Güç yoluyla barış çağı!
- GİRİŞ25.01.2026 09:15
- GÜNCELLEME25.01.2026 09:15
Orta Doğu’da kurulan yeni denklem, masadaki nezaket sözcükleriyle değil, sahadaki askeri gerçekliğin dayatmasıyla şekilleniyor. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in "Güç Yoluyla Barış" doktrini, Birleşik Devletler için yeni bir slogan olabilir; ancak Türkiye için bu, yıllardır sınır hattında uyguladığı caydırıcılık ve aktif müdahale stratejisinin küresel ölçekte tescil edilmesinden başka bir şey değil.
TERÖR KORİDORU YIKILDI
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın altını çizdiği üzere, terör örgütü SDG/YPG ancak karşısında somut bir güç gördüğünde pozisyon değiştiren bir yapıdır. Bugün Fırat’ın iki yanında sağlanan otorite örgütün bir tercihi değil, Türkiye’nin kararlılığı ve Suriye ordusunun artan baskısı karşısında aldığı bir yenilgidir.
Ateşkesin uzatılmasına yönelik tartışmalar sürerken Ankara’nın duruşu net. Terör örgütünün zaman kazanma manevralarına müsaade edilmeyecek. Bakan Fidan’ın "DAEŞ oyununu görüyoruz" uyarısı, bölgedeki DEAŞ mahkumları üzerinden kurulan şantaj siyasetinin Türkiye tarafından deşifre edildiğini kanıtlıyor. SDG’nin ayrılıkçı ideolojisiyle Suriye’nin geleceğinde yeri yok. Ya devlet otoritesine tamamen boyun eğip silah bırakacaklar ya da güç yoluyla tasfiye edilecekler.
BEYAZ SARAY’DAKİ DEĞİŞİM DİKKATE DEĞER
Trump yönetiminin bitmeyen savaşları sonlandırma vaadi, Suriye’de vekil güçler üzerinden kurulan eski düzenin sonuna işaret ediyor. Artık Washington’da "SDG eşittir PKK" gerçeği yüksek sesle telaffuz edilirken, Ankara bu süreci hem sahada askeri varlığıyla hem de masada yoğun mekik diplomasisiyle yönetiyor. Hakan Fidan’ın İranlı ve Rus mevkidaşlarıyla sürdürdüğü trafik, Türkiye’nin sadece kendi milli güvenliğini değil, bölgenin toprak bütünlüğünü de koruma iradesinin bir parçasıdır.
İran cephesinde yaşanan karışıklıklar ve Starlink/Mossad ağlarına yönelik operasyonlar, bölgesel bir istikrarsızlık potansiyeli taşısa da Türkiye, Tahran’ın hedef alınmasının yaratacağı göç ve kaos riskine karşı arabulucu ve tavizsiz bir hat çiziyor. Ankara için esas olan, Suriye’nin yeniden imarı, mültecilerin onurlu dönüşü ve terörden arındırılmış bir huzur kuşağının oluşturulması.
ESENLİĞİN ŞARTI GÜÇTÜR
2026 yılı, Osmanlı Geleneği olarak adlandırılan ve bölgedeki tüm etnik unsurların huzur içinde yaşamasını öngören vizyonun, ancak güçlü bir devlet iradesiyle mümkün olacağını göstermiştir. Şara yönetiminin Kürtçe’yi ulusal dil kabul etmesi gibi demokrasi hamleleri terör örgütünün elindeki mağduriyet kozunu alırken, Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu da tahkim etmektedir.
Barış, güçsüzlerin sığındığı bir liman değil, güçlülerin inşa ettiği bir düzendir. Türkiye, bugün bu gücü hem SİHA’larının gölgesinde hem de diplomasinin en ince koridorlarında hissettirmeye devam ediyor.
Bartu Eken / Haber7
Yorumlar1