Bir devrin bittiği gündeyiz...
- GİRİŞ10.08.2014 15:52
- GÜNCELLEME10.08.2014 15:52
Bugünden sonra halkın seçtiği ve iradesini halktan yana kullanan bir Cumnurbaşkanı’nın etkisini ve değişim gücünü göreceğiz. Bugün ortaya çıkan irade, devletin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamından başlayarak, devletin tüm birimlerine giden bir can suyu olacak mı? Bu birinci önemli sorumuzdur; ikincisi ise bu günden sonra Türkiye siyaseti nasıl şekillenecektir sorusudur.
Bütün bu değişime meydan okumaya çalışan siyasi partilerin, hiç şüphesiz yarından sonra eskisi gibi devam etme şansları yoktur. Peki onlardan doğacak boşluğu dolduracak siyasi yapılar hangi ekonomik (sınıfsal) sosyolojik ve siyasal temeller üzerine oturacaktır. Ben bugünden sonra Türkiye’de üç temel siyasi akımın öne çıkacağını düşünüyorum.
Yeni bir siyaset...
Birincisi bugün sandığa büyük oranda yansıyacak halkın iradesi ile belirginleşecek siyasettir. Bu siyaseti geleneksel sağ-sol ya da kapitalist modernitenin ürettiği -milliyetçi, muhafazakar, devrimci- gibi kavramlarla tanımlayamayız. Bu siyaset, 21. yüzyılın toplumsal hareketlerinin, yeni orta sınıfın ve bunun giderek yaygınlaşan bilgi ve teknoloji ağının siyasetidir.
Bu siyaset, 19. ve 20. yüzyıldaki bütün başkaldırı hareketlerinin anlatılarından esinleniyor ama onları da aşarak hem daha öncesi -semavi dinlerin ortaya çıkarken insanlığa vaz ettiği adalet hedefini ve onun özgün, bulunmaz kültürel, moral değerlerini- hem de sonrasını -orta sınıfın, refahın herkese ulaşması ve herkesçe paylaşılması olursa refah süreklidir bilincini- içeriyor.
Arap Baharı, bu siyasetin ilk nüvesi olarak başlamıştır. Hiç şüpheniz olmasın ki devam edecektir. Hem de en çok ezildiği yerden, Mısır’dan, daha güçlü başlayarak...
Yeni devlet...
Türkiye’de bu süreç daha özgün ve zamana yayılarak devam etmiştir ve etmektedir. Bu çerçevede Türkiye’deki değişim ile Latin Amerika’da darbe süreçlerinden çıkış ve bu anlamda yeni orta sınıflara dayanan siyaset önemli benzerlikler taşımaktadır. Bugün üç Latin Amerika ülkesinde -Arjantin, Brezilya ve Şili- olanlara bakın Türkiye’deki süreçle, siyasetle ve devletin değişimi ile çok önemli benzerlikler görürsünüz.
Bu siyasetin en önemli özelliği de, eski tekelci ve ‘dışarıya’ bağımlı büyük burjuvaziden boşanan yeni bir devlet yapısının ortaya çıkmasında öncülük etmesidir. Buna devletin demokratikleşmesi diyebilir miyiz bilmiyorum, ama kendi ulus pazar sınırlarını aşan ve vatandaşlarının haklarını daha etkin bölgesel politikalarla koruyacağına inanan, dışa dönen yeni bir devlet burada karşımıza çıkıyor ki, bu 20. yüzyılın içe dönük, ulusal pazarı korumaya kendini adamış ve bireyi hiçe sayan baskıcı soğuk savaş devlet modelinin antitezidir.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol