Füzelerin gölgesinde kaybolan diplomasi
- GİRİŞ01.03.2026 09:04
- GÜNCELLEME01.03.2026 09:04
Orta Doğu, 28 Şubat 2026 sabahına yine siren sesleri, patlamalar ve gökyüzünü kaplayan dumanlarla uyandı. İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik başlattığı kapsamlı askeri operasyon ve İran'ın balistik füzelerle verdiği sert karşılık, bölgeyi bir kez daha ateş çemberine aldı.
Tel Aviv'den İsfahan'a uzanan çatışmalar hava sahalarının kapanmasına, uçuşların durmasına ve milyonlarca masum insanın sığınaklara inmesine neden oldu.
Peki, buraya nasıl geldik? Neden diplomasi yerine yine bombalar konuşuyor?
Daha çok kısa bir süre önce Cenevre'de nükleer müzakereler yürütülüyordu. Görüşmelerin tıkanma noktasına gelmesi ve ABD'li yetkililerin "hayal kırıklığı" açıklamalarının hemen ardından diplomasinin rafa kaldırılıp savaş uçaklarının havalanması, aslında barışa yeterince şans tanınmadığını gösteriyor.
İsrail'in durumu "önleyici saldırı" olarak meşrulaştırmaya çalışması, ABD Başkanı Trump'ın ise bombalar düşerken İran halkına "hükümetinizi devralın" çağrısı yapması, ateşe benzin dökmekten başka bir anlam taşımıyor. Karşı tarafta İran'ın füzelerle sağladığını iddia ettiği "caydırıcılık" stratejisi de bu şiddet sarmalını derinleştirmekten öteye gidemiyor.
ANKARA DEFALARCA UYARDI
Tam bu noktada, Türkiye'nin aylardır sergilediği duruşun ve diplomatik çabaların değeri bir kez daha ortaya çıkıyor. Krizin başından beri Gazze'deki ateşin tüm coğrafyaya yayılma riskine karşı dünyayı en yüksek perdeden uyaran ülke Türkiye oldu. Ankara, sınırımızda patlak verecek yeni bir savaşın ne İsrail'e güvenlik ne de bölgeye istikrar getirmeyeceğini defalarca dile getirdi.
Türkiye; kapalı kapılar ardında, arabuluculuk masalarında ve uluslararası kürsülerde tarafları sürekli aklıselime davet etti. Savaşın yıkıcılığına karşı, diplomasinin inşa edici gücünü savundu. Çünkü Ankara'nın devlet aklı çok iyi biliyor ki; komşuda çıkan yangın, her zaman probleme neden olur.
Küresel aktörler Orta Doğu'yu bir satranç tahtası gibi görüp askeri hamleler yaparken, Türkiye masum kanı dökülmemesi ve çatışmaların kontrolden çıkmaması için bir diplomatik mekik dokudu.
ÇÖZÜM SAHADA DEĞİL MASADA
ABD ve İsrail’in kara operasyonu düzenlemeyeceği açık, böyle bir planları yok. Amerikalılar haftalardır bölgeye yığınak yaparken, Tahran yönetimi de hazırlıklarını tamamlamış görünüyor. Dolayısıyla rejimin üst düzey isimleri hedef alınsa bile, hükümeti devirecek bir durum yok. Olağanüstü hal ilan edilen ülkede halk saldırılara karşı bir arada duruyor. Hükümet karşıtları olsa bile, harekete geçmek vatan hainliği olarak değerlendirilebileceği için kurmayı planladıkları yeni bir düzen, iç savaşı beraberinde getirebilir.
Kazananı olmayacak bu şiddet döngüsünün bedelini her zaman olduğu gibi yine sivil halk ödüyor. Ne "önleyici vuruş" kisvesi altında atılan bombalar ne de "misilleme" adına fırlatılan füzeler bu coğrafyaya huzur getirir.
Çözüm hava operasyonlarında deği, terkedilen müzakere masasında. Cenevre'deki diplomatik süreç, tıkanmış bile olsa yeniden başlatılmalıdır.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol