Eskisi gibi olmayacak; eskiyi silin aklınızdan…

  • GİRİŞ10.05.2015 09:04
  • GÜNCELLEME10.05.2015 09:04

Bunu görmek için şu anda küresel rezerv para olan dolardaki oynaklığa bakmak yeter.

Doların seyri bize yalnız ABD ekonomisiyle ilgili ipuçlarını vermiyor; önümüzdeki ekonomik ve siyasi çalkantıların da haberini veriyor. ABD’den gelen veri ve açıklamalarla dolar üzerinden, deyim yerindeyse, bir kriz yönetimi ve yönlendirilmesi yapılıyor. Ben ABD parasının, tam bu dönemde, özellikle bir istikrarsızlık aracı olarak kullanıldığını düşünüyorum. Dolar ve emtia fiyatlarındaki oynaklık, gelişmekte olan ülke ekonomilerinin toparlanmasını geciktirdiği gibi, piyasa görünürlüğünü engellediği ölçüde, kırılganlık oluşturuyor ve bu da ekonomik-siyasi krize kapı açıyor. Tabii bu durum, aynı zamanda, gelişmekte olanlardan gelişmiş ülkelere bir kaynak aktarımı anlamına da geliyor.

İki önemli husus…

Sonuçta burada bizim bilmemiz ve buna bağlı olarak önlem almamız gereken iki önemli husus var; birincisi bu bir yeni ekonomik savaş yöntemi ve sürecek, ikincisi dolara dayanarak yürütülen bu operasyon yalnız ekonomik amaçlı değildir; aynı zamanda, siyasi bir geri dönüş-restorasyon- sürecinin adımıdır da…
Bu iki temel amacın ayrıntısına geleceğiz ama biz, hatta genel olarak, gelişmekte olan ülkeler, burada ne yapmalı, bunu kısaca ele alalım.
Öncelikle burada gelişmekte olan ülkelerin, başta merkez bankaları olmak üzere,  tüm ekonomik kurumları 2. Dünya Savaşı sonrası oluşturalan Bretton-Woods Sistemi’ne göre yapılandırılmıştır. Biliyorsunuz IMF ve Dünya Bankası da bir Bretton-Woods kurumu olarak savaş bitiminden beri sistemi hem inşa etmiş hem de yönlendirmiştir. Bütün bu dönemde, Türkiye dahil olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerde iktidara, hangi siyasetçinin, hangi partinin geldiği önemli değildi; gelen IMF’nin reçetesi ve Dünya Bankası’nın yardım havuzlarıyla yönlendirilir ve bunların dayattıkları olurdu.

Bozulan oyun ve karşı oyunlar…

Bu Türkiye’de Erdoğan’la Brezilya’da Lula ile, G.Kore gibi Pasifik Asya ülkelerinde ise etkin başkanlık sistemleri ve benzer uygulamarla aşılmaya başlanmıştır. Ancak, yine Türkiye dahil olmak üzere, bütün bu ülkelerde devletin tüm kurumlarında yeni, piyasa mekanizmasını etkin işletecek, dışa tam açık adil bir ekonominin ya da büyüme modelinin temelleri tam anlamıyla atılamamıştır.
Örneğin Türkiye’de 2008 yılından itibaren, yine o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iradesiyle çok önemli ve stratejik dönüşümler gerçekleşmiş ve ülkede çözüm süreci, alt-yapı yatırımları, ulaşım, sağlık ve nihayet savunma sanayi ve enerji alanlarında adeta devrim gerçekleşmiştir.
Bu “sessiz devrim” le yeni ve dinamik bir orta sınıf yeşermiş ve bu sosyal dinamik şimdinin beşeri sermayesinin de kaynağı olmuştur.
Ama Türkiye, özellikle 2012 ve hemen sonrasında Gezi, 17 Aralık gibi darbeci kalkışma ve komplolarla da bu yoldan geri döndürülerek yeniden “eski” içe kapalı, kavruk ve dayatılan her şeyi kabul eden, siyasetinin iplerinin dışarıda olduğu bir ülkeye çevrilmek istenmiştir. Bu gerçeği bugün, bu ülkede olup da, çıkarı için gözlerini kapamayan herkes görür, görmesi lazım.

Devamı için tıklayın >>>

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat