Aydınlarımızın ‘alçak siyaseti’
- GİRİŞ28.02.2016 16:38
- GÜNCELLEME28.02.2016 16:38
Türkiye’nin dış politikası üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a saldıranlar kervanına hükümete yakın ‘aydınlar’ da katıldı.
Erdoğan’ın ‘aydın müsveddeleri’ dediği zümreye muhafazakâr isimlerin de dahil olması elbette trajik bir görüntüye yol açıyor.
Sorun, Erdoğan’a ayar vermeye kalkanların eleştirileri değil.
Asıl mesele, meramlarını ‘paranoyakça’ ve ‘manyakça’ bir söylemle ifade etmeleridir.
Gerçi bu retorik, konuşanların kalibresi hakkında zaten fazla söze hacet bırakmıyor.
Fakat her şeyin sonuna kadar söylenmesi gereken bir dönemden geçiyoruz.
O yüzden konuşmak ve yazmak lazım.
Tam 13 yıl AK Parti medyasını yöneten triodan biri, Cumhurbaşkanı’nın ‘üst akıl’ söylemini ‘paranoyaklık’ diye niteliyor.
Diğeri ise dış politikamızı, “Yeter ya! Batırdılar memleketi. Suriye'de hata yaptık, Mısır'da hata yaptık! ‘Sıfır Sorun’ politikası fikir olarak süper ama romantik. Jölelilerle, şunlarla, bunlarla gaz veriyorlar. Manyak mısın sen! Avrupa Birliği ile ilişkileri neden donduruyorsun?” diye isyan ediyor.
Şimdi ‘alt aklın’ bu temsilcilerine soralım?
Suriye-İsrail görüşmelerinde arabulucuk yapan Türkiye’nin ayağının altındaki halıyı kim çekti?
O zaman sırtı sıvazlanan Türkiye, bağımsız politika izlemeye başlayınca neden hedef seçildi?
Tahran ile nükleer takas anlaşmasına karşı ayağa kalkan Batı dünyası, neden şimdi İran ile can ciğer kuzu sarması.
Ortadoğu siyasetinde dansözlere taş çıkartan AB ve ABD’nin kıvırmalarının faturası neden ülkemize kesiliyor?
Batı’nın ikiyüzlülüğü yerine hangi hakla Türkiye’yi sigaya çekiyorsunuz?
Sanki dünya aynı kaldı da Türkiye durup dururken değişti.
Karşımızda ekseni darmadağın, prensip ve değerlerini ayaklar altına alan darbeci Batı varken neden Türkiye’yi “eksen kayması ve yalnızlaşma” gibi müstağrip kavramlarla vuruyorsunuz?
Ve siz hangi arada narkotik etkisi yüksek bu emperyal kavramların bağımlısı haline geldiniz?
Pejoratize ettiğiniz o ‘sıfır sorun’ stratejisinin diyalektik yani çatışmaya ayarlı sömürgeci aklın panzehiri olduğunu fehmedemiyor musunuz?
***
Eğer önyargılarınızı aşabilseydiniz, Türkiye’nin çok kutuplu yeni dünyada artık müttefik eksenli dış politikadan konjonktürel bir stratejiye doğru yöneldiğini de görürdünüz.
Fakat bu tavır, kişisel bir tepkiden çok kültürel bir rahatsızlığın semptomudur aynı zamanda.
Çünkü Türkiye’nin en büyük açmazı, ufku ‘alçak siyaset’in çıkar dünyasıyla sınırlı aydın sorunudur.
Bu kalem erbabı, belki de ilk kez sadece gelecek seçimler yerine gelecek nesilleri düşünen bir devlet adamıyla karşılaşmanın dilemması içinde.
Şundan emin olun, Erdoğan bir ‘siyasetçi’ olduğu için tepki görmüyor.
İç ve dış saldırıların asıl nedeni Erdoğan’ın bir devlet adamı gibi davranmasıdır.
Ülkesi ve halkını kurban vermemesidir.
***
Unutmayalım.
1832 tarihli ‘Savaş Üzerine’ adlı eserinde Prusyalı askeri teorisyen Carl von Clausewitz’in ‘duygu, imkan ve rasyonalite’ ile tanımlanan ‘paradoksal üçlemesi’ni şu an en etkili kullanan bir lider konumunda Erdoğan.
“Duyguyu yani halkı; imkânı yani yumuşak ve sert güç unsurlarını; rasyonaliteyi yani liderlik stratejisini” ustaca harmonize edebiliyor.
Bu yüzden hükümete odaklanan ‘alçak siyaset’ (vaziyeti idare) yerine devlete yönelen ‘yüksek siyaset’ (idareye vaziyet) anlayışını temsil ediyor.
Oysa bizim aydınlar çıkarcı, partizan, ideolojik, imtiyaz müptelası siyasetçiye aşinadır.
Kayırmacılığı, patronajı, oy için seçim bölgelerine saçılan paraları, muhabbet tellallığını, yapmacıklığı ve retorik karartmaları bir düşünün!
The Devil’s Dictionary/Şeytanın Sözlüğü’nde Ambrose Bierce bu alçak siyasete destek veren aydınların tavrını “ilkelerin rekabeti kılığına gizlenmiş bir çıkarlar çatışması” diye tanımlar.
Henry Adams’a göre de “nefretin sistematik örgütlenmesi”dir alçak siyaset.
Hâlbuki devlet adamının siyaseti olması gerekendir yani normatiftir.
Alçak siyaset şimdiye, buraya ve yakın geleceğe odaklanırken devlet adamının stratejisi uzun vadelidir.
Erdoğan’ın 2023 ila 2073 ve ‘dünya beşten büyüktür” söylemlerini hatırlayın.
Bu anlamda devlet adamının yönetimi, diplomasiden de hükümet etmekten de daha fazlasıdır.
İlahiyatçı William Alger’in ifadesiyle devlet adamının asıl görevi “bir ulusu/devleti olduğundan olması gerekene dönüştürme işi”dir.
İşte Erdoğan, ‘manyakça’ bir gayretle “Türkiye’yi olması gerekene dönüştürmeye çalıştığı için” her kesimden aydın ve her tür alçak siyasetçinin oklarına hedef oluyor.
Yorumlar2