Belalı gündem tesadüf mü...
- GİRİŞ07.07.2008 08:18
- GÜNCELLEME07.07.2008 08:18
Oturduğu koltuğu, sertlik yanlısı politikacılarından Robert Koçaryandan berbat bir ortamda devralan Sargsiyan, (kendisi soyadının Sarkisyan olarak yazılmasını istemediğini bir basın toplantısında açıkladı, Türkçede en yakın Sargsiyan olarak okunabilir) ülkesinin Avrupa kurumlarındaki varlığını korumakta hayli zorlanıyor. Çünkü, Avrupa, eski Ermeni yönetiminin muhalefet partilerine uyguladığı diktatoryal politikaları ve şaibeli başkanlık seçimlerini sorgulamayı sürdürüyor.
23 Haziran günü Moskovada görüştüğü Rusyanın yeni Cumhurbaşkanı Dimitri Medvedev den destek yerine, uygulamakta olduğu NATO ve ABye yakın politikalar konusunda sert eleştiri alan Sargsiyan tabii ki telaşlı... Önce, ülkesindeki Taşnaksütyün lideri Vahan Hovanisyan gibi aşırı milliyetçi partilerin tehditlerine rağmen, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülü 6 Eylül günü Erivanda yapılacak Ermenistan-Türkiye Dünya Kupası Grup Eleme Maçına davet edeceğini açıklaması, sonra da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev in tercümanlığında Astanada (Kazakistan) bu daveti tekrarlaması önemlidir...
Kuşkusuz, Dağlık Karabağ sorununun çözümünde etkinliği her geçen gün artan ve kendine güveni yükselen Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev in da desteğiyle, Türkiye-Ermenistan arasında doğabilecek iyi iklimin sonuçları derhal Avrupaya yansıyacaktır. Türkiyenin, Bakü ile eşgüdümlü bir politika çerçevesinde Ermenistan sınırını açması halinde, Avrupa Birliği ilişkilerinde çok ciddi bir dönemeci alacağı kesindir.Ahmet Necdet Sezer in Avrasyada bırakmış olduğu yedi yıllık siyasi boşluğu hızla dolduran Cumhurbaşkanı Gül ün bunu başarabileceğine ilişkin beklentiler yükseliyor...
Geçelim... Çünkü Kıbrısta da ciddi gelişmeler yaşanıyor...
Türkiyenin kendi içine çok fazla çekildiği bir dönemde Mehmet Ali Talat-Dimitris Hristofyas görüşmelerinde yakalanan rota, yine, Türkiyenin AB ile ilişkilerin ısıtacak düzeyde görülüyor.
Avrupalılar, Rum yönetimin Türkiye gibi bir devle ilişkilerine koyduğu ambargolardan rahatsızlar... Özellikle Türkiyenin AB-NATO askeri ilişkilerine dönük vetoları giderek tüm Avrasya dengelerini sarsacak boyuta tırmanmış durumda... Türkiye, haklı olarak, bünyesindeki Rum yönetimine söz geçiremeyen Avrupa Birliğine karşı, NATOdaki veto hakkını devreye sokmaktan çekinmiyor. AB, Kosova ve Afganistanda hedeflediği ortak askeri-siyasi ağırlığın neden uzağında kaldığını da çok iyi biliyor...
Eğer... Türkiye, Kıbrıs-Ermenistan hattında gereken adımları öngörüldüğü gibi atarsa, 2009 yılına, AB ile ilişkiler açısından çok rahat bir ortamda girmiş olacak...
Kritik bir dönem...
Ya, Türkiyenin AB hedefleri yaşamayı sürdürecek ya da yakın bir gelecekte ülke hiç arzulamadığımız yörüngelere kayma eğilimleri göstermeye başlayacak...
Bir yanda İran üzerinde şekillenen fırtınalar... Diğer yanda, 2009 yılının giderek Türkiye-AB ilişkilerinde var mısın yok musun yılına dönüşmesi...
Ankaradaki belalı gündemin bir tesadüf olduğuna kim inanır...
***
Hasan Doğanı kaybetmek...
Memleketin başı iç siyasi dengelerde ne zaman belaya girse, şöyle adam gibi bir adamın ortaya çıkıp uzlaşmacı kişiliğiyle meseleyi toparlaması beklentisi ortaya çıktığında gözlerim hala Adnan Kahveci yi arar... Ülkesine en üst düzeyde hizmet edebileceği bir dönemde, talihsiz bir trafik kazasına kurban verdiğimiz unutulmaz isim... Belli ki, önümüzdeki yıllarda bir de Hasan Doğan ı arayacağız aynı şekilde... Pırıltılı başarılara imza atmış bir yaşam öyküsü... Ama daha da önemlisi, Futbol Federasyonu Başkanlığı gibi Türkiyenin en tartışmalı koltuklarından birinde dört ay gibi kısa bir sürede bütün Türkiyeye kendini kabul ettirip, sevdiren bir karakter... Ülkenin hiç hak etmediği berbat bir kamplaşmadan geçtiği bir dönemde, bütün kesimlerin sadece insani yönlerine duydukları derin saygıdan birlikte göz yaşı dökmesi...Türkiye önemli bir evladını kaybetti... Hepimizin başı sağolsun...
Yorumlar5