim gibi kızıp ıstakaları deviriyor musun?
Bütün bu sorularıma cevap bulurum diye dünkü haberin bütün ayrıntılarına baktım.
Türk kahvesini seviyor ama daha çok çay içiyor, çikolatasına oynuyor muşsun. Bak işte, oldu mu şimdi? Eskiden hesabına oynardık, Vatan gazetesi de olmasa yeni trendlerden hiç haberim olmayacak.
Hem sonra haberde kimlerle takıldığın da yazmıyor. Fotoğraflarına dikkatlice baktım, gizli çekimden olsa gerek oyun arkadaşlarının hiçbirini tanıyamadım. Acaba tanıdık kimler var, insan merak etmeden duramıyor.
Hem sonra insanın aklına bin türlü senaryo geliyor. Bu fotoğraflar nasıl çekildi, muhabirler nereden haber aldı, içeride ajanları mı var?
Vatan’ın haberinden anlıyorum ki, önce bir internet sitesinde yayımlanmış bu görüntüler. Nasıl ele geçirmişler?
Üzerinde bir tele-göz dolaşıyor olmasın?
Bak, Önder Sav olsa çoktan memleketi ayağa kaldırmıştı. Senden hiç ses seda yok. Bir tepki ver Allah aşkına.
Doğrusunu istersen beni ‘daha önce de yakalandı’ başlıklı fotoğrafın uyandırdı. Ankara Esat’taki kahvehaneden önce İstanbul Tophane’de de yakalanmışsın. Üstelik okey oynarken nargile de içiyor muşsun. Haberde sadece mekânlar değil, araba plakasından ne yiyip ne içtiğine, kaç saat takıldığına kadar bütün ayrıntılar var.
İster istemez işkilleniyor insan.
Sanki, telekulak skandallarından sonra yeni bir ‘big brother’ vakası yaşanıyor.
Her adımın birileri tarafından takip ediliyor olmasın?
Neler geçti aklımdan, neler?
George Orwell’in 84’ünü düşündüm, Truman Show’u düşündüm.
Galiba ahir zaman günlerine geldik.
Bak, kehanetler bir bir çıkmaya başladı.
Truman’ın hayatını kuşatan o sahte dünyadan uzaklara kaçmaya çalışırken ufuk zannettiği dekora nasıl çarptığını hatırlıyor musun?
Senin kahvehane fotoğraflarına bakarken aklıma işte o sahne geldi.
Acaba bu kez reji odasında tanrıcılık oynamak isteyen yönetmen kim?
Merak ediyorum işte.
Bir ara, bir haber ver.
Uydum Ahmet Hakan’a!
Dostum Ahmet Hakan, bana 10 öğütte bulunmuş.
Hem de bunların her birini altın kıymetinde görüyor.
Öğütlerine atfettiği değer, Şeyh Edebali’ye öykünmesinden belli.
Ne de olsa prensip sahibi, nasıl öykünmesin?
Bir kere, edasına bakılırsa, başarısı kendi tecrübesiyle sabit ilkeler bunlar.
Peki ne diyor Ahmet Hakan?
Elini korkak alıştırma, diyor.
korkma, dostlarını gücendir, diyor.
Öyle yaz ki, Başbakan’ın öfkesine muhatap olabilesin, diyor.
Sadakatsiz ol, etrafında hiç dostun kalmasın, diyor.
Bir de diyor ki, yalnız yürümenin keyfini çıkar.
Ben de diyorum ki, madem bir dost konuşuyor, sözü yerde kalmasın.
İşte Ahmet Hakan’ın tavsiyesine uyuyorum.
Yazıma sadakat adına cevap veriyorum: Kusura bakmasın. Sırf hoşa gitsin diye kimseye sövemem.
Yalnız yürürken etraftan gelip geçenlerin alkışı için icad ettiğim kum torbalarına abanarak vuramam.İşim dostlara hoşça vakit geçirtmek de değil. Gösteri sanatçısı hiç değilim. Bunu arayanlara -müsaade ederse- Ahmet Hakan’ı öneririm.
Bakmayın bir anda cesaret geldi, bunları söyleyiverdim. Ama korkuyorum. Ne de olsa Ahmet Hakan, bugüne kadar bütün gayretine rağmen Başbakan’a doğrudan hedef olmayı başaramadı. Acaba, kendi tavsiyesi üzerine de
olsa Başbakan’ın himayesine mazhar bir dostumu ‘gücendirdiğim’ için Başbakan, kürsüden bana kızar mı?
Şimdi yerine getirdiğim bütün bu tavsiyelerin başarısını test etmek için sizce ne yapmalıyım?
a-Yarın sabah Nişantaşı’nda yalnız başıma yürümeye çıkmalıyım.
b-Cep telefonumu açık tutup Ahmet Hakan’ın ‘seni defterden sildim’ mesajını beklemeliyim.
C-Salı günkü grup konuşmasını heyecanla bekleyip Başbakan’ın tepkisine bakmalıyım.
d-hiçbiri.
Akif Beki - Radikal
akif.beki@radikal.com.tr
Yorumlar14
-
güven kurtul
16 yıl önce
Şikayet Et
Yazarı suçlayanlara.... Yahu dostlar hayatınızda hiç ironi, tezat diye bişey duymadınız mı? sağ gösterip sol vurma diye bi tabiri de mi duymadınız? Nasıl bi okumadır bu?Nasıl bir anlayış kabiliyetidir?Gülsem mi ağlasam mı karar veremedim ama edebiyat öğretmenininizle bi alakam bulunmadığına göre doya doya gülmeye karar verdim :)))
Beğen
Cevapla
-
Coşkun Türkeli
16 yıl önce
Şikayet Et
Dedikoyu çıkaranlar.... Dedikoyu çıkaranlar sadece Sol kesimdir. Bakın suçladıkları kişilere hiç bir delil yok belge yok? Almanyadaki olayları buradakilerle ilişkilendirilmeye çalışıyorlar,Önce T.Erdoğana sataştılar ama tutturamadılar sonra 4 kişiden falan bahsettiler yine ortada bir şey yok! çamur at! seçime kadar izi çıksın amaç bu?.. Dürüst insanları suçlamak onlar için çok büyük meziyet!,7 Büyük günahtan biri olan iftira gıybet gırla bunlarda yani sanki hiç ölmeyecekler!? zaten bunlar yüzünden cehennemin ateşi hiç sönmeyecek!.
Beğen
Cevapla
-
m.bedirhan
16 yıl önce
Şikayet Et
bende sizi adam sanmıştım. a.hakan a.beki z.akman bende sizi önce kanal 7 de sonrada medyada gördüm tanıdım gördüğüm kadarıyla sizi adam sanmıştım yanılmışım kalıbınızın adamı geğilmişsiniz yazıklar olsun size başka bişey demeye değmez...
Beğen
Cevapla
-
m.bedirhan
16 yıl önce
Şikayet Et
dikkat. halil ibrahim alboğa arkadaşın yorumuna aynen katılıyorum tam isabet tesbitleri.. sağolun! anladık siz eski düzlükte değilsiniz; orda duranlar da kaba ve yobaz.. biz sizler gibi fani endişelerin kaygusunda veya rahatında kaybolup gitmedik.. size güle güle; lütfen bizi meşgul etmeyin..diline sağlık kardeşim
Beğen
Cevapla
-
Hakan Özgören
16 yıl önce
Şikayet Et
Budur. Haaarika bir yazı olmuş, yani Akif Beki'den de bu beklenirdi... Özellikle A.Hakan'a atfettiği kısım son derece yerinde. Z.Akman'a sahip çıkması ve yazdığı gazetenin kırmızı çizgileri dışına çıkabilecek cesareti göstermesi hasebiyle yazı hayatına mükemmel bir dönüş yapmışsın; kutlarım!
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle