İslam düşmanlığı
- GİRİŞ14.07.2011 06:53
- GÜNCELLEME14.07.2011 06:53
Anne Frank, çocukluğumun anılarından süzülüp karşıma çıkıverdi!.. Televizyonumuzun olmadığı yıllardı ve radyoda “Arkası Yarın” vardı... Dünya edebiyatının en seçkin eserleri, devlet tiyatrosunun usta sanatçıları tarafından sadece sesle bize ulaştırılırdı... Dinlerdik ve Tolstoy, Victor Hugo, Honore de Balzac, Dostoyevski, John Steinbeck, hatta Agatha Christie’nin dünyasına hayallerimizle girerdik... “Anne Frank’ın Hatıra Defteri”ni radyodan soluksuz izlediğimde sanırım 9-10 yaşlarındaydım...
Amsterdam’da oturan Yahudi asıllı Frank ailesinin edebiyata meraklı kızı... Naziler Hollanda’yı işgal ettiklerinde çareyi, baba Otto Frank’ın ofisinin arkasına yapılmış sığınakta yaşamakta bulmuş ailenin hazin öyküsü... Sığınakta yazdığı anıları, bir toplama kampında sona eren yaşamından sonra yayınlanan ve hepimize ırkçılığın korkunç yüzünü anlatan Anne Frank’ın öyküsünün beni o yaşta derinden sarstığını hatırlıyorum...
Bütün anıların yaşandığı Amsterdam’ın bir kanal boyunca uzanan Prinsengracht sokağındaki eve girdiğimde ruhumdaki ağırlığın arttığını hissetim. İki buçuk yıla yakın bir süre büyük bir umutla bu sığınakta yaşamış sonra toplama kamplarında yok olup gitmiş insanların sanki gölgelerinin arasından süzülerek yürüdüm... Kullandıkları mutfağa dokundum, gökyüzünü görebildikleri tek pencereden dışarının nasıl göründüğünü anlamaya çalıştım...
Nefretin... Ayrımcılığın... Şiddetin... Ne anlama geldiğini bir kez daha fark ettim...
Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
(Ardan Zentürk - Haber 7)
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol