Bir şair daha karısı tarafından öldürüldü

Ülkemiz belki de dünyamız bir edebiyat ustasını henüz doğmadan geçen hafta kaybetti. Üstelik çok yakın bir arkadaşımdı. Gözleri kimsenin gözlerine benzemiyordu, herkesten daha şişmandı, yanakları kırmızı kırmızıydı.

  • GİRİŞ16.09.2013 09:38
  • GÜNCELLEME16.09.2013 15:38

"Şikeyi savunsana." diyordum ama bir türlü ikna edemiyordum kendisini. "Şike yapmak sandığın kadar kötü değil" dedikçe içinde kıpırtılar oluyordu. Ama insanlar ne öğrenirse doğru olanı o sanıyorlar. Beni suçluyordu ben "şike güzeldir!" dedikçe. "Yani bak!" diyordum, para kazanan oğlunu diğer oğullarından daha çok seven anneler sofra kurarken ona özenli davranır; bu bir şikedir. Sınıfta öğretmenler uslu ve mahzun çocuklara not verirken daha cömert davranırlar; bu da bir şikedir. Kitabı yeni çıkmış bir şair düşün diyordum. Eğer dergilerde, gazetelerde, radyolarda tanıdıkları varsa kitabını tanıtırlar; bu tanıtım şekli de şikeye girer diyordum. "Bir sigara içmekten bile ar eden adamdan şair olmaz Hasan" dedikçe şiirlerini övüyordu her seferinde. Oysa ona şunu hiç söyleyemedim: İnsanın göbeği varsa ne şair ne de evliya olabilir.

Şairdi arkadaşım. Hayatla barışık, başından hiçbir kötü hadise geçmemiş, memur olduğundan beri para biriktiren, biriktirdiği parayla internetten ikinci el araba satan siteleri gezecek kadar dünyaya sığıyordu. Dergâh Dergisi'nin ismini geçen sene ilk benden duydu;  30 yaşında. Bu kadar da bihaberdi edebiyat dünyasından.

Hasan ile üç yıl önce tanıştık. Benim şiirle, otelcilikle, 2. el ucuz eşya pazarıyla, veterinerlikle, bilişim sektörüyle ilişkim olduğunu duyunca kitap bastırmak istediğini dile getirdi ama ben ciddi olduğunu hiç düşünmedim. Bir heves sanıyordum kitabını yayınlatma isteğini. Öğretmenler Günü dolayısıyla vazife yaptığı okulda düzenlenen gecede şiirlerini okuduğunu anlatmıştı. "Bülent, 40 kadın vardı, 40'ı da ağladı ." diyordu. Özellikle "Annem" şiirini okuduğunda salonda mendiller ıpıslak olmuş. O an çocukları ağlayan anneler bile sadece kendi gözyaşlarıyla ilgileniyorlarmış. Ben her zamanki gibi tasdik eder görüntümle kafamı sallayıp duruyordum. Her kafa sallamak inanmak demek değilse de Hasan'a inanmaktan başka bir şey gelmiyordu elimden. Şair ve ikinci el oto pazarlarını gezmekten bıkmayan Hasan.

Bir gün Üsküdar'a elinde şiir dosyasıyla geldi. "İşte şiir dosyam" dedi. "Bu kitabı bastırırsan çok sevinirim Bülentçiğim!" Bülentçiğim nezaket ve samimiyet ifade eden bir tabirdir. Sık sık duymadığım için sadece bu söz için bile olsa kitabı bastırmaya karar verdim. Başladım neler yapılması gerektiğine: Şiirlerin tashih edilecek, şiirlerin için sayfa tasarımı yapılacak, bir arka sayfa kapak yazısı lazım, bir özgeçmiş, bir de kapak tasarımı. Hasan bunlardan hiçbirini duymadığı için öylece bakıp duruyordu yüzüme. Yaparsın sen Bülentçiğim!

Yaptım da zaten. Mesai arkadaşım olmamasına rağmen ne zaman bilgisayarlık bir işim olsa kapısını çaldığım Yılmaz'a anlattım durumu. Her sayfa tasarımcısı gibi asık suratla "Yine mi bir iş çıkardın?" der gibi baktı suratıma. Muhasebecilerin, insan kaynaklarında çalışan personelin ve bilgisayar teknisyenlerinin suratları nedense çok asık olur. Biri parayla yaşadığı sorunlardan sanırım, diğerleri ise ekranla çok uğraşmaktan. Ne yapıp edip bütün istediklerimi yaptırdım. Hasan muhtemelen ben onları yaptırırken TOKİ'den nasıl ikinci bir ev daha alırım diye uğraşıyordu. En son matbaacı arkadaşım Enes'i arayarak kitabın maliyetine dair fiyat aldım. Enes, yine piyasanın altında fiyat verdi. Sahi ben kimden fiyat alsam sürekli piyasanın altında fiyat veriyorlar bana. Esnaf ve zanaatkârlar odasına kayıtlı insanlar arasında çok itibarım var. Annem görse benimle kesin gurur duyardı. Oğlum, derdi; ne zaman işi düşse esnaf ve zanaatkârlara piyasanın altında fiyat alıyor! Ee, anneciğim o kadar da olsun.

Hasan'ı aradım. Tam o esnada halı sahada maç yapmaya gidiyormuş. "Bak  Hasan, şairler halı sahada futbol oynamaz! diyemeden "hallettin mi?" kitabı diye sordu. 1.000 TL vereceksin ve 1000 tane alacaksın kitaplarından. Her şey piyasanın altında Hasancığım.

Üç gün oldu ses yok, dört gün oldu ses yok, bir hafta oldu ses yok. Aradım benim şair Hasan'ı. "Hasan matbaadan aradılar. Kâğıt parası istiyorlar." Hasan hayatında hiç bu kadar mahcup olmamıştı sanırım. Bülentçiğim, inan arayamadım ama sana karşı çok mahcubum. Bizim hanım kitap bastırmamı istemiyor! İnan çok kızdı, bir haftadır aramız bozuk! Diyor ki; "bu sene beni tatile götürmeye söz vermiştin."

Bir şair daha karısı tarafından öldürülmüştü.

SIKILDIM

*Herkesin konuşurken çok dürüst olması beni ziyadesiyle sıkıyor.

*Söz verip o sözünü yerine getirmediğinde "hakkını helal et" diyen müminlerden hiç hoşlanmıyorum.

*Şikeyi savunmama kızanlardan da sıkıldım.

*Uykudan ve yemek yemek mecburiyetinden fazlasıyla.

*Son otuz yıldır canım gerçekten çok sıkılıyor.

KİTAP ÖNERİSİ

Ahmet Büke, Mevzumuz Derin, On8 Kitap

Ufuk Akbal, Sağcılık Şiirleri, Dedalus

Münir Üstün, Arka Direkte Kendini Unutturmak, Profil Yayıncılık

Süheyl Ünver, Edirne Defterleri, Kubbealtı Yayıncılık

Ahsen Yalvaç, Türk Sineması ve Arabesk, Agora Yayınevi

Nurettin Topçu, Türkiye'nin Maarif Davası, Dergâh Yayınları

Bülent Parlak

izdiham@gmail.com

twitter: bulenttparlak

Yorumlar3

  • yedidağınaslanı 8 yıl önce Şikayet Et
    ŞAİRLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ. "Yunus öldü deyu sala verirler..."
    Cevapla
  • yunus ata 8 yıl önce Şikayet Et
    Hayırlı Olsun. Bülent Bey yeni köşeniz hayırlara vesile olur inşallah. Tebrik ediyorum.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Lami Günay 8 yıl önce Şikayet Et
    Yüreğine sağlık.... İftar sonrası içilen çay tadında yazını keyifle okudum. yüreğine sağlık.
    Cevapla Toplam 9 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat