Ramazan ayı ve artan fiyatlar
- GİRİŞ18.02.2026 08:36
- GÜNCELLEME18.02.2026 08:36
Ramazan ayı geldi. Bütün Müslümanlara mübarek olsun.
Her ramazan ayında Türkiye’de bir tartışma yeniden başlar: “Fiyatlar yine arttı.” Konu çoğu zaman ahlaki bir çerçevede ele alınır. Esnafın fırsatçılığı, açgözlülüğü ve zincir marketlerin “fahiş kâr” hırsı gibi ifadeler kullanılır. Oysa meseleyi yalnızca ahlak kategorisiyle açıklamaya çalışmak, ekonomik bir olguyu yanlış bir zemine taşımak anlamına gelir. Ahlaki zaaflar elbette mümkündür; fakat ramazanla birlikte her yıl tekrar eden genel fiyat yükselişini doğrudan “ahlaksızlık” diye etiketlemek, iktisadi mekanizmayı görmezden gelmektir.
Fiyat yükselmelerini nasıl açıklayabiliriz?
Öncelikle Türkiye’nin içinde bulunduğu yüksek enflasyon gerçeğini göz ardı edemeyiz. Enflasyon, fiyatların genel seviyesinin sürekli artışı demektir. Böyle bir ortamda fiyatların yükselmesi istisna değil, kuraldır. Kira, enerji, ham madde, işçilik, nakliye gibi maliyet kalemleri arttıkça satış fiyatlarının sabit kalması beklenemez. Üstelik enflasyon sadece maliyeti artırmakla kalmaz; belirsizliği de büyütür. Belirsizlik arttığında işletmeler “malları yarın daha pahalıya yerine koyarım” kaygısıyla fiyatlarını daha sık günceller, stok yönetimini daha temkinli yapar. Bu da fiyatların daha görünür şekilde yukarı doğru hareket etmesine yol açar...
İkinci bir unsur, yakın tarihte yılbaşının geride bırakılmasıdır. Birçok işletme yeni yıla girerken mali tablolarını gözden geçirir, bütçe projeksiyonlarını günceller ve fiyat ayarlamaları yapar. Bu ayarlamalar çoğu zaman yılın ilk çeyreğinde piyasaya yansır. Ramazanın bu döneme rastlaması, doğal bir fiyat güncellemesini sanki ramazana özgü bir davranışmış gibi gösterdi. Oysa burada belirleyici olan “takvimsel fırsatçılık” değil, muhasebe ve maliyet gerçekliğidir.
Ancak, en temel mesele arz-talep dengesidir. Fiyatlar idari kararla değil, arz ile talebin buluştuğu noktada oluşur. Arz sabitken talep artarsa fiyat yükselir; talep sabitken arz artarsa fiyat düşer. Bu, piyasa ekonomisinin en temel ilkesidir. Ramazan ayı yaklaşırken özellikle gıda grubunda talebin arttığı gözlemlenir. Bu noktada ilginç bir tüketim psikolojisi devreye girer: Oruç ayı teorik olarak nefsin terbiye edildiği, tüketimin sınırlandığı bir dönem olarak tasavvur edilir. Fakat pratikte çoğu hane için tam tersi bir tablo ortaya çıkar. İftar sofraları zenginleşir, çeşit artar, özel ürünlere yönelim yükselir. Sıradan evlerde bile “dört başı mamur sofra” kurma arzusu güçlenir; hurma, et, tatlı, içecek, paketli gıda ve ikramlık ürünlere talep belirgin biçimde yükselir.
Talep bu şekilde artarken arz kısa vadede aynı hızla genişleyemez. Üretim ve dağıtım zincirleri bir gecede büyütülemez. Çiftçi üretimi aylar öncesinden planlar; sanayici kapasitesini bir ay için radikal biçimde artıramaz; lojistik zinciri de anlık talep dalgasına sınırsızca cevap veremez. Bu durumda fiyatlar yükselerek talebi “daha pahalı” hâle getirir ve tüketimi dengeleyici bir rol oynar. Yani fiyat artışı yalnızca “kötü niyetin” değil, piyasa dengesinin bir sonucudur.
Burada fiyatı sadece “kazıklama” olarak okumak yerine, onu bilgi taşıyan bir sinyal olarak görmek gerekir. Yüksek fiyat, piyasaya şu mesajı verir: “Bu mala olan talep arttı.” Bu sinyal üreticileri daha fazla üretmeye, tüccarları daha fazla tedarik sağlamaya teşvik eder. Fiyat mekanizması baskılanırsa sonuç çoğu zaman rafların boşalması, kıtlık ve karaborsa riskinin büyümesidir. Dolayısıyla ramazandaki fiyat artışlarını tek başına ahlaki çöküşle açıklamak yanıltıcıdır: Asıl mesele, enflasyonun kronikleşmesi ve ramazan öncesi talep artışlarının doğal piyasa tepkileri üretmesidir...
Ekonomik olguları ahlak diliyle mahkûm etmek kolaydır; fakat bu, onları anlamayı kolaylaştırmaz. Ramazanın ruhuna uygun bir çözüm bu fiyatları toptan mahkûm etmekten ziyade tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmek, israfı azaltmak ve enflasyonu düşürecek makroekonomik istikrar tedbirleri talep etmekten geçer. Aksi takdire boş ve bazen tahrip edici sonuçlara yol açan sohbetler yapmış olmaktan öteye geçemeyiz.
Türkiye Gazetesi
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol