Bu noktaya nasıl gelindi?
- GİRİŞ17.02.2012 11:03
- GÜNCELLEME17.02.2012 11:03
Siyasi iktidarın algısı açısından bu durum, 27 Nisan muhtırasından çok daha ciddi bir duruma tekabül ediyor. Üstelik kriz çözülmüş değil, çatışma üstü örtülü götürülse de çalışılsa da, uzun süreli olacağa benziyor.
O zaman şunu belirtmeden geçmeyelim: Krizi, yargı-yürütme gerginliğine kilitleyen, siyasi iktidarın yargıya müdahalesine, yargıdan korunaklı bir alan oluşturmasına bağlayan tespitler, yaşanan durumun ağırlığı ve önemini iyi değerlendiremiyor.
Ancak kervan ilerliyor...
Ağır durumlar pek çok sonuç içerir. Örneğin pek çok açıdan kartların yeniden karılmasını gerektirir. Bu, gerek devlet içinde gerek seçmen düzeyinde ilişkiler, ittifaklar açısından krizin sonuçları olması demektir.
Meramımızı anlatmak için meseleye AK Parti'nin genel siyasi stratejisi açısından bakalım...
Görünen odur ki, bu strateji şu ana kadar, en kısa zamanda hazırlanacak, MHP ya da CHP'nin kısmi desteğiyle referanduma götürülecek bir anayasadan sonra, Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'da "beş artı beş" olmak üzere 10 yıllık bir sayfa açması ve bu arada AK Parti'nin bir dönem daha seçimlerden galip çıkma hesabı üzerine kuruludur...
Açıktır ki, bu, mevcut toplumsal ve siyasal dengeler üzerine yapılmış bir hesaptır.
Mevcut toplumsal kutuplaşma, mevcut muhalefet dokusu ve imkanları, bu çerçevedeki muhtemel seçmen dengeleri ve gruplaşmaları üzerinden yapılan bu hesap, mevcut krizin başta seçmen ittifaklarını etkilemesi, devlet içi karar mekanizmalarını kuşatması üzerinden ciddi bir revizyon gerektirecek gibi görünmektedir.
Bu söylediğimiz de elbet bir ihtimaldir ama, kuvvetli bir ihtimaldir...
Sonucu ise zaman gösterecektir.
Bugünün soruları farklı ve bu sorulardan birisi şu:
Bu noktaya nasıl gelindi?
Sorunun siyasi ittifaklar ve sıcak siyasetin seyri açısından pek çok muhtemel yanıtı var...
Ancak daha uzak açıyla bakıldığında bu ittifakları ve iç çatışmaları aşan başka yanıtlar, başka faktörler karşımıza çıkar.
İki faktör özellikle dikkat çekicidir.
Bunlardan birincisi "siyaset eksikliği" ya da "siyasetsizlik"tir.
Devlet içi kapışmaların en keskin olduğu ve zemin bulduğu dönemler siyasetsizlik dönemleridir.
Kürt sorunu açısından düşünelim... Siyasi imkan ve araçlardan çok, asayiş hamleleri üzerine kurulu bir politika, kendisine uygun bir yapılanmayı üretir, güvenlik birimlerinin aşırı siyasi değer bulmasına yol açar, yargı kurumlarının siyasi karar alıcıyı ikame eden bir istikamette yol almasını besler.
Böyle durumlarda kurumların siyasi işlevleri genişler, hatta yer değiştirmeye başlar, her açıdan iktidar savaşlarına uygun zemin oluşur, velhasıl siyaset toplumsal olmaktan çıkar merkeze hapsolmaya başlar.
Doğal olarak bu durum, aynı zamanda krizlerin de başlangıç noktasıdır.
Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
Ali Bayramoğlu- Yeni Şafak
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol