Akla en gelmeyen şey başa gelirmiş…
- GİRİŞ11.07.2016 09:45
- GÜNCELLEME11.07.2016 09:45
Bu aktörlerin verdiği gazla zafer sarhoşluğuna kapılan “The Cemaat” ile PKK gibi “terörize piyonları” ise hezimete uğrattı. Bu üç ülke ve iki terörist yapıya, 2011'den sonra bütün gücüyle Türkiye'ye karşı mevzilenen İran'ı da dâhil etmek lazım.
Türkiye, haddini aşan Tahran'a da Suriye ve Irak'ta gereken dersi layıkıyla verdi. Ve geldiğimiz noktada ülkemize istikamet vermeye çalışanlar baltayı taşa vurduklarını anladı.
Türkiye'yi “by-pass” edemeyeceklerini gördüler. Çünkü Filistin, Mısır, Libya, Irak ve Suriye'de gösterdiğimiz milli kararlılığın, Yeni Türkiye'yi de korumak anlamına geldiğini unutmayalım.
Erdoğan'ın dik duruşu, bir bakıma Ortadoğu'da oynanan jeo-politik oyunun kurallarını da yeniden belirledi. Şu anda ise yeni bir konjonktürel uzlaşıya varıldı.
Hem İsrail, Rusya, ABD ve İran, hem de Türkiye ilişkilerini karşılıklı olarak yeniden revize etme kararı aldı. Kaybedenler ise üst aklın “Erdoğan'sız Türkiye projesi”ne şartlandırılan “The Cemaat” ve PKK gibi taşeron yapılarla Pavlovcu muhafazakâr elitler oldu.
***
Oysa küresel aktörlerin Yeni Türkiye'ye karşı başarı elde etmeleri imkânsızdı. Zaten, her tür terörist yöntemle Suriye, Irak, Libya veya Mısır'da özgürlüğe aç bir halk yerine despot rejimleri destekleyen aktörlere karşı Türkiye hem ahlaki hem reel-politik açıdan hep daha üstün bir konumda oldu.
Nitekim ABD, İsrail ve Almanya gibi ülkelerin Gezi'den bu yana devreye sokmadığı çirkin tezgah kalmadı. Ama hiçbiri de Erdoğan'a destek veren Anadolu halkının iradesini kıramadı.
Bu anlamda, Türkiye'ye yönelik kirli savaşta ABD'nin eski Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice'ın Haziran 2006'da Tel Aviv'de ilan ettiği Yeni Ortadoğu siyaseti bir dönüm noktasıydı. Bu açıklama ile ABD “Büyük Ortadoğu” politikasını kavramsal olarak terk etti. Bölgedeki öncelikli ortak, artık Türkiye değil İsrail olacaktı.
Ayrıca bu değişiklik ile Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattının açılışının çakışması da ilginçti. Enerjide istediği hedefe ulaştığını düşünen ABD, Hazar'dan Aden'e uzanan coğrafyada Türkiye yerine bundan sonra İsrail ile hareket edeceğini ilan ediyordu.
Zaten Yeni Ortadoğu projesi de o yılki Lübnan Savaşı ile başlatıldı. Nitekim kısa bir süre sonra da Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesi sağlandı.
***
Bütün bu hamlelere Türkiye, anında cevap vermeye başladı. Erdoğan 2007'de dış politikada önceliğin bundan sonra AB ile ilişkiler değil Ortadoğu ve Irak olacağını ilan etti.
Ardından İran ile yakınlaşma sürecine girildi, 17 Mayıs 2010'da Tahran ile nükleer takas anlaşması imzalandı. İsrail ve ABD ise bu çıkışa 14 gün sonra 31 Mayıs 2010'daki Mavi Marmara katliamıyla karşılık verdi.
Bütün bu gelişmeler, İsrail ve ABD ile Türkiye arasında başlayan yeni savaşın işaret fişekleriydi. 2011'e kadar devam eden sınırlı ve örtülü savaş, 2013'teki Gezi kalkışmasıyla artık açıktan ve bütün cephelerde yürütülmeye başlandı.
Ve geldiğimiz noktada “Obama doktrini” çökerken ABD'nin politikaları iflas etti. İsrail de 2010'dan sonra bölgesinde hiç olmadığı kadar yalnızlaşırken tarihinde ise ilk kez bir ülkeden özür dilemek zorunda kaldı. ABD eğer İsrail'i değil de Türkiye'yi yanına alabilseydi Avrasya ve Asya-Pasifik'te Çin ve Rusya'ya karşı bozguna da uğramayacaktı.
***
Türkiye karşısında benzer bir bozguna uğrayan ülkelerden biri de Rusya oldu. Suriye'de demokratik bir hükümetin kurulmasını savunan Türkiye'ye karşı cepheye sürülen Rusya da azınlık iktidarına destek vererek, gerçek yüzünü gösterdi.
Kırım'ı aldıktan sonra özgüveni tavan yapan Rusya, “hayati çıkarları” olduğunu iddia ettiği Suriye'ye de girdi. Oysa Kremlin'in asıl amacı Türkiye'nin frenlenmesiydi. Ancak Rusya'ya gereken yanıt kısa sürede verildi. Türkiye, Putin'in Tahran'daki gövde gösterisinden bir gün sonra (24 Kasım) Rus jetini düşürerek Moskova'nın yenilmezlik imajını yerle bir etti.
Halep'i alarak Esed'i Suriye'nin yüzde 80'ine hâkim kılmaya çalışan Tahran ve Moskova, projelerini hayata geçiremedi. Nasıl ki Riyad Suriye'de daimi bir İran nüfuzu istemiyorsa Türkiye de güneyinde (Rojava'da) daimi bir Rus etkisine rıza gösteremezdi. Yoksa bu ülkemiz için jeo-politik bir intihar olurdu.
Ve şimdi geldiğimiz aşamada Suriye'deki savaştan kimse galip çıkamadı. Rakiplerimiz güç kaybederken bir tek Türkiye itibar kazandı.
Çünkü Suriye'de rakiplerimizin aklına en son gelen şey başlarına geldi. O da Yeni Türkiye'nin sonuna kadar direnmesiydi.
Yorumlar1