İşte karşınızda bin yıllık yeni ekonomi

  • GİRİŞ14.01.2015 09:49
  • GÜNCELLEME15.01.2015 09:21

Bu gelişmeleri ele almak adeta şu müthiş gündemde biraz zamanı durdurmak gibi oluyor ama bunu yapmak zorundayız; eğer ki yarını bugünden anlatmak ve anlamak gibi bir derdimiz varsa… 
Geçen gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Topkapı Sarayı’nda çok önemli bir açıklama yaptı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Vakıfbank’daki hisselerine bağlı olarak 10 milyar sermayeli bir katılım bankası kuracağını ve bunun çok önemli bir ekonomik güç olarak doğacağını söyledi Cumhurbaşkanı…   

Biliyorsunuz, Vakıflar Genel Müdürlüğü Başbakanlığa doğrudan bağlı bir kurum ama bu kurum belki de Osmanlı’dan bugüne gelen bir ekonomik kurumumuz ve bu anlamda sıradan bir genel müdürlük değil. 

Vakıfbank’ın çoğunluk hissseleri de,  (yüzde 58,5) Osmanlı’dan bugüne kadar gelen vakıf geleneğini temsil eden Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait. 
Aslını sorarsanız böyle de olması gerekir. Çünkü Vakıfbank’ın hisselerinin vakıf geleneğini temsil eden genel müdürlükten alınıp Hazine’ye devri, özünde yüzlerce yıllık bir ekonomi anlayışını sonlandırmak anlamına geliyor. 

Bize göre, hem Vakıfbank’ın hem de kurulacak olan katılım bankasının yönetimi-dolayısıyla çoğunluk hisseleri- Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde olmalı. 
Bu genel müdürlüğün başbakanlığa doğrudan bağlı olması da öze uygun bir yapılanma; çünkü kamusal (burada kamusal sözcüğünü devlet anlamında değil, sivil-halk-anlamında ele alıyorum) bir kurumun doğrudan seçilmiş iktidarın en tepesindeki icra gücüne bağlanması önemli. 
Şimdi bu konunun, ekonomide çok ama çok önemli stratejik bir yol ayrımına da tekabül ettiğini söyleyelim.  Yüzde 25’i halka açık olan Vakıfbank’ın genel müdürlük nezdindeki hisselerinin önce Hazine’ye devri sonra da bunların Hazine üzerinden özelleştirilmesi öyle basit bir olay değildir; ve basit bir olay olmadığı için de bu konu doğrudan devletin en tepesinin yani Cumhurbaşkanı’nın yakın ilgi alanına girmiştir. İsterseniz baştan alalım… 

IMF, Vakıfbank’ı neden istemez?

Vakıfbank’ın özelleştirilmesi, başından beri IMF’nin-küresel finans oligarşisinin- Türkiye’ye dayatması… IMF, Vakıfbank’ın özelleştirmesini, diğer iki kamu bankasından daha önemli buluyor. 2001 öncesi ve sonrası-özellikle Derviş’in Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı çerçevesinde- Vakıfbank’ın özelleştirilerek tasfiyesi, vakıf müessesesinin de, örtülü olarak tasfiyesi Türkiye’ye dayatılan en önemli şartlar arasındaydı. 
Ama, özellikle 2008’den sonra, Erdoğan Başbakan olarak, her üç kamu bankasının da özelleştirilmesini erteledi ve kriz öncesi görev zararları ile ünlü olan bu bankalar, 2008 sonrası, piyasanın önünü açan, karlı ve örnek kamu kurumları haline geldi. Böylece bu üç banka da, “kamunun elindeki işletmeler mutlaka zarar eder, ne pahasına olursa olsun mutlaka özelleştirelim” anlayışını yerle bir etti. Bu, aynı zamanda, Türkiye’nin “özelleştirme” meselesinin doğru bir yerden tartışılmasına yol açtı ve özelleştirme konusunda karşımıza üçüncü bir seçenek geldi. 

3. seçenek  

Bu üçüncü seçenek; devlet tekeli ve özel tekel dışında, kamu varlıklarının menkul kıymetleştirilerek doğrudan halka arzı ve milletin malı, değeri olan bu varlıkları, gerçek anlamda millete verme seçeneği idi. Nitekim, 2013’ün Şubat ayında, Erdoğan, otoyol ve köprü özelleştirmesini iptal etti. Bu özelleştirmeyi,  5 milyar 720 milyon dolarla Koç-Ülker ve Malezlayı UEM Group’tan oluşan konsorsiyum almıştı. 

Erdoğan, “bu rakam yetersiz; biz bunu halka arz edersek daha fazla gelir elde ederiz” derken yeni bir ekonomi modelini dillendiriyordu aslında. 
Artık Türkiye, özelleştirme ‘sorunsalına’ bir yağma ve servet aktarımı mekanizması olarak bakmıyordu. İşte 2013 yılı bu açıdan da milattı. Ama biliyorsuz aynı yılın yaz aylarında Gezi ve Aralık ayında da neo-consiyonist parelel çetenin darbe girişimi oldu. Küresel finans oligarşisi ve onların yerli mültezimleri, artık kamu varlıklarını istedikleri gibi yağmalayamayacaklarını  anlamışlardı. Şuna inanın, bugün üç kamu bankasından, şeker işletmelerine kadar kamuya ait olan her iktisadi varlığı yağmalamak için fırsat kolluyorlar. 
Bunun için her türlü bizans oyununu, darbeyi bile göze alırlar ve alıyorlar.  

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat