Adı mülayim, ya kendi?
- GİRİŞ28.05.2009 09:55
- GÜNCELLEME28.05.2009 09:55
Abdüllatif Şener, sonunda genel başkan sıfatına kavuştu.
Artık onun da bir partisi var.
Türkiye’nin 61. siyasi partisi olmuş.
Demokratik hakkıdır, hayırlı olsun...
Aman! diyorum, sonu, sakın Osman Bölükbaşı’na benzemesin!
***
Bölükbaşı için derler ki:
Ömrü aramakla geçti, ama bir türlü yerini bulamadı.
Her şeye karşı çıkan, iflah olmaz bir muhalifti.
Hazır cevaptı, nüktedandı, sıkı çene yapardı.
Konuştu mu, damardan girer...
İnsanın içini rahatlatır, ciğerini soğuturdu.
Konuştu mu, kalabalıkları toplar,meydanları inletirdi.
Ama o kalabalıklar, tuluat izleyicisinden farksız...
Sandıklar kurulup, sıra ‘oy’a geldiğinde, hep başkasına verirlerdi.
Bu halin en veciz ifadesini bir kitap başlığında buldum.
‘Osman Bölükbaşı: Seraba Harcanmış Bir Ömür.’
Daha başka bir şey söylemeye, bilmem hacet var mı?
***
Gelin bir de, Abbdüllatif Şener’in ‘hal-i pürmelali’ne bakalım.
Henüz sersefil, henüz perperişan değil elbet.
Çünkü henüz, yolun çok başında.
Abdüllatif bey için siyaset, asıl bundan sonra başlıyor.
25 mayıs, gün birdir.
Bu tarih, ‘ilk Türk’ün Everest’e çıktığı gün’dür.
Aynı zamanda, Abdüllatif beyin Türkiye Partisi’ni kurduğu gün.
Öyle alelade değil, mühim tarih, yani.
25 Mayıs’ın diğer faziletlerini saymayı, en iyisi gene Abdüllatif beye bırakalım.
Partisi için seçtiği isme, amblemine, ilk gün verdiği mesajlara gelince...
Ağzımdan gayriihtiyari, bildik bir tekerleme çıkıyor.
‘Adı mülayim, her tarafı sert olsa ne yazar’.
Kendi, ‘bir bölen’ olmaya azm etmiş, adı Türkiye Partisi olsa ne, olmasa ne!...
AK Parti’den ayrıldı, ama bir parça koparamadı.
Sağdaki soldaki kırıntıları tırtıklamaya çalışıyor, şimdi.
‘Bir bölen’ olmaktan başka çaresi yokken, soyunduğu şeye bakın!...
Güya ‘birleştirici’ vasfını temsil eden amblemi, tokalaşan eller....
Allah var, hiç birleştirici olmadı ki...
Ama bölmeyi de başaramadı.
***
Abdüllatif beyin partisini tarif etmek için bir amblem yarışması düzenlense, sizce hangisi kazanırdı?
Kavuşan eller mi, yoksa ayrılan eller mi daha inandırıcı?...
Kendi takdirleri deyip, bunu da geçelim.
Abdüllatif bey, eskiden beri ‘ferdi ferit’ idi, yani kendi başına buyruk biri...
Görünen o ki, hep de öyle kalacak.
***
Siyasi yelpazedeki yeri de, ‘demokratik merkez partisi’ imiş.
Aşağısı kurtarmaz ki zaten.
Lakin ufak bir sorun var; bir tür arazi ihtilafı.
AK Parti, yüzde 40’lara oturarak toplumsal merkezi istimlak etmiş.
Cindoruk-Demirel ikilisi, merkez saha üzerinde hâlâ hak iddiasında.
Vakıa, tapusu millette ama...
Bu ikili, babalarının çiftliği gibi ekip biçecek, o araziyi yeşillendireceklermiş.
Cimdoruk, DP’nin başına geçer geçmez, hedefi ilan etti.
Bir gün, merkez sağı tekrar birleştirme hayali...
İlk adım olarak da ANAP’ı ilhak edecekti.
Gel gör ki, alışkanlıktan mıdır, nedir...
Abdüllatif bey, o hayali bile bölerek başladı işe.
Kıtlık zamanı kurduğu partinin nasibine, ANAP’ın eski teşkilatlarından bir parça düştü.
Abdüllatif bey de ayağa gelen bu kısmeti, nimet bildi...
***
Velhasıl, lafı güzaf bir tarafa...
Böyle tırtıklayarak oy alamayacağı belli.
Meziyetlerini göstermesi için kala kala meydanlar kaldı, ona.
Osman Bölükbaşı kadar iyi mi hatipliği, hazır cevap mı?
Bakalım, nüktelerle arası nasıl, tüluat kabiliyeti var mı?
Meydanları inletecek kadar kuvvetli mi, nutku?
Nasılsa, er ya da geç göreceğiz.
AKİF BEKİ - Radikal
akif.beki@radikal.com.tr
Yorumlar4