TEKEL işçisi nasıl savunulmaz?
- GİRİŞ20.01.2010 11:04
- GÜNCELLEME20.01.2010 11:04
Hakiki fırsat bellense, o kadar çok şey söylenebilir ki...
Bir defa, geceleri gidilip o çadırlarda sırt sırta üşümekle, açlığı solumakla başlanır işe.
Bedavacılık yapılmaz, ‘lüküs siyaset’ konforundan taviz verilmeksizin yandan ahkam kesilmez.
Cefasını işçiye çektirip, eylemin sefası sırça genel merkezlerde sürülmez.
Başka kamusal faaliyetlerle işçilerin talepleri kıyaslanmaz.
“TEKEL’e para vermeden İstanbul’da kültür başkenti kutlaması yapmayın” denmez.
Bu ikisinin yeri karıştırılmaz.
Karıştıran da kendi yediğini, içtiğini, kutladığını hariç tutmaz.
***
Ya ne yapılır?
İşçinin çilesine ortak olunur, ekmeği bölüşülür, derdiyle dertlenilir.
Söke söke hak almaktan bahis açılıp, mücadele bayrağı daha yükseye çekilir.
Eylemci ruhunu şaha kaldırmak için, sırtında anti-emperyalizmin kamçıları bile şaklatılır.
İşçiydi, emekçiydi, ezilendi, mağdurdu, yoksuldu, alın teriydi denilip, ‘Sömürüye hayır!’ sloganları attırılır.
Üstüne de, göstere göstere ‘Devletleştirmenin faziletleri’ patlatılır.
Özelleştirme taraftarları da arpalıkları, partizan kadrolaşmaları, bankamatik işçilerini, sendika ağalarını, asalak yatağı KİT’leri, devletin belini büken işletme zararlarını, beleşçi kamburunu, hamiline yazılı karttan geçinenleri hatırlatıp...
“Ne çabuk unuttunuz bunları” diye, karşı argümanlar geliştirir.
Biz de bu köşelerde oturup, devlet eliyle 3’e mal ederken 1’e satan işletmelerin iktisadi mantığını sorgulardık.
Aradaki farkın nasıl sübvanse edildiğini, dağıtılan ulufenin hangi keseden çıktığını konuşurduk.
Tat verirdi üç tarafa da...
Tartışmaya değer pozisyonlar elde edilirdi.
***
YAZININ TAMAMINA BU LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ
Akif BEKİ / Radikal
akif.beki@radikal.com.tr
Yorumlar2