'Canlı kalkan' olur musunuz?
- GİRİŞ03.06.2009 09:11
- GÜNCELLEME03.06.2009 09:11
Terörü, hayatlarımızdan tasfiye mi etmek istiyoruz?
O zaman bizi, son bir sınav bekliyor.
Hükümetin muhalefetle, Türk milliyetçisinin Kürt milliyetçisiyle imtihanı değil bu.
Birinin diğerini tabi tuttuğu bir ihanet-sadakat sınavı da değil.
Milliyetçiler, jüri heyeti sanmasın kendilerini.
Vatanseverliği de, aşka gelince bahşedecekleri bir ‘altın madalya’ payesi gibi görmesinler.
Çünkü karşı tarafları yok... Jüri masası yok, bu sınavın.
Bir, ana rahmine düşmüş ceninin kürtajla alınmasına bile ‘cinayet’ diyenleri düşünün.
Bir de, bizim topraklarımızda gencecik bedenlerin kahramanlık türküleriyle nasıl ölüme uğurlandığını...
Sonra, şunu sorun kendinize:
İnsan hayatından daha kutsal ne var?
İşte, önümüzdeki kâğıda cevabını yazacağımız soru budur.
***
Hepimizin aynı sıralarda oturduğu müşterek bir sınavdan geçiyoruz.
Ya birlikte kaybedecek, ya da birlikte kazanacağız.
Deniz Baykal’ın son beyanları, DTP’lilerin sağduyulu çıkışları, AK Parti’den yükselen sesler...
Bu kez başarabilecek miyiz?
Her şey, basit bir niyetle başlar.
Niyet, siyasi rakibimizi köşeye sıkıştırmak olabilir.
Başka bir niyet de, işi yokuşa sürüp daha çok taviz
koparmak.
Bu ikisi de, terörden geçinenlerin niyetidir.
Kurtulmak isteyenlere ise, tek bir niyet kalıyor.
O da, kendi cenaze namazını kılmaya niyet etmektir.
İntikam duygularımızı öldürmek, içimizdeki öfke ateşini söndürmek...
Sonra da kendi cenazemizin başında durup, ruhumuzun şöven tarafının üzerine fatiha okumak...
Çok mu zor?
Başkalarının cenaze namazlarını yeterince kıldık.
Şimdi sıra bizimkinde.
Hep, kendi yerimize başkalarını sınava soktuk.
‘Biz, kılımızı kıpırdatmayalım; başkaları bedel ödesin’
diye bekledik.
Bakın işte, geldiğimiz yer ortada.
Başkalarının kesesinden cömertlikle bu kadar oluyor.
Başkalarının çocukları üzerinden kahramanlık, buraya
kadar getirdi bizi.
Bundan sonrası artık bize ait, tek tek hepimize.
Burdan öteye, ayrı taraflar yok.
Tek bir takım var; o da, Türkiye’dir...
Herkes kendi imtihanını vermek zorunda.
Ferdi kurtuluş peşinde
koşmak faydasız; kaderlerimiz birbirine bağlı.
Başaramayanlar, hepimize kaybettirecek.
Aramızdaki zayıf halkalar, bütün takımın felaketi olur.
Böyle durumlarda en iyisi, görünmez zincirlerle birbirimize bağlanmaktır.
***
Deniz Baykal, kendini zincire vurdu bile.
“Silahı bıraksınlar, af başlar... Acı bir dönemin kapanması için hepimiz işbirliği yaparız” dedi.
Ahmet Türk de, demir halkaları ayağına geçirdi.
“Silahsız çözüm isteyen elini tetikten çeksin... Siyasetin önünü açmak için bu saldırılar dursun” diyerek, açık tavır koydu.
Ve AK Parti’nin hissiyatına tercüman olan Abdurrahman Kurt’un eylem çağrısı...
“Edi bese!... Artık yeter!...” deyip, teröre sivil isyan bayrağını yükseltti.
Bunların arkası mutlaka gelmeli.
***
Hamasete inanmam, romantizmi sevmem, şöven duygularım hiç olmadı...
Kitle psikolojisini kamçılayan duygu patlamalarından ürkerim biraz.
Belki bundan, kitlesel eylemlere hep mesafeli kaldım.
Fırtınalar kopacaksa da içinde kopmalı insanın...
Duygusal haykırışlar, orada yankılanmalı, önce.
Gözyaşları, kendi sinemize akmalı...
Ta ki, taşan son damla, halis muhlis gerçek olsun.
‘Acılar, tahammülü aştı’, bilinsin.
Bu yüzden, Abdurrahman Kurt’un isyanını duyunca, galeyana gelmek istedim.
O haykırışta riya yok, yapmacıklık yok.
Öyle ki kayıtsız kalamadım, beni de baştan çıkardı.
İçimdeki sivil eylemciyi uyandırdı, o ses.
Ben de teröre karşı ‘canlı kalkan’ olmaya varım; beni de yazın aranıza, gönüllüyüm.
Gelin bu yaz, hep birlikte galeyana gelip, kan dökenlerin karşısına dikilelim.
Bedenlerimizi olmasa da, ruhlarımızı birbirine zincirleyelim.
Canlı olmasa da, aşılmaz bir toplumsal enerji kalkanı oluşturalım.
Avazımız çıktığı kadar bağırıp, ‘Edi bese!’ diyelim.
Edi bese!... Artık yeter!...
AKİF BEKİ - RADİKAL
akif.beki@radikal.com.tr
Yorumlar5