Rusya’yı titreten Selahaddin

  • GİRİŞ10.12.2015 11:34
  • GÜNCELLEME10.12.2015 11:35

Kılıçlar çekildi.

Karşılıklı hamlelerle ipler her geçen gün daha da geriliyor.  

Kimin ne kozu varsa onu masaya sürmekten çekinmediği bir dönemden geçiyoruz. 

Jet krizinde Türkiye, Putin’in ‘ergen tehditlerine’ Türk Akımı’nı rafa kaldırarak yanıt verdi.

Ve şimdiye kadar Kremlin’den ciddi bir misilleme gelmedi.

Görünen o ki Moskova’nın eli Ankara kadar güçlü değil.

Eğer Türkiye’nin Doha, Riyad ve Erbil ile oluşturduğu ‘Erdoğan Paktı’, yeterince güçlü olmasaydı Rusya’nın emperyal ihtiraslarını ‘terörle savaş’ adı altında coğrafyamıza dayatma projesini çökertemez ve bölgedeki statükoyu derinden sarsamazdı. 

Gerçekten de Türkiye’nin angajman hamlesi, Rusya’nın ‘küresel ve nükleer güç’ telkininin bir illüzyon olduğunu ortaya çıkardı.

Öyle anlaşılıyor ki  ‘Moskova-Tahran ekseni’ ABD’nin örtülü desteğine rağmen Türkiye önderliğindeki bloğu durdurmakta bir hayli zorlanıyor.  

Deyim yerindeyse Erdoğan’ın etrafında konumlanan Kürt ve Arap cephesinin manevraları, ABD’nin 2011’den beri yatırım yaptığı Rus-Acem projesini adeta felç etti.

Unutmayalım!

Türkiye sert blokajdan kaçınsaydı, bugün Arap dünyası ile Kürtlerin bir kesimini ‘Rus-Acem nüfuz sahasına terk etme stratejisi’ çoktan amacına ulaşmış olacaktı.

Fakat Mısır, Suriye ve Yemen ile Rojava’yı (Suriye Kürtleri) İran ve Rusya’ya endeksleme senaryosunu ilk fark edip buna itiraz eden Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu.

Daha Nisan ayında “İran’ın bölgeyi domine etmesine izin vermeyeceğiz” diyerek Türkiye’nin yeni stratejisini belirledi.

Bütün bu gelişmelerin bize gösterdiği şey, İran’dan sonra Rusya’nın da Türkiye’yi durduramayacağı gerçeğidir.

Nitekim bu olguyu sezen Amerikan yönetimi, ivedilikle Rojava’da yeni bir askeri üs açma kararı aldı. 

Pentagon’un hazırlığını yaptığı hava üssü, Haseke’ye bağlı petrol zengini Rimelan’da yer alacak.

TEK KURTULUŞ REÇETESİ

Bu konjonktürde, ABD’nin yalnız bıraktığı Körfez ülkeleri ile kullanılıp atılan Kürtler için Erdoğan’ın izlediği siyasetten başka bir kurtuluş reçetesi yok.

Şurası açık ki İran ve Rusya’nın bölgedeki yükselişinden rahatsız olan Körfez ülkeleri için tek can simidi Erdoğan.

Erbil’in Ankara ile yaptığı kader ortaklığını da bu bağlamda okumak lazım. 

Bu nedenle ABD, Rusya ve İran’ın stratejisine ters düşse de Erdoğan ve Barzani, bölgeye dair ortak vizyonlarından şimdiye kadar hiç taviz vermedi.

Nitekim dün Ankara’ya gelen Mesud Barzani’nin geçen hafta Körfez turuna çıkması dikkat çekiciydi.

Suudi Kralı Salman, 1 Aralık’ta veliaht prens Muhammed bin Naif ve yardımcısı Muhammed bin Salman dâhil 20 prensle birlikte Barzani’yi kraliyet yemeğinde ağırlamıştı.

Salman’ın Türkiye’nin Musul’a yüzlerce asker ve tankla girmesinden dört gün önce Barzani onuruna verdiği muhteşem ziyafet, aynı zamanda Tahran ve Moskova’ya da açık bir mesajdı.

Ve Suudilerin Kürt siyasetine artık müdahil olacaklarının net bir işaretiydi.

Zaten o ziyarette Riyad, bunun göstergesi olarak Erbil’e konsolosluk açma kararını da açıklamıştı.

Diplomasi trafiği ve bloklaşma eğilimleri bize Türkiye liderliğinde şekillenen yeni bir paktı da haber veriyor.

Bu paktın temel hedefi ise, küresel sistemin tahkim etmek istediği ’1918 Mondros’ patentli emperyal dizaynı ortadan kaldırmak. 

Türkiye, Musul’a asker gönderme stratejisi ile Irak ve Suriye Kürtlerini, Rusya ve İran’ın denetiminden kurtarmayı; Katar’da kuracağı üsle de Tahran’ın Körfez’deki etkisini kırmayı amaçlıyor.

Daha geniş perspektiften bakıldığında ise Suriye krizi, bölgesel aktörlerin stratejilerini de aşan karmaşık bir küresel soruna evrilmiş durumda.

Soruna bu açıdan yaklaşıldığında karşımıza, Ukrayna ve Hazar’dan Aden’e; Mısır’dan Doğu Akdeniz ve Basra Körfezi’ne uzanan coğrafyada giderek şiddetlenen amansız bir enerji kaynaklarına hakim olma savaşı çıkıyor.

Bu mücadele, Rusya ve Batı dışında Hazar, Orta Asya, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki gaz ve petrole bağımlı olan Hindistan, Çin ve Japonya’yı da yakından ilgilendiriyor.

Şüphesiz, ABD’nin kendi içinde çelişen hedeflerle dolu bir politika izlediği bu kritik dönemde, Erdoğan’ın omuzlarında ‘tarihi bir hesaplaşmanın yükü’ olduğunu idrak etmek lazım.

 

yazının devamı için tıklayınız

 

Yorumlar3

  • Vahit 12 12 2015 10 yıl önce Şikayet Et
    Mükemmel bir analiz çok sağolun inşallah bütün müslüman dünyası ve yöneticileri uyanır ve bu oyunları bozar
    Cevapla
  • Mehmet 10 yıl önce Şikayet Et
    Gerçekten aydınlatıcı oldu, kaleminize sağlık.
    Cevapla
  • ŞAHİN 10 yıl önce Şikayet Et
    Tespit doğru, Allah anlamayan ve anlamak istemeyenlere de anlama şuuru versin
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat