İstisna siyasetinin sonuna doğru
- GİRİŞ08.02.2026 09:08
- GÜNCELLEME08.02.2026 09:08
Yıllardır süregelen koşulsuz destek ve "aramızdan su sızmıyor" diplomasisi, 2026 yılı itibarıyla artık sadece bir retorik değil, aynı zamanda stratejik bir yük haline gelmiş durumda. 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yaşananlar ve sonrasında 2025’te ulaşılan kırılgan ateşkes süreci bir gerçeği gün yüzüne çıkardı:
Tel Aviv’e verilen açık çek, ne İsrail’in güvenliğini uzun vadeli kılıyor ne de ABD’nin küresel itibarını koruyor.
Bugüne kadar Washington-Tel Aviv hattı, dünyadaki hiçbir müttefiklik ilişkisine benzemeyen bir ayrıcalıklar rejimi üzerine kuruluydu. Başka ülkelere uygulanan silah satış yasaları, insan hakları denetimleri veya uluslararası hukuk normları söz konusu İsrail olduğunda hep bir paranteze alındı.
İSRAİL BOMBALADI WASHINGTON ZOR DURUMA DÜŞTÜ
İsrail, ABD desteğinin sonsuzluğuna güvenerek rasyonel olmayan askeri maceralara atılırken; Washington, müttefikini kontrol edemeyen, sadece onun arkasını toplayan bir lojistik üs konumuna geriledi. Artık bu ilişkinin, ABD’nin diğer yakın müttefikleriyle (İngiltere, Türkiye veya AB ülkeleri gibi) kurduğu normaldiplomatik düzleme çekilmesi bir zorunluluktur.
Netanyahu yönetimi, bu istisnai ilişkiyi bir güvenlik ağı değil, iç siyasette kullanışlı bir kaldıraç olarak gördü. ABD iç siyasetine müdahale etmekten çekinmeyen, Amerikan halkının vergileriyle alınan silahları kullanırken Washington’ın tavsiyelerini kulak ardı eden bir anlayış, 2026 Türkiyesi'nden bakıldığında da sürdürülemez görünüyor.
Trump’ın 2025’teki ateşkes sürecinde kullandığı "Ya masaya oturursun ya da desteği keserim" tarzındaki sert üslup, aslında bu normalleşmenin ilk sinyalleriydi. ABD artık İsrail’e ne yaparsan yap arkandayım demek yerine, uluslararası hukuka uyarsan yanındayım demek zorunda olduğu bir evreye girdi.
AMERİKAN İMAJI GAZZE’DE BÜYÜK ZARAR GÖRDÜ
Ankara yıllardır, devletler arası ilişkilerin kişilerin veya lobilerin değil, kurumların ve uluslararası hukukun denetiminde olması gerektiğini vurguluyor.
İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak planları veya Gazze’deki sivil kayıplar karşısında ABD’nin sessiz kalması, sadece bölgeyi değil, ABD’nin küresel nüfuzunu da eritiyor.
Türkiye’nin bölgedeki arabulucu ve düzen kurucu rolü, tam da bu noktada önem kazanıyor. Eğer ABD, İsrail ile olan ilişkisini normalleştirir ve yardımları şartlı hale getirirse; Ankara-Tahran-Riyad hattında yürütülen diplomasi çok daha sağlıklı bir zemin bulacaktır.
GENÇLİK SİYONİZMİ BÜYÜK BİR TEHDİT OLARAK GÖRÜYOR
İsrail için en büyük tehlike dışarıdan gelen saldırılar değil, dünyadan ve hatta müttefiki olan Amerikan halkından (özellikle genç nesilden) kopmasıdır. 2026 yılı verileri gösteriyor ki, Amerikan gençliğinin İsrail’e desteği tarihi diplerde.
Gerçek "Güç Yoluyla Barış" İsrail’in askeri üstünlüğünü sivil katliamlarla gölgelediği bir düzen değil; rasyonel, hesap verebilir ve komşularının haklarına saygılı bir devlet olarak sistemde yer almasıyla mümkündür. ABD-İsrail ilişkisinin “normalleşmesi” sadece bu iki ülkenin değil, Filistinlilerin ve tüm bölge aktörlerinin hayrınadır.
Vakit, boş vaatlerin değil, somut şartların ve hukukun vaktidir
Yorumlar1