1915 karşısında Türk toplumu (1)

  • GİRİŞ25.04.2014 10:41
  • GÜNCELLEME25.04.2014 10:41

Biliyoruz ki, siyasi iktidar sahiplerinin şahsi fikirleri yayınlanan taziye metnini tam yansıtmıyor. Yine biliyoruz ki siyasi iktidar sahipleri birkaç gün sonra refleksif olarak tam tersi istikamette çıkışlar yapabilirler.

Ancak bunlar, özellikle iç siyaset, Türkiye Cumhuriyeti'nin aldığı yolu ve geldiği noktayı ortadan kaldırmıyor.

Soru şudur: Türk siyaseti ve devleti bu noktaya nasıl geldi?

Siyasi irade, uluslararası koşullar, zamanın ruhu elbette alınan yolda rol oynamışlardır. Ancak görmek ve bilmek gerekir ki, bu konuda asıl itici güç, toplumsal çaba olmuştur. Toplumsal iradenin siyaseti yönetmesi ve yönlendirmesi olmuştur.

Gelinen nokta Türk toplumunun giriştiği kimlik ve tarihle ilgili bellek seferberliğinin ve bu yolda ürettiği meşruiyetin doğrudan ve tartışmasız sonucudur.

Öykü önce toplumsaldır, önce toplumsal değişimle ilgilidir.

Bu değişimin niteliğini, derinliğini ve sınırlarını anlamak toplumun 1915 konusunda nereden yola çıktığını bilmeyi gerektirir.

Türkiye'deki 'ulus oluşumu'nun temelinde, 1830'larda başlayan, kökü daha eskiye Osmanlı'nın ilk toprak kayıplarına giden ve biteviye Anadolu'ya doğru akan yaklaşık 150 yıllık bir Müslüman göçü yatar. Türlü travmalar içeren bu durum, tarihsel ve toplumsal açıdan ciddi izler bırakmıştır. Kaybedilmiş mallar, verilmiş canlar, buna karşılık gelinen yeni topraklarda gasp edilmiş mallar, alınmış canlar, bu çerçevede yaşanan çatışmalar üstüne oturan bu sürecin, kimlik kurucu bir yönü bulunmaktadır.

Bu açıdan baktığımızda Türk kimliğinin kimi maddi ve değersel unsurlarıyla (1)güvenlik fikri, (2) kuvvetli bir öteki duygusu, (3) el koyma üzerine kurulu servet ve servet birikimi arasında yakın ilişkiler bulunur. Bu üçlü bir arada, kayıtları silmek, 'kazanımı' korumakla ilgili genel bir 'endişe ve arayış' halini ifade ederler. Bu endişe hali siyasi tercümesini kah milliyetçi duyguların dışa vurumuyla kah içerideki ötekiye yönelik güvensizlikle, kah yeni maddi kayıp ihtimali korkusuyla bulur.

Verili doku budur.

2000'li yıllarda bu dokuda ciddi bir hareketlilik yaşanmaya başlamıştır.

2000'ler Türkiye için pekçok açıdan ve pekçok alanda kopuş yılları olarak tanımlanabilir. 1915'e yönelik algılamanın değişimi de bu genel kopuş içinde anlam kazanmış, onun hem bir parçası, hem sonucu olarak karşımıza çıkmıştır.

Yeni dönemin alt yapısını, devlet alanında demilitarizasyon, temel hak ve özgürlükler alanında relatif bir genişleme, toplumsal alanda, İslami kesim açısından modernleşme, laik kesim açısından demokratikleşme eğilimleri oluşturmuştur.

Bu tablo farklı kesimlerin ana akımları arasındaki bir yakınlaşma üretmiş ve 'toplumsal'ı belirleyici bir güç olarak öne çıkarmıştır. Toplumsal sahadaki bu devinim, bir dizi kırılma, yüzleşme, kabuk değiştirme hali üretmiştir.

Bunlardan birisi de (kökü 1990'lı yıllara uzanan) tarih-kimlik karşılaşmasıdır.

Nedir ve nasıl?

Bu karşılaşma çok yönlü, çok aktörlü ve çok aşamalıdır.

'Din-kimlik' ilişkisi kadar, 'kök-kimlik', 'demokratikleşme-kök-arınma' ilişkisi şeklinde ortaya çıkmıştır.

Gerek dindarlar, gerek Kürtler, gerek Aleviler gerek liberaller için geçmişin güncel bir siyasi ve kurucu bir veri olarak kullanılmaya başlaması hatırlama politikalarının ve alıştırmalarının başlangıcını oluşturmuştur.

Siyasi algıda geçmişe yönelik devlet ve güç algısının yanına toplum, topluluklar, toplumsal hareketler, devlet-topluluk ilişkileri gibi unsurlar kendiliğinden eklenmeye başlanmıştır. Gerek popüler tartışmalarda gerek akademik çalışmalarda gerek siyasi arayışlarda, 'şimdiki zaman-gelecek zaman ilişkisi' yerini 'şimdiki zaman-geçmiş zaman bütünlüğü'ne bırakmaya yüz tutmuştur.

Bu koşullar gayri müslimlerin öyküsünü adım adım su yüzüne çıkararak, kaçınılmaz bir keşif haline getirecektir. Cumhuriyet öncesi yakın dönem, 19.Yüzyıl ve 20.Yüzyıl'ın başı toplumsal açıdan 'ortaya saçıldıkça' katliamlar, kırımlar, soykırım, çeteler, gizli teşkilatlar, nüfus politikaları, göçler, travmalar ve acılar tek tek kimliklerin ve liberal demokratlar nezdinde global Türk kimliğinin dekonstrüksiyonunun ve yeniden kurulmasının araçları olmaya yüz tutmuştur.

Yazının tamamı için tıklayınız

Yorumlar1

  • Harun.K 11 yıl önce Şikayet Et
    Bir check lazım ama önce ben diyebilemek asıl mühim olan.. Kusura bakmayın ama tatlı su hümanistliği yaparken çok değil daha 1995 yılında yaşanmış olan kırımlardan da bahsetmiş olsa idiniz bir nebze de olsa insani açıdan yaklaştığınız düşüncesi hasıl olabilirdi. Ama ve maalesef tıpkı içki düzenlemesinde göstermiş olduğunuz feveran misüllü bu konuda da kendi oluşturmuş olduğunuz ve yine kendinizce belirlediğiniz zaviyeden topyekün bir tarih kıyımı yaptığınızın farkında bile değlsiniz. Net konuşmayan insanlara her zaman şüphe ile bakmışımdır, ve böyle tavırlar sergileyen kişiler algısal doyumdan sonra illa bir patlama yaşanıyor ve alelıtlak malum şahıslarda menfi sonuçlar gözlemleniyor. Umarım yanılıyorumdur fakat siz de bu kategoride gözüküyorsunuz. İçinizden geçenleri açıkça ve lafı dolandırmadan söylediğiniz zaman doğru veya yanlış takdir edilirsiniz, bu halinize ise söyleyecek söz bulamıyorum.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat