Trump Obama'nın Suriye politikasını bitirdi

  • GİRİŞ27.08.2026 09:02
  • GÜNCELLEME27.08.2026 09:02

Suriye'de yaklaşık on yıldır Türkiye ile Amerika arasında kriz oluşturan dosyalardan biri Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda kapandı. Mazlum Abdi kameraların karşısına geçti ve SDG'nin bağımsız askeri güç olarak sona erdiğini açıkladı. Bir dönem Suriye'nin kuzey ve doğusunun geniş bölümünü kontrol eden, kendi güvenlik teşkilatını ve idari yapısını kuran SDG artık bağımsız bir ordu değil. Silahlı unsurları Suriye ordusuna katıldı. Petrol ve doğal gaz sahaları, sınır kapıları ve sivil kurumlar merkezi devletin kontrolüne geçti.  Türkiye açısından bunun anlamı açık. Yıllardır güney sınırında kurulmasına karşı çıktığı bağımsız silahlı yapı sona erdi. Çatışmasız, kusursuz bir zafer.
Olayın Washington açısından çok daha ilginç bir tarafı bulunuyor. Çünkü SDG'nin kurulmasını sağlayan Amerika ile bugün SDG'nin bağımsız varlığının sona ermesini destekleyen Amerika aynı ülke... Ne mi değişti? Beyaz Saray'daki siyasi akıl.

MCGURK DOKTRİNİ ÇÖKTÜ
Bugünkü tabloyu anlamak için 2014 ve 2015'e dönmek gerekiyor. Radikal gruplar Kobani'ye ilerlediğinde Obama yönetimi Suriye'de örgüte karşı savaşabilecek yerel bir kara gücü arıyordu. Pentagon'un Suriyeli muhaliflerden oluşturmayı planladığı eğit-donat programı başarısız olmuştu. Washington bunun üzerine YPG ile sahada kurduğu ilişkiyi genişletti ve 2015'te SDG ortaya çıktı. Bu politikanın Washington'daki en önemli savunucularından biri Brett McGurk'tü. Obama döneminde terörle mücadele özel temsilciliğini yürüten McGurk, Mazlum Abdi ile doğrudan ilişki kurdu. Washington açısından formül oldukça kullanışlıydı: Amerikan askerlerini büyük sayılarda sahaya indirmeden savaşabilecek yerel bir kara ordusu oluşturulmuştu. Fakat Ankara başından beri başka bir yere bakıyordu. Türkiye'nin itirazı ayrılıkçı silahlı militanlarla mücadele edilmesine değildi. Washington'ın PKK ile bağlantılı gördüğü YPG'yi ağır biçimde silahlandırarak geçici bir askeri ortaklığı kalıcı siyasi ve askeri yapıya dönüştürmesiydi.

BIDEN STATÜKOYU KORUDU
Trump ilk başkanlık döneminde Amerikan askerlerini Suriye'den çekmek istediğinde kendi bürokrasisi içerisinde ciddi dirençle karşılaştı. McGurk karara tepki göstererek görevinden istifa etti. Biden iktidara geldiğinde ise yeniden Beyaz Saray'a döndü ve Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Ortadoğu koordinatörlüğünü üstlendi. SDG modeli de yaşamaya devam etti. Amerikan askerleri kuzeydoğu Suriye'de kaldı. SDG, Washington'ın terörle mücadelede temel yerel ortağı olmayı sürdürdü. Şam ülkenin önemli petrol ve doğal gaz kaynaklarını kontrol edemiyor, Türkiye sınırının önemli bölümünde merkezi devletin ordusu bulunmuyordu. ABD açısından yönetilebilir bir statüko ortaya çıkmıştı. Türkiye açısından ise sınırında kalıcılaşan bir güvenlik problemi vardı.

Trump'ın ikinci döneminde bu denklem değişti. Esed devrildi. İran'ın Suriye'deki ağı çöktü. Şam'da merkezi yönetim kuruldu. Ve Washington ilk kez şu soruyla karşı karşıya kaldı: Güvenliği Şam sağlayabiliyorsa SDG'ye neden bağımsız bir ordu olarak ihtiyaç var? Trump yönetiminin verdiği cevap bugünkü sonucu hazırladı.


TRUMP SDG'YE “MİSYONUN BİTTİ” DEDİ
Tom Barrack'ın geçtiğimiz aylarda kullandığı ifade aslında Amerikan politikasındaki değişimin özetiydi. SDG'nin “asıl kara gücü” olma rolü büyük ölçüde sona ermişti. Çünkü Washington'ın artık çalışabileceği bir Suriye hükümeti vardı. Ocak ayında Şam güçleri kuzeydoğuya ilerlediğinde ABD'nin davranışı daha da önemliydi. Washington yıllardır desteklediği SDG'yi Şam'a karşı askeri olarak korumadı. Hükümet güçları Rakka ve Deyrizor'u aldı, Arap aşiretleri SDG'den ayrıldı ve örgütün pazarlık gücü hızla çözüldü. 
Ardından anlaşma geldi. Petrol, sınır kapıları Şam'a geçti. Silahlı birlikler Suriye ordusuna girdi. SDG'nin bağımsız komuta yapısı sona erdi. 


İSRAİL NEDEN BU TABLODAN RAHATSIZ?
Burada denkleme İsrail giriyor. İsrail'in SDG'nin feshedilmesine açık biçimde karşı çıktığını söylemek için elimizde yeterli veri yok. Fakat Tel Aviv'in yeni Suriye düzenine ilişkin kaygıları artık gizli de değil.. Çünkü İsrail açısından problem giderek SDG'nin geleceğinden daha büyük hale geliyor: Şam güçleniyor. Baas döneminde İsrail'in Suriye'deki temel güvenlik problemi İran ve Hizbullah'tı. İran'ın askeri altyapısı, silah sevkiyatları ve Suriye üzerinden Lübnan'a uzanan lojistik koridor İsrail'in yıllarca vurduğu temel hedeflerdi. Esed'in devrilmesi İran açısından ağır bir stratejik kayba neden oldu. 
Normal şartlarda bunun İsrail için rahatlama sağlaması beklenirdi fakat ortaya başka bir Suriye çıktı. Türkiye'yle yakın çalışan, Washington tarafından desteklenen, ordusunu yeniden kuran ve ülkenin parçalanmış bölgelerini yeniden Şam'a bağlamaya başlayan bir devlet. SDG'nin feshi bu sürecin en büyük adımlarından biri. Şam artık kuzeydoğuyu ve petrol kaynaklarını geri alıyor, sınırlarını kontrol ediyor. Ve Türkiye bu süreci destekliyor. İsrail'in rahatsızlığı tam burada büyüyor.

Yorumlar3

  • İNANMAM 29 dakika önce Şikayet Et
    Vardır başka planları...
    Cevapla
  • Kenan 42 dakika önce Şikayet Et
    Memleket için hayırlı olur ins
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Kaan 55 dakika önce Şikayet Et
    Ellerinize sağlık
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat