Yeni Türkiye'yi tehdit eden iki kavram​

  • GİRİŞ13.09.2014 08:51
  • GÜNCELLEME13.09.2014 08:54

 Bu farklı dönem iki büyük tehlike ile karşı karşıya:

Biri müptezellik ve diğeri de hatları keskin, bu nedenle etkileşime izin vermeyen bir ideolojik şablona uydurabilmek isteğiyle savunulagelen 'Demokrasiyle İslamiyetin buluşmayacağı' yolundaki iddialardır.
Önce ilkinden başlayalım: Siyasi iletişimin en büyük düşmanlarından biri olan 'müptezellik'ten korunabilmek, uluslararası PR dünyasının keşfi diyebileceğimiz o muhteşem 'İçerik kraldır' (Content is the king) söyleminin gerçeğe dönüşmesiyle mümkün. 'Yeni Türkiye'nin sığ bir konumlandırma içinde dillere pelesenk edilmesi, bu sürece yapılabilecek en büyük ihanetlerden biridir. İçeriğiniz sağlamsa, hedef kitlenin talep ve beklentilerinin süreçler tarafından karşılanacağı vaadini içinde barındırıyorsa, Sayın Bahçeli'nin 'Yeni Türkiye Erdoğan despotizmidir' şeklindeki ifadesinde ortaya konduğu gibi 'o dedi, bu dedi' muhabbetlerinden olumsuz etkilenmeden mecraında akan nehir gibi sorunsuzca yolunu bulur.
İkinci tehlikeye gelince...
Demokrasiyle İslamiyetin bir arada düşünülemeyeceğini iddia edenler, 2002 yılının 3 Kasım'ından bu yana büyük emeklerle gelinen yolda, gelecek tasarımı çerçevesinde karşımıza çıkan 'Yeni Türkiye'ye verecekleri hasarın ne kadar farkındadırlar bilemeyiz. İslami değerler zemini üzerinde hem feodal tarım toplumu, hem sanayi ve hem de bilgi toplumuna ait özelliklerin aynı anda bir arada bulunabildiğini ve demokrasinin de, liberalizmin de Batı'ya özgü süreçlerle alâkası olmayan, tamamen Türkiye'ye has koşullar içinde var olabildiklerini düşündüğümüzde bu etkileşimin bizi diğer ülkelerden ayıran en temel farklılığımız olduğunu da gözden kaçırmayalım.

Devamı için tıklayın >>>

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat