Mesele Lost değil yeğen!

  • GİRİŞ24.05.2010 10:22
  • GÜNCELLEME24.05.2010 10:22

İki kanallı günlere geçeli birkaç yıl olmuştu. Kumanda aleti henüz hayatımıza girmemişti. Ailenin en genç üyelerinin, ‘’grundik’’ ya da ‘’pilipis’’ marka televizyonun üstündeki ikisi ‘’karınca veren’’ 4 tuştan ikisine basarak TRT 1 ya da TRT 2 açmak misyonuyla görevlendirildiği yıllar. Henüz kardeşler arasına ‘kanal kavgası’ girmeyen yıllar…

Canımın içi ablam evimize ziyarete gelmiş. TRT’nin ısrarla ‘’Zenginler de Ağlar’’, ama ahalinin ısrarla ‘’Maria’’ dediği dizi yakınlarda bitmiş. Onun yerine birkaç aydır fırtına gibi esen bir dizi var televizyonda. Bu dizilerin adeti olduğu üzere, oyunculardan birinin konuşmasından sonra, diğer oyuncunun cevap vereceği 2-3 dakikaya kadar olan karşılıklı bakışma anındaki boşlukta bir ara sıkılıp kalkıp diğer tuşa basacak olduğumda ablamın verdiği tepkiyi unutamıyorum.

Genç nesil bilmez ama ‘yakından kumanda’,  uzaktan kumanda gibi pille çalışmazdı, yalvarmayla çalışırdı. Ablam da çaresiz, yalvarmaya başlamıştı. ‘Kahramanların sırları ortaya çıkıyor. Dizinin artık son bölümleri, ne olur’ diye yalvarması üzerine, tekrar kanalı değiştirmiştim.

Geçenlerde televizyonda ‘zap’ yaparken denk geldiğim bu dizi, önce yüzümde geniş bir tebessüme sebep oldu. Sonra, 1989 yılı Ekim ayında, ‘Dizinin sonuna geldik, son bölümler’ diyen ablam aklıma geldi, kendisini özlemle andım. Dizinin adı zaten ‘Yalan Rüzgarı’ ablacım, biter mi?  Şimdi baktım sitesine bu hafta 9405’inci bölümü yayınlanıyor.

Meğer dizi 1973 senesinde başlamış. Wisconsin eyaletinin hayal ürünü Cenova şehrinde geçen, zengin Brooks ailesiyle, gariban Foster ailesi üyelerinin, dönüşümlü olarak sevgili olup düşman olduğu, aşk, entrika, yeniden aşk, yeniden entrika dizisi. Zannediyorum bizde gösterilmeye başlandığında artık, Brooks ailesi, Foster ailesi hep mevta olmuş,  Abbott  ailesi ile Newman ailesinin ilişkisi dalavereleri evresindeydi. En azından Eşli Ebot’tan dolayı öyle hatırlıyorum.

Amerika CBS televizyonunda halen devam eden dizinin orijinal adı ‘’The Young and the Restless (Genç ve dinmeyen)’’. Baş harfleri aynı olsun diye TRT de Yalan Rüzgarı diyerek bir trajedi daha eklemişti. 

Ama, beterin beteri var. ABD’de 1937 senesinde başlayan 15 yıl radyo tiyatrosu olarak devam ettikten sonra tam 57 sene de tv dizisi olarak yayınlanan ve ancak geçen sene 15761’nci bölümüyle sona eren The Guiding Light adlı dizi, tüm zamanların en uzun yayınlanan dizisi rekoruna sahip. Bu dizinin sonunda ne olacak görmeye ömrü vefa edemeyen kaç kuşak var biliyor musunuz? Sonunu göremeyenlerin arasında dizinin senaristlerinin de olması tek tesellimiz.

Bu uzun ömürlü dizilerin radyo tiyatrosu olarak başlaması tesadüf değil. İngilizce’de bu tür dizilere ‘soap opera’ deniyor. Bunu Türkçeye ‘sabun tefrikası’ diye çevirecek adama hemen kızmayın. Hayatımıza 1930’lu yıllarda radyo tiyatrosu olarak giren bu diziler, o kadar büyük ilgi gördü ki yeni bir reklam tarzı başlattı. Ariel’den Pantene’e, Gilette’ten Old Spice’a, Ivory’den Oral-B’ye envai temizlik ürününün sahibi olan dev sabun şirketi  Procter & Gamble ya da namı diğerle P&G, 1930’larda bu radyo tiyatrolarına sponsor oldu. Ahali de her bölümün başında sonunda reklamı yapılan bu sabun şirketine binaen ‘’soap’’, tefrikasına binaen de ‘’opera’’ dedi.

Öldüğü 2000 yılına kadar dünyamızda geçirdiği 99 yılda tam 664 aşk romanı yazan Barbara Cartland, giydiği pembe elbisesiyle, aşk romanlarını pembe ile özdeşletiren isim. Zaten, kitapları, ‘pembe koleksiyon’ diye anılıyor. İşte bizim televizyon erbabı, belki de işlerinin hamam muhabbeti sanılacağından endişe ederek ‘’sabun tefrikası’’ yerine Cartland’tan ödünç aldıkları ‘’pembe dizi’’ dediler bu türe.

Peki televizyon erbabı ‘’pembe dizi’’ diyor da ahali neden ‘Brezilya dizisi’ diyor? Hep Köle İsaura’nın yüzünden. ‘’Maşallah Köle İsaura’yı da biliyor’’ diye bıyık altından gülen mektup arkadaşlarıma rica ediyorum, daha fazla rencide etmesinler. Maria’yı bilen bunu da bilir.  Benim derdim bana yeter. Zamanında az çekmedik bu dizilerden.

Biz Brezilya dizisi diyoruz ama Güney Amerika’da bu türe ne ‘’Brezilya dizisi’’, ne ‘soap opera’ ne de ‘pembe dizi’ diyorlar. Genel adı ‘’novela’’.  Televizyonda yayınlanana ‘telenovela’ denir. İlk ‘telenovela’ Brezilya’da çekildi. Brezilya yapımı olan Köle İsaura bizdeki ilk Güney Amerika kökenli ‘novela’ olduğu için bizde, bütün Güney Amerika pembe dizilerine, ‘’Brezilya dizisi’’ deniyor.

Türkiye’de ‘’Brezilya dizisi’’ adı altında yayınlananların çoğu aslında Meksika bir kısmı da Arjantin yapımıdır. Meksika en fazla ‘novela’ ihraç eden ülke. Meksika dizilerinde hikaye hep aynıdır.  Kuzey Amerika’nın en büyük İspanyolca kanalı olan Telemundo’nun yöneticilerinden Patricio Wills, ‘’Hikaye hep aynıdır. Dizinin birinci bölümünün ilk 3 dakikasında öpüşen çiftin, dizinin sonunda kavuşacağını herkes bilir. Ancak senarist, işte o yeniden kavuşma ve öpüşme anına kadar 150 bölüm boyunca çiftin arasında durarak buna engel olur. Son bölüme kadar.’’ diye onaylıyor beni.

Meksika dizilerinde hep birbirine aşık esas oğlan, esas kız ve bir de aralarına girmiş kötü karakter vardır. Bunların tamamı illa ki evlilikle sona erer. Kötü karakter ya hapse ya da mezara…

Brezilya dizilerinin, pembe dizilerden en önemli farkı bitmeyi bilmeleri. Ortalama 120 bölüm civarında sürer ve biterler. ABD kaynaklı pembe diziler ise ‘’pehlivan tefrikası’’ gibi, bitmek bilmezler…

Tefrika kelimesini çok seviyorum. Selam vermezsem olmaz. Fransa’da 1800’li  yıllarda gazetelerin, politik ve ciddi haberlerinden ayrıca, yaşam/magazin sayfası diyeceğimiz ekler yayınlamaya başladılar. Bu ek sayfalar, ‘’feuilleton (yaprak)’’ diye adlandırıldı. Şinasi, Tercüman- ı Ahval’de verdiği bu bölüme, tefrik etmekten mülhem ‘tefrika’ dedi. Alman gazeteleri hala sanat ekleri için ‘’feuilleton’’ ifadesini kullanıyor. Ama günümüz Fransızcasında ‘’feuilleton’’ tamamen televizyonlarda bizim ‘pembe dizi’ dediğimiz yapımlar için kullanılıyor.

Gazetelerde ‘feuilleton’ geleneğinin ilk büyük yıldızı hiç şüphesiz Charles Dickens’ti. Viktoria Çağının bu ünlü İngiliz edebiyatçısı, yazdığı romanları 1833 yılından itibaren, gazete ve dergilerde ‘tefrika’ halinde yayınlayarak bir geleneği başlattı. 1930’larda radyo tiyatroları ilk yapılmaya başlandığında kullanılan eserlerin de Dickens’e ait olması tesadüf değil.

Bizim gazetelerimizde de, 20’nci yüzyılda ‘tefrika’ adı altında aşk, macera romanları yaygınlaşmaya başladı. Bizim Barbara Cartland’ımız olan Kerime Nadir’in aşk tefrikaları en meşhuruymuş. Bu tefrikalar genelde 4-5 ay sürer bitermiş.

Derken, Adalı Halil, Kel Aliço, Koca Yusuf, Kurtdereli ve diğer birçok pehlivanın hayatlarının ve güreşlerinin anlatıldığı tefrika akımı başlamış. Murat Sertoğlu, Sami Karayel gibi üstadlar, okuyucuyu hergün er meydanına hayalen götürüp, pehlivanın güreşini yaşatırmış. Bir el ense, bir boyunduruk, bir çırpma, bir dalma, bir kündeyi anlatmaları bazen 2-3 gün sürermiş. Doğal olarak da diğer tefrikalardan farklı olarak pehlivan tefrikaları öyle birkaç ay değil her biri 2-3 yıl sürermiş. İşbu sebeple biraz uzatılan hikayeye, biraz uzatılan mevzuya, bir de benim mektuplara ‘pehlivan tefrikası gibi’ deniyor.

Gel gör ki, ‘tefrika’ , muadili ‘’feuilleton’’ gibi televizyon çağına erişemedi. Eğer pehlivanlarımız da olmasaydı, hepten hayatımızdan çıkmış olacaktı.  

Hayatının büyük bölümünü ‘’soap opera’’ araştırmalarına vermiş televizyon yazarı Christopher Schemering, ilk defa 1985 yılında yayınlanan ‘’Pembe Dizi Ansiklopedisinin (The Soap Opera Encyclopedia)’’ önsözünde, dizi geleneğinin ‘Binbir Gece Masalları’’ ile başladığını savunuyor.

Fars Kralı Şehriyar, eşinin kendisine ihanet ettiğni öğrenince, bütün kadınlara karşı öfke ve nefretle dolar. Önce karısının kellesini vurdurduktan sonra, vezirinden kendisine her gece kendisine bir eş bulmasını emreder.  Gece beraber olduğu eşlerini şafakla beraber idam ettirir. Vezirin akıllı kızı Şehrazat bu katliama son vermek için, babasından kendisini gelin adayı yapmasını ister. Evlendikleri gece, Kral Şehriyar’a çok heyecanlı bir hikaye anlatır. Ancak tam şafak vakti hikayeyi en heyecanlı yerinde keser ve ‘’bu sadece geceleri anlatılabilecek bir hikaye’’ der. Hikayenin devamında ne olacağını çok merak eden Şehriyar, bu kez eşini öldüremez. Şehrazat kardeşi Dünyazad'in da katkısıyla her gece Şehriyar’a hikayeler anlatır ve tam şafak vakti hikayeleri en güzel yerinde keser. Böyle böyle tam 1001’nci geceye geldiklerinde artık 3 çocukları olmuştur ve Şehriyar artık Şehrazat’a güven ve sevgi duyarak bağlanmıştır. Binbir gecenin masalı, dilden dile kuşaktan kuşağa anlatılır olmuş.  

Dün akşam, Lost dizisinin finali sebebiyle ABD’de yaşanan çılgınlığı görünce hikayenin geri kalanı bir tarafa ama merak duygusuyla hepimizin birer Şehriyar olduğunu birkez daha anladım. Binlerce yılda çok da değişmemişiz. Dün gece efsanevi çizgi film Simpson ailesinin de 21’nci sezon final bölümü yayınlandı. Kendi final bölümleri olmasına rağmen onların bile gündeminde Lost vardı diyeyim de, çılgınlığın boyutunu varın siz tahmin edin. Gerçi, Bart Simpson’ın okul tahtasına yazdığı ve Lost’un sonunu deşifre ettiği cümle, Lostmania yaşayan medyanın Simpson ailesine ilgisizliğine Simpsonvari bir göndermeydi; ‘’ "End of Lost: It was all dog´s dream. Watch Us" (Lost’un Sonu: Hepsinin bir köpeğin (vincent) rüyası olduğu ortaya çıkıyor. Onun yerine bizi izleyin.)’’

Ben tabii ki Simpson’u seyrettim. Sonra da, birkaç hafta önce okuduğum bir araştırmadan hareketle televizyon dizilerinin insanlığı nasıl kurtaracağını anlatmak gayesiyle mektubun başına oturdum. Ama baktım ben tefrikaya başlayana kadar bölüm sonuna gelmişim. Devamını diğer mektuba bırakayım.

Cemal Demir - Haber 7
cemaldemir111@gmail.com

Yorumlar7

  • levonter petrosyan 15 yıl önce Şikayet Et
    lostun finali. millet daha izlemediniz mi. internette var. ben izledim. herkes ermiş muradına
    Cevapla
  • zekiye nebuhal 15 yıl önce Şikayet Et
    Aaahhh Aaaaah!. Neydi o güzelim kumandasız köle isaura lı günler. daldım gittim azizim. elinize sağlık güzel olmuş mektup. edebiyatın bu türüne bayılırım zaten. pembe, mor, ne renk olduğu önemli değil aslında dizilerin. bizlerden neleri koparıp aldığını bir görebilsek. eskiden akşam gezmeleri vardı, gündüz komşu gezmeleri vardı. yan komşumuzun derdiyle dertlenir, sevinciyle mutlanırdık. şimdi dizilerin yeni bölümünü kaçırmadık mı hayat bizim oluyor. oysa kaçırdığımız hayatın kendisi.
    Cevapla
  • Hasan Seyre 15 yıl önce Şikayet Et
    dokunulmazlara bir şeyde işlemez... Doğu orjinli hikayelerde insanlar..istedikleri ve dünyada görmek istedikleri rüyalarını..batılı gibi tenekeden değil..şişeden çıkan Süleymanın hapsettiği cinlerine yaptırırlar..Conan şu gerçeği söyler..kılıcımı yiyen ifritten kan çıkıyorsa..o iş benim için bitmiştir der..zaten batı aklı..reeli savunur..çanakkaledeki gibi üstüne bulut çöktüğünde kaybolmuş..taburlara..olağanüstülük yüklemez..olsa olsa gerçek bir olayda yok olmuş yada esir alınmıştır der..ama bizler anlatımlarımıza olağanüstülük yüklemek
    Cevapla
  • Hasan Seyre 15 yıl önce Şikayet Et
    Dış katmandaki gezegen KAMİNO... Şehriyar diyede adlandırılan 1001 gece masalları zannedersem Raif Karadağ üstad tarafından dilimize çevrilmişti.ilk okuduğum yıllar 1976 daydı..onu okuduktan iki sene sonra..köylü çarığımla iki bilet alıp girdiğim sinemadaki..tuhaf maskeli adamın filminde..Alderanın Ölüm yıldızı tarafından yok edilmesi..benimle beraber tarihin akışınıda değiştirdi..ilk defa evrendeki yalnızlığımı..ve Tanrılara karşı..beşeri mücadelemin ne kadar zayıf kaldığını farkettim..droidler, symbianlar, xwingler arasında kayboldum..
    Cevapla
  • güven kurtul 15 yıl önce Şikayet Et
    *. Lostçuları yerme ile "zaten insanoğlu ezelden beri böyle yahu ne eleştireceğim" arasında gidip gelen mektuba başlamdan evvel (acaba dizinin sonunu ağzından kaçırır da daha 5. sezonu izlemekte olan bu garibin şuncağız zevkini de çarçur eder mi) diye tereddüt etmedim değil lakin sözkonusu Cemal DEMİRse fazla düşünmeden dalıp buldum mektubun dibini. Yalnız,Lostun finali rüyayla filan alakalı ise_ki rüya sahibinin vincent olması şart değil_o takdirde okur-yazar ilşkimizi tekrar gözden geçireceğim :)
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat