‘Jetten idama’ Ortadoğu’da krizler çağı
- GİRİŞ07.01.2016 09:53
- GÜNCELLEME07.01.2016 09:53
Bakmayın siz ‘patladı’ deyişimize.
Hiçbir kriz durduk yerde nüksetmez.
En küçüğünden en büyüğüne bütün krizler, ilişkilerdeki kırılmanın yol açtığı basınçla bir noktadan sonra ‘infilak’ eder.
Saflar netleşir ve niyetler belli olur.
Riyad ve Tahran arasındaki infiale kadar da olgu (vakıa) aşikârdı sadece olay (vak’a) bilinmiyordu.
Bu anlamda Riyad’ın geçen Cumartesi Şii bir din adamıyla birlikte 47 kişiyi idam etmesinin bölge siyasetinde yol açtığı deprem pek de sürpriz olmadı.
Çünkü Yemen’de Eylül 2014’te meydana gelen İran destekli Husi darbesinden sonra, karşılıklı kılıçlar çekilmişti.
Şimdi herkes krizin ardından ne yapılacağı ve bunun nelere yol açacağını konuşuyor.
Burada hemen mezhepler arası çatışmalar (Şii-Sünni) ile Arap-Fars gibi bölgesel ya da Suudi-İran gibi iki devlet arasındaki savaş seçenekleri dillendiriliyor.
Şurası açık ki ABD’nin izni olmadan bir savaşın çıkma olasılığı çok zayıf.
***
Çünkü krizden ne Tahran ne de Riyad fayda elde edebilecek konumda.
1979’daki İran Devrimi’nden sonra emperyal proje neticesinde tehdit algıları revize edilip düşman haline ge(tiri)len iki aktörün şu anki yeni rollerini oynama dışında bir seçenekleri yok.
ABD’nin geçen yıl İran ile imzaladığı nükleer barışın Riyad’da nasıl bir hayal kırıklığına yol açacağı biliniyordu.
Emperyal sistemin İsrail ile birlikte Ortadoğu’daki en önemli payandası olan Suudi rejimi, İran’ın öne çıkmasıyla eski ağırlığını kaybetti.
Yemen krizi ve ABD’nin Tahran ile 14 Temmuz 2014’te imzaladığı nükleer anlaşmadan sonra Riyad’ın izlediği proaktif siyaseti, bir yerde Ortadoğu’daki post-Amerikan dönemine uyum gayreti veya ‘beka kaygısı’ olarak okumak lazım.
ABD’nin bölgeyi tek başına dizayndan vazgeçip Rusya ve İran’ın önünü açmasının Arabistan’ı nasıl öfkelendireceği hesaplanmıştı.
Mezhepçilik gibi görülen çekişme aslında jeo-politik kaygılara ve büyük aktörlerin bölgedeki stratejilerine hizmet ediyor.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol