Birleşmiş Milletler’in iflası!

  • GİRİŞ08.01.2026 08:48
  • GÜNCELLEME09.01.2026 08:54

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio geçtiğimiz günlerde Venezuela gündemiyle olağanüstü toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oturumunun ardından konuştu.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin evlerinden alıkonularak New York'a götürülmesinin kınanması üzerine "Birleşmiş Milletler'in ne dediği umrumda değil" dedi.

Bu açıklama oldukça kritikti. Çünkü İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan dünyadaki küresel ve bölgesel problemlerin çözümü için önemli görevler üstlenmiş kurumun artık ciddiye alınmadığının bir kanıtı oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllar boyunca "Dünya Beşten Büyüktür" derken sistemde reformun gerekliliğinden bahsetti. Ülkelerin söz hakkının eşit olmasının önemini vurguladı. Şimdi kurucu ülkelerden birinin yönetimiyse bu organizasyonu hiçe sayarak istedikleri eylemleri gerçekleştirebileceklerini belirtiyor. BM'nin yetersizliği konusu yeni değil. Daha önce yaşanan çok sayıda savaşı ve insanlık dramlarını engelleyemediği ortada. Bu nedenle uygulanması gereken reformun sadece söz hakkı noktasında değil caydırıcılık konusunda da olması gerekiyor.

ULUSLARARASI ASKERİ GÜÇ GEREKİYOR

Hükümetlerin, BM'nin tavsiye niteliğindeki kararlarına uyup uymamaları kendilerine bırakılmış durumda. Savaşlarla geçen yıllar insanlığı ileriye götürmüyor. Yaşananları herkes biliyor ancak atılacak adımlar konusunda çekincelerin bulunmaması, liderleri ilginç kararlar almakta serbest bırakıyor. Gazze, Lübnan, Irak, Suriye, Afganistan, Sudan, Yemen ve dahası... Venezuela liderinin kaçırılması bunların yanında ufak bir operasyon gibi görünüyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarının tanınmaması da bu konuyla bağlantılı esas olarak. Mahkemenin "soykırım suçlusu" ilan ettiği bir sanık, rahatça gündelik hayatına devam edebiliyor örneğin. O zaman sormak gerekiyor, kurulan mahkemelerin zaman kaybından başka ne anlamı var? Suçu ispatlanan kişiler, tarihe kötü bir ünle geçmek yerine, yaşarlarken cezalandırılırsa bu durum adalet için daha uygun olacaktır kuşkusuz.

Dolayısıyla yeni bir sistem inşa edilecekse bunun tıpkı ulus devletlerin kendilerini koruma stratejisi olarak ordularını inşa etme ve modernleştirme hakkına sahip olmaları gibi, büyük bir uluslararası güç oluşturulması da elzem. Böylece binlerce kişinin yaşama hakkı elinden alınmadan önce korkuyla bile olsa bunun önüne geçilebilir.

YENİ DÜZENDE DÜNYAYI NE BEKLİYOR?

ABD’nin politikaları günden güne şahinleşiyor. Trump’ın müttefikleri arasında dostluğu koruma stratejisinin yanında, düşmanlarına yönelik hızlı ve sert hamleleri dünyayı yeni bir gerçekliğe itiyor. Avrupa ülkeleri kendi aralarında ittifaklarını güçlendirmeye çalışsa da güvenliklerini yıllar boyunca Amerikalılara teslim etmenin bedelini ödüyor.

Askeri harcamalarını artırmaları durumundaysa seçimleri kaybetme riskiyle karşı karşıyalar. Çünkü Amerikan halkıyla Avrupa halkı arasında sosyolojik olarak büyük bir fark bulunuyor. Özellikle Batı Avrupa nüfusu iki dünya savaşının ardından anti militarist bir dünya görüşüyle hayata devam ederken, Cumhuriyetçi Amerikalılar için durum böyle değil.

Dolayısıyla Rusya tehdidine karşı yalnız kalıyorlar ve bazı ülkeler zorunlu askerlik uygulamasını geri getirmeyi değerlendiriyor. Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik olumlu yaklaşımının kaynağındaysa bu var. Türk Ordusu’nun savaşa her zaman hazır olması ve savunma sanayinin gücü, Ankara’yı Avrupa için vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor.

Yorumlar1

  • Murat gözükara 1 gün önce Şikayet Et
    Avrupa devletleri hep ülkeleri sömürdünüz..size sıra geldi...beslediğiniz büyüttüğünüz ABD sizede çökecek sıra sizde...nasılmış...
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat