Bekaroğlu'nun Evren'den farkı!
- GİRİŞ12.11.2010 16:15
- GÜNCELLEME12.11.2010 16:15
Türkiye'de siyasete iki türlü bakış açısı var. İkisi de içinde arızalar barındırıyor. İlki siyaseti, kastın üst katmanlarına mensup kimselerin yapabileceğini düşünen seçkinci yapı.
Daha çok Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde ve Demokrat Parti'nin iktidar yıllarında kendilerini belli ediyorlardı. 'Ağzı çorba kokanlar'ın ülke yönetiminde söz sahibi olmasını hiçbir zaman kabullenmediler. Sadece zamanla seslerinin seviyesi düştü ve sayıları epey azaldı. Günümüzde 'Çobanla filancanın oyu bir mi?' mukayesesi ile ortaya çıkanlara; bir de halkın tercihini aşağılamak için 'göbeğini kaşıyan adam' ve 'bidon kafa' gibi nitelemeler yapanlara rastlanıyor.
İkinci yaklaşım ise siyaseti aşağılayan tavır. Siyaset kurumuna güvenmeyen ve politikacılara 'at hırsızı' muamelesi çeken kesimin özde birincilerden pek farkı yok. Aslında 'kaçan ciğere kötü diyenler' olarak sınıflandırabiliriz. Politik arenada etkinliği kaybedince bürokrasi kalelerine sığınan, statüko savunucuları bu cenahta. En meşhur yalanları 'ballı' emeklilik. Öyle propaganda yaptılar ki, halk, milletvekillerinin iki yılda süper emekli olduğunu sanıyor. Hâlbuki her vatandaş kadar gün doldurmak ve prim ödemek zorundalar. Parlamento'da iki yıllarını doldurduklarında vekil emekliliğine hak kazanıyorlar. O da başbakanlık müsteşarına eşitlenmiş bir emeklilik. Böyle onlarca çarpıtma örneği yazabiliriz. Bunların amaçları, siyaseti tukaka gösterip, bürokrasinin hukuk dışı müdahalelerini meşrulaştırmaktır.
Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
(Bülent Korucu - Zaman)
Yorumlar1