Üç şeytanla andıç konuşması...

  • GİRİŞ18.06.2009 12:19
  • GÜNCELLEME18.06.2009 12:19

Andıç krizinden çıkış için bir nihai haşiye yazmaya oturmuştum.
Son bir dipnot düşecektim.
Baktım, mutantan şeytanlar rahat vermiyor...
Hepsini serbest bırakmaya karar verdim.
Bugün, üç şeytanı karşıma alıp, açık açık konuşuyorum.
Bakalım, çıkardıkları tantananın aslı var mı, yoksa boş teneke mi çalıyorlar?

* * *

* Birinci şeytan, şöyle sesleniyor:
“Hükümetle askeri birbirine düşürmek isteyenleri, kimse başka yerde aramasın.
Onların adresi belli; Pennsylvania’dır orası.
Gör, bak; bu komplonun arkasından onlar çıkacak.
Saf olma!...Zaten hangi taşı kaldırsan, altında, aynı adamları bulursun.
Hükümet’in TSK’yla arasını açıp...Onlar, birbiriyle uğraşırken, bunlar, akılları sıra yol alacaklar.
Daha nesini araştırıyorsun?
‘Bu belge, düpedüz F tipi bir tuzaktır’, desene...Düzmece bu, düzmece...
Malum cemaat tarafından imal edilip, askerin üstüne atıldı.”
* İkinci şeytan, hiç boş durur mu?
O da, kulaklara şöyle fısıldıyor:
“Ne cemaati... Arlanmaz, uslanmaz bir kaç maceraperest subayın işi...
Üst komuta kademesinin, demokrasiye ve siyasi idareye bağlı olmasından acayip rahatsızlar.
Araya nifak sokup, sivil-asker uyumunu bozmak istediler.
Neticede, vazo çatladı bir kere... Amaçlarına ulaştılar; hükümetle askerin ahengi, bu olayla bozuldu.
Bir daha da dikiş tutmaz...
Ağzıyla kuş da tutsa, Org. Başbuğ’a artık güvenemez Başbakan...”
* Üçüncü şeytan, ilk ikisinden aşağı kalır mı?
Diyor ki;
“Geçin bunları, kimse maval okumasın...
O karargahta sinek bile vızıldayacak da, Genelkurmay Başkanı’nın haberi olmayacak, öyle mi?...Külahıma anlatsınlar...
Kaç okkalık bir albay ki, başına buyruk plan yapabilmiş?
AK Parti’yi yıkmak için emri verdi; yakalanınca da yarım ağız inkar ediyor.
Baksanıza, şöyle ağız dolusu bir ‘sahte’ bile diyemedi...”

* * *

Şeytanları hafife almamak lazım.
Nasıl olduğunu bile anlamadan, kendimizi bir girdabın içinde bulduk.
Bunca gürültü, patırtı arasında duyduğumuz, birkaç salim ses...
Gerisi, baltaları kuşanmaya, biçip budamaya çağırmaktan öteye geçmiyor.
Elde, tahrikkar bir andıç vesikası var; sonrası, lafı güzaf...
Ortada cürüm olduğu muhakkak, fakat failler daha bulunamamış.
Oturmuş, kimi, nasıl cezalandıracağımızı konuşuyoruz.
Herkes, kendi hasmını işaret ediyor.
‘Vurun abalıya’ çığırtkanlığı, gündemi esir almış...
Sadre şifa arayan yok.
Görüyorum ki, şerhin şerhi  bile yazıldı.
Ama, bu girdaba nasıl girdiğimiz hala muamma...
Daha ne söyleyelim?
Onun için diyorum ki, son şerhe bir haşiye düşmekten evladır...
Sağa sola, ‘buradan nasıl çıkarız?’ akılları vermek yerine, gelin içimizdeki şeytanlarla hesabımızı keselim.

* * *

Mevzu, ‘üç adımda krizden çıkış’, ya da ‘andıç felsefesine giriş’ babından hafiflikleri kaldıracak gibi değil.
Giderek çetrefilli bir hal alıyor.
* Deniyor ki;
‘Fethullah Gülen Hoca, iki ay öncesinden bugünü görüp, ‘tuzak kuracaklar’ uyarısı yaptığına göre...
Bu andıcın geleceğini, nereden haber almıştı?’
Bu soruda, ilk şeytanın kurnazlığı saklı:
‘Demek ki bu andıcı, adı gibi biliyordu. Sakın, bu tezgahın içinde onun parmağı olmasın?’
* Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı’yla uzun uzun görüştü.
Buna rağmen AK Parti, suç duyurusundan vaz geçmedi.
‘O halde Başbakan, Org. Başbuğ’un anlattıklarına ikna olmadı.’
Bu da vesvese şeytanı; zihinleri ifsad edip, kuşkuları büyütmekle görevli.
* Org. Başbuğ, hala belgenin varlığını kesinkes reddetmediğine göre...
‘Demek ki, aslı var...Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.’
Bu neviden cin fikirler de, çok bilmiş şeytanın ilhamı.
Gel de ayıkla şimdi, pirincin taşını.

* * *

Komplo şeytanlarının aklı, tek şeritli bir yolda gider.
O yolların ‘geliş’ istikametini, görmek ve göstermek istemezler.
Mesela bir şeyi bilmek, onu yapmış olmak şartına mı bağlı?
Gülen Hoca, bizden evvel o belgenin varlığından haberdarsa, belki istihbaratı daha kuvvetlidir.
Belgeyi üretmemesi, haber almasına mani değil ki...
AK Parti, mağduru olduğu bir suç eylemine karşı, hak arama yoluna gitmişse...
Org. Başbuğ da, emin olmadığı bir konuda temkinli konuşmuşsa...
Başbakan’ın, Org. Başbuğ’a inanmadığına delalet etmeyeceği gibi...
Genelkurmay Başkanı’nın da, aynı suçun mağduru olma ihtimalini ortadan kaldırmaz.
Herhalükârda, ortada işlenmiş bir suç var.
Belki Başbakan’la Org. Başbuğ, birlikte bu suçun üzerine gidiyorlar.
Yani, şeytanların yürüttüğü akıl, tam tersinden de geçerli.
Aksine delil getirmek mümkünse, çürütülebiliyorsa, nasıl ‘doğru’ diyebiliriz?
Tersi de, düzü de ‘makul’ görünen işe, şeytan karışır.
Bence, şeytanlarımızı kovmak için tövbe istiğfar edip, akıl abdestimizi hep birlikte tazeleyelim.

Akif Beki - Radikal
akif.beki@radikal.com.tr

Yorumlar1

  • Şevket Yıldız 16 yıl önce Şikayet Et
    Bu belge çıkmadan önceki gündem neydi?. Almanlar,eşcinseller,kürt meselesi,Türkçe olimpiyatları.Demekki bu belgeyi patlatanlar,bu meselelerin deşilmesini istemeyenler.Ben olsam bu belge krizini dondurur,kaldığım yerden devam ederdim.Herşeyin iki yüzü vardır,bir yüzü şer diğer yüzü hayırdır.Herkes doğacak şerre bakıyor,bence bu işin sonunda doğacak hayır,şerden fazladır.Bu belge doğru kullanılırsa,ne Akparti,ne cemaat nede ordu zarar görür.Hazırlayanların elinde patlatılabilir,bunun için akıllı davranmak yeterli.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat